• Falih Rıfkı'nın, Büyük Taarruz başladığı anda, her türlü haberleşmenin kesildiği günlerdeki endişelerini ve sonraki sevincini okurken insan adeta o günleri tekrar yaşıyor: "Hepimiz Mustafa Kemal'in askerlik dehasına inanırdık. Onun her şeyi, vara olduğu kadar, yoka da çevirecek bir zar atmayacağını biliyorduk. Fakat nasıl haber almalı?" Nihayet Rumca gazetelerde ilk rivayetler çıkar. 'Biz taarruza geçmişiz ve başımızı Yunan ordusunun çelik kayısına boş yere çarpıp duruyormuşuz!" Falih Rıfkı daha sonra içinde bulundu haleti ruhiyeyi şöyle anlatır: "Bir fena şey vardı. Kimseye bir şey sormaksızın onu zihnimizde hafifletmeye uğraşıyordum. İhtimal, durmuştuk! Belki de bir iki noktada gerilemiştik. Ordu bozulmamışsa bundan ne çıkardı? Yunanlılar da artık bitkin bir halde değil mi idiler? Aşağı yukarı bir uzlaşma yapabilirdik. Bu da Sevr antlaşmasından daha iyi olurdu. Fakat içimizdeki sorunun, kimseden aramaya cesaret edemediğimiz cevabı kendiliğinden yayılıverdi: 'Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bütün karargahı ile beraber esir olmuş…'
    Keder insanları öldürmez derlerse, bu söze inanınız. Kalp denen şeyin ne dayanıklı bir maddeden yapılmış olduğunu ben o akşamüstü Büyükada vapurunun güvertesinde öğrendim.
    Ölümü bir uyku, rahat bir uyku gibi arayarak sabah ettik. İlk vapurun en görünmez köşesine sığınarak, iki büklüm köprüye indik. (…) Meğer bütün karargahı ile Başkomutan Mustafa Kemal değil, Yunan Başkomutanı Trikopis esir olmuş… Yunan ordusunu yok etmişiz, İzmir'e iniyormuşuz. Ben, ömrümde hiç bir edebiyat eserinde, ordulara 'İlk hedeflerinin Akdeniz olduğunu' bildiren günlük emri okurken duyduğum zevki duymadım. Bu bütün heyecanların üstünde bir heyecan veren, bütün şiirlerin üstünde bir şiirdi. Ne olmuştu biliyor musunuz? Kurtulmuştuk! Ah Mustafa Kemal, Mustafa Kemal, ölünceye kadar o günün sevincini ödeyebilmekten başka bir şey düşünmeyeceğim." ("Çankaya",s.313)

    "İstiklal Harbi'nde yalnız Mustafa Kemal mi vardı?" diyen gafiller Çankaya kitabını mutlaka okumalıdırlar. Eğer bu düşünceleri değiştirmezse onlara artık gafil denilemez.
  • Fısıltıyla şiir söylemek kahreder beni
    Vurgunum yumruk gibi sıkılmış mısralara