“En yakın yabancı sendin
Daha sürülmemişken ışığın biberi
yaramıza
Yaslanırken boşlukta duran bir merdivene
henüz.
Güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız
ilkyaz derken –kışı gözden kaçıran
yüzlerce eller yukarı, saygı duruşlarımız
en güçsüz kollarla–
Çözüldü aşkın zarif ilmeği
bulandı aynalar duruluğu.
Çok gizli bir doğru gecenin toyluğunda
bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık
olduğunu...
Yabancıların en yakınıydın sen!”
Geçmiyordu bir kartal gölgesi bile kızgın kayalardan
Yerinde kalsın istiyordum yüze vuruyordu
Paslı demirler o, o ezik saçlar
Batık gemilerin deniz diplerini saran umutsuzluğu
Yüze vuruyordu
Hadi gittim dönüp dönüp ardıma baktıktan
gitmek mi bu
Kırık plaklar bir kış gülü yüze vuruyordu
Bir şey katmaz aşka eklesem birleştirsem biliyorum
Kanatlı balıklar eski çerçeveler yüze vuruyordu
İstesem de birini takamam silindim fotoğraflardan
Yaz kumlarında kurumuş yengeç ayakları
Bir martının ölüsü yüze vuruyordu
Yerinde kalsın
Batık gemilerin deniz diplerini saran umutsuzluğu
Yerinde kalsın istiyordum
Yıkıntıma yıkıntıma vuruyordu
Saksı
Elimde demin
Küçük bir saksı vardı
Boş bir saksı
Nasıl ağırmış meğer
Nasıl kolum ağrıyor
Boş
Bomboş
Çiçeksiz bir saksı
SARDUNYA
Göz gözü görmez
Bir kar
Bir tipi
Ayakucum deniz
Düş bu
Düş
Anlar gibiyim
Belli belirsiz
Bir elimle yorganı çekiyorum