PAUL: Evet. Aynı zamanda geniş bir dağarcığın var. Bir de seksisin. Seninle konuşmak da güzel. Gerçekten dinliyorsun.
HILDY: Heeey. Dur. Geri al. Seksi mi? Ben.
PAUL: Evet. Sen.
HILDY: Benim neyim seksi?
PAUL: Detay mı vereyim?
HILDY: Evet. Sonradan bu bilgilere ihtiyacım olabilir.
PAUL: Saçların. Dudakların. İnce, zarif parmakların. Genel olarak dış görünümün. Evan Keefe'in beyin ölümü gerçekleşmiş. Ya da başka bir şeyin ölümü.
PAUL: Bir de utanınca kızarman var.
HILDY: Peki. Sıra sende. Sen de bariz şeylerle başlamalısın. Ve belden aşağı imalarda bulunma. Daha düz iltifatlarla devam et. Kızlar öyle şeylerden hoşlanır.
HILDY: Neden bu kadar bekliyorsun?
HILDY: Bana neden öyle bakıyorsun?
PAUL: Anın tadını çıkarıyorum.
HILDY: Her neyse, hoşlandığım asıl insan Paul. Hassas olan. Gerçeği söyleyen, resimler çizen, bana ikinci şans veren.
PAUL: Bu hoşmuş.
HILDY: Ve işte yine ortaya çıktı.
PAUL: Ondan kurtulamıyorum. Tanrılar biliyor ya, denedim.
HILDY: Ama şu da var. Henüz bitirmedim. Sanırım burnunu çeken çocuk da benden hoşlanıyor.
PAUL: Öyle mi dersin?
HILDY: Evet. Bob dışarıda kaslarını göstererek kalabalığı uzaklaştırırken ben Paul'u gördüm; pencereye vuruyor, "Hildy, gel beni kurtar! Kurtar beni!" diye bağırıyordu.
PAUL: Sesi o kadar yüksek çıkıyor muydu?
HILDY: Onu terk edeceğimden korkmuştu.
PAUL: Küçük hanımının parlak zırhıyla gelip onu kurtarması mı gerekiyormuş?
HILDY: Evet. Aşağı yukarı.
PAUL: Pek erkeksi değilmiş.
HILDY: Yani evet.
PAUL: Ama ondan yine de hoşlanıyor muydun?
HILDY: Hala hoşlanıyorum. Evet.
PAUL: İyi bir cevaptı. Biraz da tuhaf.
HILDY: Haklısın, öyle olması gerekir. Ama bu durumda içerideki burnunu çeken kişi Paul olur. Bununla bir sorunun var mı?
PAUL: Bunu kaldırabilecek bir erkeğim.