• İmam Ahmet B.Hanbel (rah.a.) der ki: "Kelam ilmiyle uğraşanlar ebedi felaha ulaşamazlar. Kelamla uğraşıp da kalbinde şüphe bulunmayanlar nadirdir."
  • #TariheYönVeren100Lider

    #SiyasiTarih #İlberOrtaylı
    Büyük İskender
    Julius Sezar
    Büyük Kostantin
    Selahaddin Eyyubi
    Cengiz Han
    Osman Gazi
    Fatih Sultan Mehmet
    Kristof Kolomb
    Ferdinand Macellan
    Babür şah
    Evliya Çelebi
    George Washington
    Napolyon Bobapart
    Abraham Lincoln
    Mahatma Gandi
    Vladimir İlyiç Lenin
    Mustafa Kemal Atatürk
    Adolf Hitler
    Nelson Mandela

    #DiniTarih #TayyarAltıkulaç
    Hz. Musa
    Hz. İsa
    Hz. Muhammed ( s.a.v.)
    Aziz Augustina
    İmam Ebu Hanife
    İmam Mâlik
    İmam Şafii
    İmam Ahmed B. Hanbel
    İbn-i Sina
    Gazali
    Fahrettin Razı
    İbni Arabi
    İbnül Muhattar Hilli
    Mevlânâ Celalettin Rumî
    Thomas Aguinas
    İbn-i Haldun
    Desiderius Erasmus
    Martin Luther
    Ahmet Cevdet paşa
    Muhammed Abduh

    #ekonomi #finans #NevzatYalçıntaş
    Adam Smith
    Mayer Amschel Rothschild
    Karl Marx
    John D. Rockefeller
    Alfred Marshall
    Henry Ford
    Sakichi Toyoda
    Rosa Luxemburg
    John Maynard Keynes
    Friedrich August von Hayek
    Vehbi Koç
    Ray Kroc
    Milton Friedman
    A.W. Philips
    Sakıp Sabancı
    Michael Rubens Bloomberg
    Steve Jobs
    Bill Gates
    Daron Acemoğlu

    #Sanat #Edebiyat #DoğanHızlan
    Dante Alighieri
    Leonardo da Vinci
    Mimar Sinan
    Michelangelo Buonarroti
    Cervantes
    Shakespeare
    Itri
    Johann Sebastian Bach
    Mozart
    Beethoven
    Balzac
    Dostoyevski
    Augustine Rodin
    Osman Hamdi bey
    Van Gogh
    Picasso
    Charlie Chaplin
    Sergei M. Eisenstein
    Alfred Hitchcock
    John Steinbeck
    Nazım Hikmet
    Yaşar Kemal
    Yılmaz Güney

    #Bilim #Teknoloji #CihanSaçlıoğlu
    Arşimed
    Newton
    Gottfried Leibniz
    Antonie Lavoisier
    Carl Friedrich Gauss
    Michael Faraday
    Darwin
    Gregor Mendel
    Louis Pasteur
    Maxwell
    Dimitri Mendeleyev
    Robert Koch
    Edison
    Tesla
    Einstein
    Niels Bohr
    Johann von Neuman
    Cahit Arf
    Alan Turing
    Francis Crick
    Rosalind Franklin
    Feza Gürsey
    Aziz Sancar
  • Te'vil kişinin Kur'an tefsirine kendini yorumunu katmasıdır.(Tefsir nakildir Te'vil yorum) bunda iki görüş çıkmıştır Ehli Hadis(direk nakilciler) ve Ehli Rey(nakil yorumcular) ehli hadis ayetlerin tefsiri konusunda Kuranın kuranla kuranın sunnetle ve kuranın sahabe ve ondan sonraki basamaklarin yorumu olarak görmüşlerdir. Ehli reyde direk kabul değil yorumlanmasını istemiştir bu fark bundan olusmustur. Ehli Hadis en bilinen temsilcileri imam Ahmet b. Hanbel ve imam idris Safii Ehli reyin en onemli temsilcisi Imamı Azamdir. Ehli Reyde tekfir göremezsin Imami Maturidi'nin meshur sözü sebeyle Te'vil varsa tekfir yoktur demiş ama kendileri Ehli Rey mensupları çok fazla tekfir yapılmıştır. En çok nasibini alanda Imami Azam olmustur. Günümüze gelince Hanifi-maturidi çizgisinde olan insanlarda tekfir var. Bu cizginin ne kadar daraldığını gösteriyor
    Hcrt.ct
  • Emevilere Karşı diğer bir Cephe: Köktenciler

    Emevilere karşı en ciddi muhalefet cephelerinden birisi, onların inanç, ibadet ve muamelât alanındaki bazı görüş ve uygulamalarını bidat kabul edip tekrar saadet asrı (altın çağ) veya selef-i sâlihîn olarak gördükleri Hz. Peygamber, sahabe ve sonraki kuşak (tâbiîn) dönemine dönmek isteyenlerden oluşuyordu. Problemlerin çözümünü geçmişin geleneksel hayat biçimlerinde (Asâr) veya sünnet adı verilen dinî tecrübede arayan bu kesim Abbasîler döneminde güçlü bir taraftar kitlesi edindi. Dinin anlaşılmasında zahirî bir söylemi öne çıkaran ve lafız-mânâ ilişkisinde lafzı önceleyen, dinî nasslarda mecazı reddeden, akla, kelâm ve felsefeye karşı yoğun bir mücadele içine giren bu kesim Hadis Taraftarları olarak isimlendirildi. Başta İmam Mâlik ve taraftarları, Ahmet b. Hanbel ve taraftarları, İmam Şafiî ve taraftarları bu grubun içerisinde yer aldı. Bu hareket Abbasîlerin ilk yüzyılında ve Mutezilenin mahkûm edildiği yıllarda, “selef-i sâlihîn” adını verdikleri altın çağı Hz. Peygamber ve sonrasındaki ilk üç nesil ile sınırlandırdı. Bundan sonraki nesiller ve tarih, onlara göre, her geçen gün daha kötüye gitmekte ve kıyametin kopmasını hazırlayan olumsuz alâmetlere sahne olmaktaydı. Kötü gidişattan Müceddid veya Mehdi yoluyla kurtulma fikri bu kesimler arasında da büyük ilgi gördü. Bu beklentilerin meşrulaştırılması için Mehdilik ile ilgili rivayetler, 9. asırdan itibaren hazırlanan hadis külliyatına girdi. Bu dönemin dinî tecrübesi ile ilgili veriler hadis, sünnet veya âsâr adı altında toplanarak zengin bir edebiyat oluşturuldu. Bu kesimler, zengin edebiyatları ve daha sonra bazı siyasilerin desteği ile Ehl-i Sünnet’in toplumsal tabanını oluşturan halk kitlelerini ve onların İslâm yorumlarını derinden etkiledi. Gelenekçi-Muhafazakâr kanat, bir dönem Abbasî devletinin din politikalarına karşı olduğu kadar Ebu Hanife reyciliği ve Mutezile akılcılığına da karşı oldular. Bedevi toplumunun kültürel izlerini taşıyan Hâricîlik ile Arap kültürünün etkisinden kurtulamayan ve metnin zâhirine sıkı sıkıya bağlı kalan Hadis Taraftarları, iman anlayışı, bazı noktalarda Müslümanları tekfir, ibadetlerin terki hâlinde zora başvurma ve güç kullanma konularında birbirine yakınlaştılar. Nassları anlama ve hayatı yaşamada lafızcı ve şeklî bir anlayışı savunmaları dolayısıyla her iki söylemi, Zahirilik adı altında birleştirmek mümkündür. Hâricîlik, Emeviler döneminden sonra bir çözüm yolu olmaktan çıkmış ise de Zâhiriliği esas alan ve şiddete başvuran kesimler hep olmuştur. Özellikle Hanbelilik, Zahirî anlayışın en aşırı uçlarında yer alan ve zaman zaman şiddete başvuran bir harekete evrilmiştir. 18. asırda ortaya çıkan Vehhabîlik ve günümüzdeki Selefi akımları da böyle bir evrilmenin sonucudur.

    Sönmez KUTLU
  • Umeys’in kızı Esma’dan nakledildi. Dediki:

    Resulüllah (s.a.v) bir gün Hz. Aişe (r.anha)’nın evine girdi. Kızkardeşi Esma yanında idi. Üzerinde vücudunun hertarafını örten ve yenleri geniş bir elbise vardı. Resulüllah (s.a.v) onu görünce kalkıp dışarı çıktı. Hz. Aişe (r.anha) kızkardeşine “buradan uzaklaş Resulüllah (s.a.v) sende hoşlanmadığı bir şey gördü” dedi. Hz. Esma uzaklaştı arkasından Resulüllah (s.a.v) içeriye girdi.Hz. Aişe (r.anha) niçin kalkıp gittiğini sordu. Resulüllah (s.a.v) de elbisesinin yenini sadece parmakları görünecek şekilde ellerinin üzerine çekerek şöyle cevap verdi:

    “Kızkardeşini görmedin mi? Müslüman bir kadın şurasından başkasını gösteremez." (Mecmeu’zzevâid nr:4168)

    Usame b.Zeyd (r.a) nakletti. Dedi ki:

    “Resulüllah (s.a.v) Dihye’tül- Kelbi’nin kendisine hediye ettiği mısır kumaşlarından sık dokunmuş bir elbiseyi bana giydirdi, ben de onu hanımıma giydirdim. Resulüllah (s.a.v) daha sonra bana sordu: ne oldu Mısırdan gelen elbiseyi giymiyorsun? Dedim ki, ey Allah’ın Resulü ben onu hanımıma giydirdim. Resulüllah (s.a.v) buyurdu ki, altına pijama türünden bir şey giymesini ona emreyle. Çünkü ben o elbisenin kemiklerinin hacmini belli etmesinden korkuyorum.” (Ahmet b. Hambel) müsned

    Ibn-i Abbas (r.anhuma)’dan dediki:

    “Resulüllah (s.a.v) kadınlardan erkeklere benzeyenlere, erkeklereden de kadınlara benzeyenlere lanet etti.” (Buhari nr:5751, ebu Davut nr:4098, Ahmet b.Hambel nr:3149, Nesei nr:9161)


    “Ümmetimin son dönemlerinde bir takım adamlar olacaktır. Erkekler gibi eğerlerin (bineklerin) üzerine binip cami kapılarına ineceklerdir. Hanımları ise giyinik uryandır, (giyinik çıplaktır), başları üzerinde arık deve hörgücü gibisi vardır. Onalara lanet edin. Zira onlar lanet olunmuşlardır.” (Ahmet b.Hambel - müsned nr.6786, Ibn-i Hibban sahih nr:5655-7347)


    Hz. Âişe'den rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir'in kızı Esmâ ince bir elbise ile Allah Resulunun huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu:

    "Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çagına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir." Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti." (Ebu Davûd, Libâs, 31). "Allah Teâlâ ergin kadının namazını başörtüsüz kabul etmez" (İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259)


    "Erkeğin avret yeri göbeği ile diz kapağı arasıdır." (Ahmed b. Hanbel, II/187). "Diz kapağı avret yerindendir." (Zeylai, Nasbu'r-Raye, I, 297).

    Sahih-i Müslim'de Ebû Hüreyre (r.a.} tarafından bir rivayette Peygamberimiz (s.a.s), giyindiği halde açık olan, yani ince ve şeffaf elbise ile dolaşan kadınların Cehennemlik olduklarını, Cennetin kokusunu bile alamayacaklarını bildirirler. (Müslim, Libas.-125.)

    Harbın oğlu Züheyr bana anlattı: Bize Cerir Sehl’den o da babasından o da Ebu Hureyre (r.a)’den nakletti. Ebu Hureyre (r.a) dedi ki:Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdu:

    "Ateşlik iki sınıf insan ki ben onları henüz görmedim. Yanlarında sığır kuyruğu gibi kamcılar olup insanları onlarla döven topluluk ve biri de bir takım kadınlar topluluğudur ki bunlar giyinik, çıplaktırlar. Görenleri yoldan saptıran ve kendileri de haktan sapanlardır. Başları bir tarafa sarkan deve hörgücü gibi olacaktır. Bunlar cennete giremiyecekler. Kokusu şu kadar, şu kadar yürüme mesafesinden alındığı halde, bunlar cennetin kokusunu da bulup alamıyacaklardır." (Müslim - sahih bab: libas ve’l- zineh hadis nr.3971)

    Alkame bin Ebi Alkame annesinin şöyle dediğini rivayet eder:

    "Abdurrahman'ın kızı Hafsa'nın başında, saçını gösterecek şekilde ince bir başörtüsü olduğu halde Hz. Âişe'nin huzuruna girdi. Hz. Âişe başından örtüsünü alarak ikiye katladı, kalınlaştırdı." (Muvatta', Libas:4)

    Hz. Ömer (r.a.) ise, cam gibi şeffaf olmasa da, giyindiği zaman altını iyice belli eden elbisenin kadınlara giydirilmemesi hususunda mü'minlere ikazda bulunmuştur. (Beyhakî. Sünen, 2:235)

    İmam Serahsî bu nakilden sonra, kadının giydiği elbise çok ince de olsa yine aynı hükmü taşır, şeklinde bir açıklama getirir. Daha sonra da, "Giyindiği halde açık" olan mealindeki hadisi kaydeder ve şöyle der: "Bu çeşit bir elbise şebeke (ağ) gibidir, örtünmeyi temin etmez. Bunun için yabancı erkeklerin bu şekilde giyinmiş bir kadına bakması helâl olmaz." (el-Mebsût, 10:155)

    "Kadın örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker." (Tirmizî, Radâ, 18).

    Hz. Âişe (R.anhâ)'dan nakledilen;

    "Allah Teâlâ erginlik çağına ulaşan kadının namazını başörtüsüz kabul etmez." (İbn Mace, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160) hadisi saçları da kapsamına alır.

    Hz. Âişe (r. anhâ) ilk başörtüsü uygulamasını şöyle anlatır:

    "Allah ilk muhâcir kadınlara rahmet etsin onlar; "Baş örtülerini yakalarının üstüne taksınlar..." (en-Nûr, 24/31) ayeti inince, etekliklerini kesip bunlardan başörtüsü yaptılar."

    Yine Safiyye binti Şeybe şöyle anlatır: "Biz Âişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettik. Hz. Âîşe dedi ki:

    "Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nûr sûresinde "Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar..." ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah'ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı." (Buharî, Tefsîru Sûre, 29/12; İbn Kesîr, Muhtasar, M. Alî, es-Sâbûnî, 7. Baskı, Beyrut 1402/1981, II/600).
  • "Ey Allah'ım! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl, bizi Ramazan'a kavuştur. "
  • 'Öyle Bir Zaman Gelecek Ki İnsanlar Söz Söylerken İneklerin Ağızlarını Geviş Getirdiği Gibi Konuşacaktır.'(Ağzını Yaya Yaya Kelimelere Artistik Hava katmaya Çalışanlar Gibi)

    (Ahmet b. Hanbel Rivayet Etmiştir)