• Hayat; bazen bize acımasız yüzünü çok erken gösterir . Biz henüz hayata yeni alışmaya çalışırken kalbimizi delip geçen acılarla baş başa kalırız . Etrafımız ne kadar kalabalık olursa olsun ruhumuz hep yanlız. Yapayalnız bir kalabalıkta öylece yaşamı sürüklemeye çalışırız. Bu hayata gelirken ; ailemizi ,yaşadığımız toplumu seçme şansımız yok. İyi bir aile de doğmuş olmak bir çocuk için büyük bir avantaj. Sosyo-ekonomik düzeyi gelişmiş bir toplumda büyümek yine büyük bir avantaj. Lakin hayat herkese aynı avantajları sunmaz . Kimileri düşük sosyo-ekonomik toplumda , çok kalabalık bir ailede ,eğitim seviyesi düşük bireylerle yetişmek zorunda kalıyor . Yaşama gelmek demek düşmeyi , yaralanmayı koşulsuz kabul etmek demektir. Bu hayatta kapanmayan bazı izler kalır bizler büyürüz ama içimizdeki yara bere yerli yerinde durur .

    Bunca kaosun içinde büyük bir güç de var "sevmek ". Sadece içten bir sevgi bütün yaraları sarabilir . Sevgisiz bir ailede büyüyen her insan , ruhundan yaralanarak yoluna devam eder . Kimi iyi insan olur kimi kötü . En nihayetinde iyinin de kötünün de ortak bir noktası vardır. Sevilmeyen başkasını sevmeyi de bilmez .

    Zeze'nin hikayesini okumaya başladığımda beni bütünüyle içine çekti . Büyük bir burukluk yüreğimin taa ortasında bana eşlik etti . Beş yaşında bir çocuğun acının kıyılarında dolanıp onu kimsenin anlamadığı bir dünyada tek başına olduğunu hissetmesi kadar ürkütücü olan ne olabilir. 186 sayfalık bu kitapta zeze'nin elinden tutup yürüdüm her yerde . Yediği dayaklarda bende şiddete maruz kaldım . Her ağladığında bende ağladım . Onunla birlikte güldüm . Mutlu olduğunda kendimi mutlu hissettim . Dostunu kaybettiğinde günlerce hasta yattığında dostluğun ne olduğunu öğretti bana . Zeze içimde derin bir boşluk ve yara bıraktın .


    Çocuklarımız; çocuktur .değerlidir . Sadece zeze değil bu ülke de onun gibi küçük yaşlarda şiddete maruz kalıp çalışmak zorunda kalan milyonlarca küçük yürekli çocuk var . Açlığın yoksulluğun içinde bir lokma ekmek için canından olanlarda var . Sayamayacağımız kadar aç insan var . Kitabın verdiği mesajlar net . Biz kıymet bilmiyoruz ne nimetin , ne dostluğun , ne de sevginin zerre kıymeti yok. Kaybettiğimizde anlarız o da ayrı bir ironi .

    Bu kitabı; ebeveynler , öğretmenler , öğrenciler , büyük ,küçük herkesin okuması ve kendine düşen mesajları alması gerekir . Çok şey var kitapta. Anlatılandan çok öte mesajlar var. Lütfen çocuklarımızı sevelim , onlara verdiğimiz sevgi , ilgi onların ilerde benliklerini kazanmalarında büyük bir etken olacaktır . Bir çocuğa sarılmak, onu dinlemek , gözlerine bakıp heyecanına ortak olmak , onunla vakit geçirmek bunlar hep bedava .

    İyi okumalar.
  • Sırplarla boşnakların adil olmayan savaşını bir kadının gözünden okuyoruz
    Her açıdan bir katliam olan savaşın açtığı en derin yaraları, yıkılan hayatları aile bağlarını, 20. Yüzyıla rağmen yaşanan vahşeti iliklerimize kadar hissetiriyor
  • İnsanın en büyük trajedisi bir zamanlar çocuk olmasında yatar ve unutmayın aile yaraları hiçbir zaman iyileşmez.
  • Yazar dediğin ömrü bavulunda yakın akraba.
    Murathan Mungan
    Sayfa 91 - Metis Yayınları
  • Biz az çok aynı türdeniz, dedi Aomame içinden. Yaşam sürecinde her birimiz fazlasıyla ağır bir yükü omuzlamak zorunda kalmışız.Madam ' ın söylediği gibi biz tek bir aile gibiyiz.Derin yürek yaraları şeklinde ortak noktalarımız var, eksikliklerimiz var. Sonu gelmeyen bir savaşı sürdüren büyük bir aileyiz.
    Haruki Murakami
    Sayfa 374 - Doğan Kitap
  • SENDE SONUÇSUZ KALAN BİR ŞEY BENİ MEZARA GÖTÜREBİLİR.

    Kafkanın elinden mektubun orjinali
    https://hizliresim.com/WDXYqY

    Bu mektup her ne kadar Kafka'nın babasına yazılmış olsa da, tam anlamıyla bir otobiyografi olma özelliğini sırtında taşır. Virginia Woolf eserlerinin bir çoğunda insancıl sanat kavramı üzerinde durur. Kafka'nın da bir çok eserinde bunu görüyoruz. En azından benim okuduğum Dava, Dönüşüm ve bilhassa bu eser özelinde bunu söylemem mümkün. Kafka insancıl sanat kavramını uygularken, kendi üretkenliğini de eserlerine yansıtır. Kafka'nın eserlerini yayımlatmak gibi bir derdi olmayışı onun samimiyetini de arşa çıkarır. Kısa yaşamı boyunca verdiği eserler içerisinde olmazsa olmaz yere sahip mektuplarında saf bir özlemle karşılar bizi. Eleştirir, özler, yargılar, açıklar vs vs. En çok içten içe kavrayış ve kendini açığa vurma derinliği ile mektuplarını yazmıştır. Duygularını, düşüncelerini belli bir kalıba oturturken kendine belli de bir sınır çizmiştir. Bu eserinde özellikle bir çok şeyi açıklayamayacağını dile getirir.

    1919 yılının Kasım ayında babası, Hermann Kafka'ya yazdığı 47 sayfalık mektubunda, Hermann'ın ilişkiyi aktif olarak reddetmesi, zehirleyici bir güç olması, baba - oğul ilişkisinin yabancılaşması noktasında aldığı derin yaraları takip ediyoruz. Felice Bauer'a olan ilişkisinin sona ermesini de yine babasına bağlar Kafka. 36 yaşında kaleme aldığı bu mektupta bilfiil hayatında kötü giden her bir olguyu babasına fatura etmekte. Şiddetli bir hayal kırıklığı, bastırılmış çocukluk, korku, tehdit, onay alamama ruhsal olarak kaçışı hızlandırmıştır.

    Bir insanın ilk okulu, çevresi, yolu, yordamı ailesidir. Bir nevi aile bir çocuk için başlangıçtır. Aslında insan ruhsal sıkıntılar dışında iyi bir aile eğitimi alırsa kötüye meyil etmeyecektir. Kafka'nın korkularından örülü bir cehenneme benzettiği evde, babasıyla olan kötü ilişkisi hayatındaki başarısızlığa açıklık getiriyor kendi nezdinde. Annesinin çocukları ve eşi arasında kurduğu köprünün yetersizliğinden de dem vuruyor ancak annesine herhangi bir suç yüklemiyor. Mizaç farklılıklarından kaynaklanan acı, ebeveyn ve çocuk arasındaki güç eşitsizliği ile birleşince Kafka içselleşiyor ve kendi kurduğu dünyasına siniyor. Yalnızlaşıyor, yalnızlığını bertaraf etme adına kronik bir suçlu olarak görüyor kendini. Otorite, sağlam temeller kurmak adına değil bir temeli yok etme adına baş gösteriyor.
    Musmutlu huzurlu kalın.

    https://www.youtube.com/watch?v=o_oAKi-MIx0
  • Sana Kapıldım
    Laurelin Paige
    İki karekteri de sevmedim. İkisi de çekici gelmedi. Amaçları yaraları, birbirlerini bulmaları ve istekleri içten değildi. Ama kitabın çekici yani buydu sanırım. Kızın içinden geçenler yaptıkları garip geldi. Böyle birileri vardır tabi etrafımda olmasa da ama adamın onun çaresizliğini kullanarak kendine çekmesine izin vermesine gıcık oldum. Akıllı kadın diye yazılmis ama yaptığı hiç bir şeyde akıllı okuduğunu görmedim.
    Hikayeye gelirsek zengin bir adamın evlilikten kurtulmak için başka biri ile ilişki teklif etmesi. Ve tamamen kendini birine bağlanma hastası okudukça ikisinin de yaşamlarının çekilmez olduğunu anlıyorsunuz.
    Alayna hiç sevmedim
    Hudson Cıx hiç çekici gelmedi
    Konusu olarak diğer kitaplara benzese de merak edip okuyorsunuz özelikle aile konusunda tüm kitapları aşmış iyi yönde değil tamamen kötü yönüyle neyse daha fazla yazmayım ikinci kitaba başlamak ve ilişkinin devamında neler yaşadıklarını öğrenmek istiyorum özelikle Cecelia nin durumunu/ kim olduğunu sormayın okumadan anlatamam/