• Ey İmtihan-ı Yusuf …!
    Cemalinin nuruna bakarken gözlerim.
    Yusufa feda edilen parmaklar misali,
    Gönlümü sana feda edesim var.
    Firkatinin narı düşerken yüregime,
    Ömrümü yoluna hibe edip ölesim var.
    Ey Yazgısı Ömrüme kazılanım
    Leylime rahmet bildiğim, sıdk ile sevdigim.
    Kabilden kalma yüreklerde, Habilin kalbini canlandıran yarim
    Ey benim kölesi oldugum,
    Ey benim tasviben ömrüme yusuf bildiğim gitme.
    Vaveylalar düşerken leylime,
    Züleyha misali kalbim yine pürmelal.
    Ey İmtihan-ı Yusuf..!
    Canıma can bildigim, dimağımın devri ikbali
    Sensiz tarifsizim !
    Ezelden levhi mahfuza ebedim diye yazılan yazgım..
    Yusufum gözlerin suskun bir nehir,
    Yüregin durgun bi ırmak..
    Akmayacakca gönlün ömrüme göm beni gözlerinin dehlizine.
    Ey İmtihan-ı Yusuf…!
    Üşüyorum sensiz biten her şiirin içinde
    Yüreğimdeki kör kuyular yusuf-u sabır ile bekler..
    Zuleyha misali ebedi Aşk’ı bekler …
    Ah Suret-i Nur ..Düş yüregimin kuyusuna yusuf misali.
    Heybemde senden öte söz gözümden senden ala yaş yok.
    Sen yusufum ol, Ben yanmaya razı züleyha…!
    Ey İmtihan-ı Yusuf …!
    Kimseler anlamadı ah-u figanımı,
    Yüregimin zindanına zuhur eden yar anlasın,
    ömrümü saran hüzün anlasın..!
    Aşka ağlayan gözler anlasın, Mevsimi hazan anlasın
    Ebed-i Aşk’a talib olan anlasın
    Sen anla beyhude ömrümün imtihanı
    Sen ANLA …
    Ey imtihan-ı Yusuf..!
    Her aşk bir bir C’an götürürmüş, ne Gam..!
    Yüregimden t’aşan aşkın kaynagına dayanan sensin ey can!
    Viran ömrümün umudunu nurunla tamamla an be an..!
    Ey imtihan-ı Yusuf..!
    Vakurdur bu Aşk !
    Varlık sana feda iken ..
    Züleyha kimliğim yokluğunun hafızı olmuşken,
    Yusuf-i benligin kimde yar …!!
    Ah alem-i nurlara gark eden
    Sen cana cefa olup gidensin.
    Züleyha yüregimde bizar ateşi yakansın ..
    Sen imtİhan diyorsun
    Ben ihanet biliyorum firkatini.
    Gönülgahımın yaralı mahremi
    Ya dönmelisin ya gömmelisin beni.
    Ey imtihan-ı Yusuf
    Haydi gönül ipini sal derinlere.
    Hafaza melekleri şahit olsun halvetimize.
    S’akla bizi yusufun iffetinde, Züleyhanın zindanında.
    Yitir bizden gayrı ne varsa!
    Hüzünki bu aşkın vekaleti
    Vuslatımız olsun kefareti.
    Ölüler içinde dirilsin yeniden aşk
    Yusuf yüzünde züleyha sözümde!
    EY İMTİHAN-I YUSUF / öMR’ÜME SUNULAN sabır, virdim misali çekiyorum yürek kuyusunda....
  • 192 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Bazı kitapların özel bir yeri var ruhumda. Onlardan biri Aylak Adam. Yıllar geçmiş ilk okuyuşumun üstünden. Olaylarını unutmuşum. Yalnız, hissettirdikleri duruyordu bende. Anlat deseniz anlatamam, içimde bir özlemle, gidip aldım.

    Başta karmaşık gelen tarzı, karakterleri kafada oturtup alışınca çok sevilesi. Tüm sokakları, köşe başları zihnimde. Kesinlikle sıkmayan betimlemelerle canlandırıyor her şeyi Yusuf Atılgan.

    Bay C.'ye gelince, çoğunluktan farklı; bakış açısıyla, beklentileriyle. Kendini "aylak" olarak nitelendirmesinde geçmişinin etkisi büyük.
    Alâlade, sıradan diyebileceğimiz şeylere yüklediği anlamlar, aradığı o saf sevgiye dair içinde tuttuğu umudu benim için unutulmaz kılıyor onu.

    Ben ikinci kez tanıdım Bay C.'yi ve biliyorum tekrar özleyeceğim. Her okuyuşumda da "âh be!" diyeceğim.
  • Saat dördü gecenin uykudaydı yıldızlar
    Rüzgar yaman vurdukça yorgun tepeler sızlar
    İki aslan parçası döndü operasyondan
    Sırılsıklam oldular,üşüdüler bir yandan
    Süratle abdest alıp başladılar namaza
    Yasin dedi gidip de bakayım yaramaza
    Ağır şartlar, sonunda hanıma çark etmişti
    Yuvasını dağıtıp evini terk etmişti
    Beş yaşındaydı Yusuf, sevimliydi oldukça
    Bakıcı gelir idi sabah fırsat buldukça
    Bayburt'taki annesi yatalaktı Yasin'in
    Yüzü de somurtgandı ağabeyi Tahsin'in
    Kıyıp da veremedi Yusuf'u ellerine
    Bir bakıcı buldular Mardin'de evlerine
    Salih'in de Maraş'ta bir tek anası vardı
    Babasının yüzünü güç bela hatırlardı
    Kara gözlü Salih'im iki gündür uykusuz
    Bayburtlu Yasin ise çok yorgun aç ve susuz
    Her biri bir an önce uyumak istiyordu
    "Allah'ım yurdumuzu koru şerden" diyordu
    Tam yatağa uzandı,gözü azdan dalmıştı
    Ardı kesilmeksizin telefonu çalmıştı
    "Sus artık be telefon" dedi çalarsın niçin?
    Uzanıp aldı ele tezden kapatmak için
    Baktı ki annesiymiş arayan gözü doldu
    Durduk yerde aramaz yoksa bir hâl mi oldu?
    Aradı annesini hayır olsun diyerek
    Çoktandır aramamış affını isteyerek
    Anası bakmaksızın boynundaki ağrıya
    Panikle cevap verdi bir an önce çağrıya
    Dedi "Yavrum üç defa rüyada gördüm seni
    Peygamber'im giydirdi elleriyle kefeni
    Hayır olur inşallah gözümü uyku tutmaz
    Ağrı sızı değil de hasret beni uyutmaz
    İyi misin,hoş musun ne yer de ne içersin?
    Dualarım sizinle Mevla'm kolaylık versin
    Ne zaman geleceksin Bayburt'a sen izine
    Bizi hasret bırakma Yusuf'umun yüzüne"
    Dedi ki "Merak etme anneciğim bizleri
    Hele şu terör bitsin tezden dönelim geri
    Burada olmak bizim alnımızın yazısı
    Dinsin diye burdayız anaların sızısı"
    O esnada Salih'in telefonu da çaldı
    Salih ise deliksiz derin uykuya daldı
    Müsaade istedi çağrıya bakmak için
    Telefona öfkeyle dedi çalarsın niçin
    Baktı ki arayana yazıyor Komser Hasan
    Ulan bir çift söz derdim amirimiz olmasan
    Açtı "Buyur amirim Salih uyumuş çoktan"
    Dedi "Kusura bakma görev çıktı hiç yoktan
    Teröristler pusuya düşürmüş Osmanları
    Kurtarmaya acele etmeliyiz onları
    Salih'i de uyandır geç kalmayalım lütfen
    Bu saatte aramak hiç de istemezdim ben"
    Yasin, Salih'i sarstı pek derindi uykusu
    Dedi "Uyan be Salih yine kurulmuş pusu
    Osman ile ekibi zor durumda kalksana
    Bizim şu Çelik Hasan demin söyledi bana"
    Salih zorla da olsa yatağından fırladı
    Yasin de silahını doldurup hazırladı
    Üstü başı iyice kurumamıştı daha
    Görev kutsal diyerek sarıldılar silaha
    Karakoldan bir araç geldi sokaktan aldı
    Araç da kaygan yolda kayacaktı az kaldı
    Gönlüne Yusuf düştü Yasin'in bir ah çekti
    Gün yüzüyle yavrusun ne zaman sevecekti
    Bir de rüyası geldi annesinin,fikrine
    Döner dönmez bir daha arayacaktı yine
    Bir vadiye geldiler tehlikeli yer idi
    Yanlarında amiri, Çelik diyorlar idi
    Dört beş araçtan daha başka polisler indi
    Ekipleri görünce Osman hayli sevindi
    Teröristler çapraza almıştı üç kişiyi
    Biri yaralanmıştı, şükür durumu iyi
    Kaçmaya yeltendiler,gelince yeni ekip
    Bizim Yasin birini etmek istedi takip
    Ateş açıp nihayet indirdi başlarını
    Döndü çağırmak için tüm arkadaşlarını
    O esnada tepeden mermi geldi sırtına
    Düştü doğruldu tekrar bakamadan ardına
    Salih yetişti hemen kucakladı dostunu
    Yarayı sarmak için biraz yırttı üstünü
    Bir can daha yakmıştı kuduz itler kaçmadan
    Araçlara bindiler ağzı bıçak açmadan
    Dayan Yasin diyordu dolu dolu gözleri
    Salih dedi bulalım tezden pansuman yeri
    "Hastaneye gidecek zaman yok dayanamaz
    İnşallah daha fazla yaraları kanamaz
    Ulaşalım evvela Nevşehirli doktora
    Adı neydi adamın ya Burhan'dı ya Bora"
    Doktorla sözleştiler bir sağlık merkezinde
    Aklı,zihni donmuştu telaştan herkesin de
    Salih de komseri de gözünü yumuyordu
    Bir an önce hayırlı haberler umuyordu
    Bir an dayanamadı atıldı içeriye
    Yasin'den bir manidar bakış kaldı geriye
    Bir şey söyleyecekti elvermedi lisanı
    Allah diye haykırıp teslim eyledi canı
    Komser Hasan yıkıldı,en çok Salih ağladı
    Osman da kabahati kendisine bağladı
    Göz gözü görmüyordu,ciğere kor vurunca
    İçi sevgiyle dolu koca bir kalp durunca
    Beraber ne belalar atlatmıştı bu canlar
    Gözlerinden film gibi şeritle geçti anlar
    Salih yıkıldı hepten bayıldı düştü yola
    Oğlu görmesin diye Yasin'i karakola
    Götürdü omuzunda iki polis sırtlayıp
    Salihse uzun zaman uyudu ayılmayıp
    Ne oldu bana diye hafızayı yokladı
    Birden bire Yasin'in resmini kucakladı
    Acısı tazelenip tekrar düştü sineye
    Nasıl haber vereyim o zavallı anneye
    En iyisi bu işi amirim halletmeli
    Beklemek çok yararsız emniyete gitmeli
    Toparlanıp ofise uğradı taksi ile
    Meğer acı haberi çoktan vermişler bile
    Sonra birden aklına Yusuf düşünce yersiz
    Dedi o yavrucağız olanlardan habersiz
    Bir başına ne yapar acaba şimdi evde
    Muhakkak babasını biliyordur görevde
    Eve dönüp çocuğa nasıl anlatsam dedi
    Babasını sormaz mı nasıl atlatsam dedi
    Ekipden arkadaşı eve kadar bıraktı
    Yaya gidecek yol da Bağdat kadar uzaktı
    Yasin'siz bu sokaktan adım atmamıştı hiç
    Bu vedayı hesaba yazık katmamıştı hiç
    Velhasıl odasına baktı Yusuf'un lakin
    Göremedi çocuğu ortalık da pek sakin
    Sağa sola bahçeye baktı telaşa düşüp
    Komşuları yetişti feryadına üşüşüp
    Garip bir durum vardı,onlar da görmemişti
    Komser de telefonda haberim yok demişti
    Nasıl olur, nereye giderdi ki aniden
    Her tarafı telaşla arıyordu yeniden
    Bu esnada durmadan telefon çalıyordu
    Yasin'in abisinden mesajlar geliyordu
    Ya gönderin çocuğu ya biz gelip alalım
    Böylesi kara günde nasıl rahat kalalım
    Salih tamam ben onu gönderirim diyordu
    Tahsin illa bir tarih konulsun istiyordu
    Anlatamadı gitti içinden geçenleri
    Hem konuşup hem hızla arıyordu her yeri
    Bakıcıyı aradı bakmıyordu cebine
    En sonunda bir haber gönderdi ekibine
    Yusuf için seferber oldu bütün birlik de
    Mardin'i baştan sona aradılar birlikte
    Evvela bakıcının kapısını çaldılar
    Üç günden taşındığı haberini aldılar
    Bütün şüpheler şimdi çekildi üzerine
    Kadın için malumat verdi amirlerine
    Sonrasında soluksuz bütün Mardin arandı
    Hastanede cesetler teker teker tarandı
    Ekiplerce şehirin çıkışları tutuldu
    Yaşam durdu bir anda Yasin de unutuldu
    Mardin Kenan'a döndü Yusuf'u yuttu sanki
    Birileri kuyuda onu unuttu sanki
    Sabaha dek arandı bir tek işaret yoktu
    Bu ıstırap Salih'in bağrına düşen oktu
    "Gardaş emanetine sahip çıkamadım ki
    Yüzüne doya doya dönüp bakamadım ki"
    Günler geçer Yusuf'dan ne haber var ne de ses
    Yusufçuk dönmeyince kahıra düşmüş herkes
    Bayburt'ta da acılar ikiye katlanmış hem
    Bir ocakta iki köz,bir evde iki matem
    Ninesi günden güne eriyip,hasta düşmüş
    Bu karanlık günlerin ışığı dosta düşmüş
    Şingah'tan yirmi yiğit koşup gelmiş Mardin'e
    Bütün Bayburt tutuşmuş yavrucuğun derdine
    Ne bir iz var ne haber bunca zamandan beri
    Zaman durdu saniye geçmez oldu ileri
    Ardı kesilmeksizin telefon çaldı birden
    Üşenerek eline aldı olduğu yerden
    Yabancı bir numara Salih abi diyordu
    Sesi boğuk geliyor bazen kesiliyordu
    Dedi ki "Duydum meğer Yusuf'u aramışsın
    Gece gündüz demeden her yanı taramışsın
    Merak etme ben onun annesiyim bilinsin
    Amcası alır diye istemedim bulunsun
    Yanımda afiyette, bakmayın kusuruma
    Ailemin yanına döndüm ben Erzurum'a"
    Başından kaynar sular aktı Salih'in birden
    Telefonu fırlattı duvarlara sinirden
    Öfke,sevinç ve hüzün derin indi bağrına
    Hem mutluluktan uçtu,hem çok gitti ağrına
    Şehidin emaneti çıkmıştı gün yüzüne
    Şimdi doyabilirdi gönlündeki hüzüne
    Saat dördü gecenin uykudaydı yıldızlar
    Rüzgar yaman vurdukça yorgun tepeler sızlar

    Garip Önder
    Bayburt
    12.06.2018
  • 148 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Hayat işte,

    Ne umarsın ne bulursun.

    Adalet Ağaoğlu kitabı almak için çıktığım yolda Ahmet Kaya ile karşılaşmam ile sonuçlanan bir hayat...
    Oturduğum ilin ünlü sahaflarından; İnsancıl'da almıştım soluğu çünkü Adalet Ağaoğlu okuyacaktım merak etmiştim. Bir etkinlik daha da istahımı açmıştı.
    Kitapçıya girince hemen rafları meraklı gözlerle aradım lakin istediğim kitap yoktu, tükenmiş.
    İçimi bir hüzün kapladı, ben mi geç kalmıştım onunla o büyük yazarla tanışmak için yoksa başka kışlara mı ertelemeliydim bu isteğimi?
    Hayır, hayır bulmalıydım belki arkalarda kalmıştı da benim boyum yetmemiştir diye kendimi oyaladım tutunduğum bu umut ipinde, küçük bir kedi misali kendimi.

    Yılmadım, daha çok baktım raflara bir adet Kutlu, bir adet Halikarnas Balıkçısı ve de Hayaloğlu elimdeydi kapıdan çıkarken. Bulamamıştım " Fikrimin İnce Gülü"nü.

    Hayaloğlu, hayallerin oğlu...
    Beni o an çekti içine satırlarında kayboldum.
    Şu satırlarından etkilendim:

    "Yüzünün bu son hali
    Ah!.. Yüzünün bu masum hali
    Biliyorum... Hep aklımda kalacak"(syf: 103)

    Neden almıştım bu kitabı?. Çünkü şiirler beni çekiyordu. Çünkü gerçekti satırları; bizdendi, içimizden insanın içine ok gibi saplanan sert şiirleri vardı. Öyle bir çırpıda okunabilecek bir kitapta değil, her satır sindirilmeli dimağımızda. Acı, tatlı bir lezzet bırakmalı damakta. Öyle okunmalı işte...
    Arkadaşım kitaptan rastgele bir sayfa açtı sıcağı sıcağına, Ahmet Kaya'yı buldu bizimle konuşuyordu. Şaşırdı kaldı o da ben de. Nutkum tutuldu.
    Bize bas bas bağıran o şiir:

    "Üstüm başım toz içinde
    Önüm arkam pus içinde
    Sakallarım pas içinde
    Siz benim nasıl yandığımı
    Nerden bileceksiniz? "(syf: 109)

    Okudukça araştırdıkça anladım ki bu büyük şair o güzel sanatçının hem akrabası hem de söz yazarıymış.

    Sizleri o güzel şarkı eşliğinde selamlıyorum.

    https://youtu.be/erNoUAkv83w

    Sevgiyle kalın dostlar...
  • https://youtu.be/7yQI2mUX7Rc


    "Ah! Annem hiç bu kadar mesut olmamıştım.."

    "Bende kızım."
    "Dikkat et kızım olur mu, öğrencilerini; benim, seni sevdiğim gibi sev kızım."

    "Elbette ki, onlar benim kuzularım," "keşke babam yaşadaydı anne, bu günleri görseydi."

    "Görüyordur bitanem benim, görüyordur."
    "Yerlestiğinde ara olur mu yavrum?"

    "Merak etme annem, yerleştiğimde seni de alacağım yanımda, canım sıkılır, yüreğim daralır sen yokken.."

    "Tamam kızım hadi uğurlar ola.."

    Yolculuk esnasında pekte sıkılmamıştı Aysun Öğretmen... yollar uzasada yaninda ki Bedriye Teyze ve torunu Berivan arkadaşlık etmişlerdi yol boyu, mavin bazen ikramlarda bulunur, bazen otobüs şöförü arabest yordamıyla, Tatlıses'ten Hakkı Bulut'a türlü sarkılarla eslik ettirmişti.. Tabii lorke lorke de eşlik etmezse eksik olurdu...

    Bir hafta geçmişti aradan okul dönemi başlamıstı.. Aysun Öğretmen, öğrencilerini kuzum diye ses seslenmesi... tat almak için çok şey lazım değildir. Öğretmen mesleğinden evvel kalbinde ki samimiyeten zatenn güçlü bir kızdı...

    Bir gün Yusuf ayağı kalktı, öğretmenin başı öne eğilmiş, cocuklara yaptığı sinavın değerlendirmelerini yapmak için sıraya diziyordu, çantasında değerli hediyelerle...

    "Hocam!"

    "Efendim Yusuf?"

    "Biliyor musunuz?"

    Öğretmen cam gibi ışıldayan meraklı gözlerle...

    Sizi çok seviyoruz öğretmenim.. arkadaşlarla aramızda bir hediye aldık size, umarım beğenirsiniz.. -Yusuf sırasından çıkmış, öğretmene doğru yönelmişti. - - -

    Kapı açıldı, iki silahli adam girdi içeri..

    "Çocuklar oturun yerinize, öğretmene mesaj bıraki gideceyik."

    "Sizde kim oluyorsunuz?"

    "Öğretmen! Dinle. Burada fazla durma ve çek git, kendi iyiliğin için git. Bu hevalları sen mi adam edeceksin?"

    Arkalarını dönüp gittiler..

    "Çocuklar sakin olun.. oturun yerinize, gittiler.."

    Yusuf:
    "Öğretmenim gidecekmisiniz?"

    "Çocuklar, kuzularım... Bende bu can Rabbim de o sonsuz nur... ben emanetim ile yasarım.. ," "hadi bakim sinavlarınizı okuyacağım."

    1 ay sonra gece saat 11.00

    Köyde, gürültü patırdı kopuyordu.. Aysun öğretmen, okul yanında ki ufak bir lojmanda kalıyordu. Üzerine bir şeyler alıp köyün ortasına kadar yürümeye başladı, evlerde ışıklar yanmış... insanlar sokakta, etrafta onlarca silahlı adam...

    İnsanların toplandığı alana koştu. "Siz ne yapıyorsunuz..?"

    "Öğretmen bumudur?"

    "Budur baskan."

    "Öğretmen geç sende şöyle, mesaj belli ki iyi işitilmemiş..."

    "Siz ki olduğunu saniyorsunuz?"

    "Geç dedik ögretmen, uzatma.."

    "Şimdi beni iyi dinleyin, bir defa sòyliyacagam," "bu oğretmen burada olursa, evvela muhtar! Seni.. sonra da buradaki çocukları tek tek vuraram.."

    Askerler köye vardığında saat sabahın döndüydü. Muhtarın evine vardılar.. bir kaç soru ardından mevzilendiler... sabah 7 gibi tekrar köyden ayrıldılar. Öğretmene dedikler tek şey, "isterseniz sizi, başka yere aldıralım" olmuştu.

    "Bu çocuklar da okuyamayıp dağa mı çıksınlar komutan? Ben o zaman kendi ellerimle katil mi vereyim? Bu çocuklar okuyacak! Ben bu dağlara kellemi koydum da geldim, onların istediği cahil kalmaları, kanması cabuk olsun.. Ben buraya gelmeden evvel her şeyi öğrendim de geldim. Çocukların aileleri ünüformali askerler öldüruyormuş gibi gelen teröristler... zorla dağa kaldırılan çocuklar... başkan dedikleri çiyanlara peşkeş cekilen 12 yaşında bebeler. Ben ölür de gitmem komutan.."

    Bunları komutana söylerken, komutanın gözleri duman çökmüş, yağmura hazırlanan bulutlar gibi olmuştu... donuk, titrek ses tonu ile askerlerin moralino bozmaktansa, el isareti ile gidiyoruz demekle yetindi.
    Komutan Yüzbaşı Tuğrul, omuzuna apoletlerini arada takardı. O bu günlerden biriydi. Muhtara ters bir göz dağı ile bu kadından (bir kız bile senden delikanlı) utan manasında bir mesaj birakmıştı...


    İki gün sonra ders saatiydi.. kapı kırılmasına sınıfa gören dört adam, kapıda bekleyen dört adam. Köyü sarmış, sekiz adam daha..

    "Öğretmen, topla eşyalarını, evine tainin çıktı, de hayde.."

    "Çıkın sınıftan Allahsızlar.. siz asla ne bir Kürt ne bir insan.." çaatt...

    "Çıkartın ögretmeni dışarı.."

    "Şimdi size söylüyorum. Ögretmen de dinlesin..."

    Yusuf'u Melike'yi ve de biraz daha ufak olan Mehmed'i bir de Zelal'ı okulun ortaya yerine dikti diz üstü...
    "Söyle ögretmen önce, hangisine sıkayım?"

    "Defolun, birakin yavrularımı defolun.." -öğretmen gökgürültüsü vd ince bir tiz sesi ile öğle ağlıyordu ki, annenin evlada agladığı gibi..- - (köylüler de öģretmene üzülmüşlerdi)

    Yerinden kalkıp koşarak çocuklara koşarken, askerler de pusu atmışlar catısma başlamıştı.

    (Anlık bir refleks ile silahını çevirmeye hazırlanan adam, tetiğe basmış, Zelal'a giden kurşun, Öğretmen Aysun'un hamlesi ile ardı ardına biri sırtından kalbine, diğeri ise bacağına saplanmıstı...)

    "Öğretmenim..."

    Çocuklar öğretmenin etrafına toplanmış... çoktan silah sesleri unutulmuş... öğretmen kurtulacak ümidi ile konuşmaya çalışıyorlardı...

    Melike:
    "Babaaaa koş anam vuruldu koş.."

    Akif Bey öğretmenin dibine çökmüştü, gözlerde yaş, kafasını sağa sola sallayarak, şehit edilen Aysun öğretmenin, dibinde hüngür hüngür ağlamaya başladı.. ardından biri daha koşa geldi. Çocuklar sıniflara hayde çabuk... çocukları oradan uzaklaştırmaya çalışıyordu....
    Kadim TATAROĞLU

    *Böyle bir hikayeyi anlatmayı hiç istemezdim...
    *fedakâr öğretmenlerimizine...
  • Ah be hayat;
    16.cüz gibi zor olsanda,
    17.cüzde rahatlatıyorsun
    19.cüz gibi karışık olsanda bana bi yerde tanıdık geliyorsu,
    Yusuf süresi gibi telafüz edemiyoru,
    Ama bazen
    Rahman süresi gibi eğlenceli oluyorsun.
    Rabbim bakara süresi gibi uzat ömrümuzu
    Ama
    Fatiha kadar öz olsun