Agusto

Agusto
Dört büyük roman üstüne iki şişe şiir içmişiz.
Sinop üni
Malatya-Sinop
Malatya, 10 Mayıs
265 okur puanı
Kasım 2019 tarihinde katıldı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Charlie’ye “Şu an bizi Türkiye’den de dinliyorlar, onlara ne söylemek istersiniz?” diye sorar. Bu radyo sunucusunun ve programın amacı biraz da Türkiye’yi Amerika’nın yanında Almanlara karşı savaşa almaktır. Charlie durumu anlamıştır.Dünyaca meşhur o konuk ise sunucunun savaş çağrısı amacıyla sorduğu bu soruya tüm Türkiye’yi şaşkınlığa uğratacağı şekilde cevabını verir: “Elbette, onlara bir Nasreddin Hoca fıkrası anlatmak istiyorum.” O anda radyoyu dinleyen herkes çok şaşırır; dünyaca ünlü bu adam nasıl olur da Nasreddin Hoca’yı bilebilir ki? Tüm dinleyiciler anlatıya kulak kesilir: Hocanın bir gün kapısı çalınır... Hoca kapıyı açar, gelen komşusudur. – Hoca, eşeğini ödünç alabilir miyim, der. Hocanın eşeği vermeye niyeti yoktur. – Eşeğim burada yok, diye cevap verir. Komşu arkasını dönmüş tam gidecekken, ahırdan eşeğin anırması duyulur. Bunun üzerine komşu sinirlenip, Hocaya döner: – Hoca! Hoca! Utanmıyor musun şu sakalınla yalan söylemeye, der. Nasreddin Hoca ise şu yanıtı verir: – Be adam! Bana mı inanıyorsun yoksa ahırdaki eşeğe mi? Charlie Chaplin bir es verir ve devam eder: Beni Türkiyeden dinleyen hayranlarıma söylemek istediğim şey şudur: İnsanlar artık bir karara varsın! İnsanlığın sesini mi dinleyeceksiniz, yoksa eşeklerin mi?
Büyük Diktatör filminin final konuşması
“Kusura bakmayın ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil. Kimseye hükmetmek, veya kimseyi yenmek istemiyorum. Elimden gelse, herkese yardım etmek isterim: Yahudi, dinsiz, kara tenli, beyaz tenli... Hepimiz birbirimize yardım etmek isteriz. İnsanlar böyledir…  Birbirimizin sefaletinin değil, mutluluğunun gölgesinde yaşamak isteriz. Ne nefret etmek ne de hor görmek isteriz birbirimizi. Bu dünyada herkese yer var. Bu dünya ana herkesi doyurabilecek kadar bereketli. İstesek, yaşam güzellik ve özgürlükle dolu olabilir, ama bizler yolumuzu kaybettik. Açgözlülük insanların ruhunu zehirledi, aramıza nefret duvarları ördü, bizi sefalete ve kan dökmeye sürükledi. Dünya hızlandıkça bizler yükselen duvarların arkasına saklandık. Bolluk vaat eden makineler bizi doyumsuzluğa itti. Bunca bilgi içimizde artniyet ile fesat, bunca zekâ ise katılık ve merhametsizlik doğurdu. Çok düşünür ama az hisseder olduk. Makinelerden çok insanlığa ihtiyacımız var, zekâdan ziyade merhamet ve şefkate. Bu değerler olmaksızın yaşamımız şiddete bürünür, biz de pusulamızı şaşırırız.  Uçakla radyonun icadı bizi birbirimize yaklaştırdı. Bu gibi buluşların özünde, insanın iyiliğine, evrensel kardeşliğine ve birlikteliğine dair bir haykırış vardır. Şu anda bile sesim milyonlara ulaşıyor - masum insanları hapse atan ve işkence eden bir sistemin kurbanlarına, milyonlarca umutsuz erkek, kadın ve küçücük çocuklara sesleniyorum; beni duyabilen herkese sesleniyorum:  Umutsuzluğa kapılmayın.  Üzerimize çöken bu felaket, insanoğlunun gelişmesinden korkan, katı yürekli ve açgözlü yöneticiler devrinin bitmek üzere olduğuna işarettir. İnsanoğlunun nefreti geçer, diktatörler ölür... Ve halktan gasp ettikleri güç halka geri dönecektir. Ve ölüm varoldukça, özgürlük asla yok olmayacaktır.  Askerler! Bu
“Konuşursam beni sadece İngilizce bilenler anlayacak! Ama sessiz bir filmi herkes anlayabilir. Ve dünya Amerika’dan ibaret değil!”
Einstein: “Sanatınız hakkında en çok hayran olduğum şey evrenselliğiniz. Tek kelime bile etmiyorsunuz ama bütün dünya sizi anlıyor.” Charlie: “Evet doğru ama sizin şöhretiniz çok daha muazzam. Çünkü kimse ne dediğinizi anlamıyor ama yine de bütün dünya size hayran.”