Bazı açılardan her ne kadar rüyada uçmak gibi özgürleştirici olsa da bir bedenimin olmamasından hiç hoşlanmamıştım. Bedenler iyiydi. Bedenler insanlara nerede olduklarını ve neler yapabileceklerini söylerdi. Güvenebileceğim bir bedenimin olmasını daha şimdiden ciddi anlamda özlemiştim.
"Sen buna değersin. Biliyorum. Bir şeyleri yüzüne gözüne bulaştırdığın zaman bile. Çünkü Tanrı biliyor ya, ben de bir şeyleri yüzüme gözüme bulaştırıyorum."
Kolunu omzuma sarınca sızlayan başımı ona yaslayıp gözlerimi yumdum. Böylece etrafımızda gülüp konuşan birkaç düzine insan yokmuş gibi davranabilirdim. Lastik kokan gri ve çirkin bir depoda değilmiş gibi. Dünyada Lucas ve benden başka kimse yokmuş gibi.
Çocukken koşup dizlerimizi yaraladığımızda bakireler, "Ağlamak çirkindir," diye bağırırdı. Ağlayınca yüzünüz kızarır. Hiçbir erkek ağlayan bir kız istemez. Her zaman mutlu ve kaygısız olmalısınız. Bu yüzden ağlamıyorum. Ağlamadan da kendimi hırpalayabiliyorum.