• «Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
    Akdeniz' e bir kısrak başı gibi uzanan
    bu memleket bizim.
    Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
    ve ipek bir halıya benziyen toprak, .
    bu cehennem, bu cennet bizim.
    Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
    yok edin insanın insana kulluğunu,
    bu davet bizim ...
    Yaşamak bir ağaç gibi tek ve h ür
    ve bir orman gibi kardeşçesine;
    bu hasret bizim . . . »
    Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 90 - ADAM YAYINLARI, 1992
  • Akdeniz'in en büyük fırtınası ve en kuvvetli rüzgarının adı Provezza'dır. Denizdeki yelkenlilerin ve içlerindeki denizcilerin mukadderat ve canları bu fırtınalar imparatorunun elindedir. Herhalde hazret birkaç gün sonra esmeye hazırlanıyordu. Göklerde işaretlerini gösteriyordu. Ne var ki Provezza en büyük kasırgasında bile salt şairdir. Biz baldırı çıplak denizciler, kral ve kraliçelerin saraylarını, taçlarını, tahtlarını mücevheratlarını seyredemeyiz. Fakat o akşam Provezza batı göğünün turuncu kapılarını, inen güneşe pek geniş açtı. Binlerce asırlar, devler kadar heybetli ve uzak renk parçalarıyla bulutlar yavaş yavaş sarmaş dolaş olarak gidiyorlardı. Kayığ baktım, pembe yelkenlerini kuğu göğsü gibi kabartarak ve uzun gölgesini kararıp menekşe rengi alan sulara salarak, sanki başka bir renk alemine gidiyor ve batının engine açılan kapısına doğru yol alıyordu. O an, bütün yaradılışta bir duraklama vardı. Ne bileyim, düşünceli bir hal o! O lahzadaki güzelliklere kıyas, resimlerini gördüğümüz taşlı ve tahta İmparator ve krallar birer soytarı olamadıkları gibi; imparatorlukları da karşımızdaki azametin muvacehesinde birer çöplük mesabesinde kalırlardı.
  • Akdeniz sahillerinde kimse kimseye hangi dili neden konuştuğunu sormazdı.Birinin dilini sorgulamak,onunla arkadaşlıgın, dostluğun bitmesi anlamına gelirdi. Cok kimlikli insanlar ve savrulmuş hayatlar birbirine girince böyle bir kural oluşmuştu
  • Hacca Gideyim de Arapları Zengin mi Edeyim ?

    Peygam beri Arap olan bir millet niye Arapların zengin olmasını istemiyor anlamış değilim?

    Marlboro içip Amerika’yı zengin etmekten zevk duyarlar, üç kuruş bulunca Avrupa turlarına çıkarlar, en fakirimiz bile her yıl Akdeniz sahillerinde anadan üryan tatil yapıp para harcar ama sıra hacca gelince Araplar’ı bahane ederler.
    Bir insan dört yıl Antalya’ya gitmeyince hac parası biriktirir, hesap bu kadar basittir ama yine de postmodern bir çeyrek
    Müslüman olarak fetvamı vermekten çekinmeyeceğim: Evet, size uzun uzun haccın güzelliklerini anlatmayacağım.
    Lan, anlayışı kıt herifler! Evet, Allah böyle istiyor. Hacca gidip Arapları zengin etmek Müslümana farz tamam mı? Utanmaz, rezil adamlar, artık bu numaraları yemiyoruz, gözünüz hacda değil, laf üretip duruyorsunuz boyu posu devrilesiceler.
  • - Amerika'nın bulunmasından önce yerlilerin yarattıkları ile Asya, Afrika insanlarının buluşları arasında akrabalıklar var. Birbirlerinden habersiz miydiler gerçekten? Yoksa Kristof Kolomb'dan önce Amerika'ya geçenler mi oldu?
    "
Kristof Kolomb'un Amerika’yı adım atışından 2023 yıl önce, Brezilya'da bulunan Parabia nehrinin kıyısına bir taş dikilir. Taşın üzerinde neler yazılı olduğunu okursak Necati Cumalı'ya yanıt vermiş oluruz:
    "Biz Merchant King (Tüccar Kralı) kentinden gelen Sidonyalılarız. Deniz bizi bu uzak adaya sürükledi. Kral Hiram 19 yaşındayken Tanrı ve Tanrıçalara bir genci kurban ettikten sonra denize açıldık. On gemi ile birlikte iki yıl sürece yol aldık. Sonra, Baal Tanrısının emri ile onlardan ayrıldık. Böylelikle 12 erkek ve 3 kadın bu Demir Ada'ya geldik. Reisleri olan ben, geri dönecek kadar korkak bir adam mıyım? Hayır! Tanrı ve tanrıçalar yardımcımız olsun."
    Pierre Marc ve Michal Brix'in birlikte hazırladıkları "Yeni Dünya'nın Keşfi Kolumbus" adlı kitabın önsözünde yer alan Kolomb hakkındaki şu sözler doğru değildir:
    "Tarihteki ilk kaptan olarak o hiç bilinmeyen okyanusta bir gidişgeliş yolu buldu." Brandeis Üniversitesi'nde Akdeniz Medeniyet Tarihi'ni inceleyen bölümün başkanı Cyrus Gordon,
"Kolomb'dan Önce" kitabında Milattan önceki devirlerde eski ve yeni dünya arasında bir köprü kurulduğunu ispat eder. Yani, Kolomb'un yol aldığı okyanus hiç de "bilinmeyen" sular değildi. Arkeoloji'nin gelişmesiyle Orta Amerika'da bulunan Kolomb öncesine ait zenci kafatasları da, yalnızca Avrupa değil, Afrika ile Yeni Dünya arasında da, bir "gidişgeliş" yolu olduğunu kanıtlar.
Kolomb'dan yıllar önce Amerika'yı ziyaret edenler arasında Japonlar da vardır. Arkeologlar, Ekvator'da Milattan önce yapılan Japon kültürüne ait tabak ve çanaklar bulmuşlardır. Hoeishin adlı bir Budist rahip ise Milattan önce 449'da, Çin'in doğusundan yaklaşık 11.500 km. uzaklıktaki bir memlekete gittiğini yazmıştır. Gezgin, karşılaştığı insanları şöyle anlatır: "Ne kaleleri, ne surlarla çevrili kentleri, ne silahları ve ne de askerleri var. Zaten savaş yapmıyorlar ki!"
    Meksika'da sürdürülen Arkeoloji çalışmalarında Romalılara ait bir heykel başı bulunurken, Yunan kültürüne ait kaplar da çıkarılmıştır. Romalıların gemileri Kolomb'un gemisi Santa Maria'dan çok daha büyük olup, Okyanus'un dalgalarıyla rahatlıkla boy ölçüşebilecek güçteydiler. Çin gemileriyle de, okyanusta yolculuk yapmak olasıydı. Bu bilgilerin ışığı altında Kızılderililer ile diğer yeryüzü kültürleri arasında Kolomb'dan önce bir çok kez temas yaşandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Yanılgı, Kolomb'un Amerika'ya ulaşan "ilk kaptan" olarak değerlendirilmesidir. Titicaca gölünün etrafında yaşayan Kızılderililerin kullandığı Ouechua dilinin Türkçeyi andırması temasın içerisine Türkleri de belki katabilir... Ama, böylesi bir varsayım, Kızılderilileri Türk yapmayacağı gibi ziyaretlerin karşılıklı olabileceğini ve beyaz adamın yalnızca kendi yolculuklarını ele aldığını unutturmamalıdır.
  • Örneğin Türükler saldırırken korkunç çığlıklar atıyorlar, Ur Ah!, yani "Haydi Vur!" Diye bağırıyorlardı. Daha sonra Batıda bu çağrı biçimi "Hurra!" Ünlemine dönüşmüştür.