"Doğru insan", büyük ölçüde birlikte inşa edilen bir şey; aynı insan biriyle felaket, başkasıyla huzurlu olabiliyor çünkü. Yani mesele, ikinizin arasında kurulan şeyin sağlıklı olup olmadığı.
Hepimiz doğru insanı arıyoruz ama kendimizin o kişi için doğru insan olup olmadığını pek sormuyoruz. Denklemin hep bir tarafına bakıyoruz; "Karşımdaki bana uygun mu?" diye. Peki, sen şu an birinin huzur bulabileceği bir insan mısın? Kendi yaralarını taşıyan, kendiyle barışmamış biri en doğru insanı da bulsa o ilişkiyi yorabiliyor çünkü. Doğru insanı tanımanın en sağlam yolu, önce kendini tanımaktan geçer; çünkü ne istediğini bilmeyen biri, doğru insan karşısına çıksa bile onu yanlış sanıp kaçabiliyor ya da kötüye alıştığı için huzuru sıkıcı bulup tanıyamıyor. Yani soruyu dışarıya sormadan önce bir içeriye sormak lazım gibi geliyor bana.
Şule Gürbüz'ün "Bazı şeyler düşünerek değil, üzülerek öğreniliyor." sözü insan ilişkilerinin de özeti gibi geliyor bana. Kimin kim olduğunu konuşurken değil, kırılırken öğreniyorsun. İnsanlara dair en doğru fikirlerini de onları severken değil, onları oldukları gibi görmek zorunda kaldığında ediniyorsun.