Geçen senenin kış aylarında, Beyazıt’ta bir sahafta dolaşırken denk geldim bu kitaba. Raflar arasında gözlerimi gezdirirken nedense bu kitap diğerlerinin arasında parladı gözümde. Elime alıp biraz inceledikten sonra ilgimi çektiğini fark ettim. Kitabın ismine baktığımda ise aslında bana hitap etmeyecek bir metinle karşı karşıya olduğumu baştan hissettim. Ama bazen içinde farklı düşünce ve bakış açılarını barındıran kitaplara da yer vermem gerektiğini, ön yargıyla yaklaşmamanın okur kimliği için önemli olduğunu düşündüm. Bu yüzden alıp okumaya karar verdim. O gün o sahaftan iki kitap almıştım; kasaya geldiğimde sadece diğer kitabın fiyatını ödedim çünkü sahafçı bu kitabı bana hediye etmek istedi. Şaşırdım ama sevindim de. Kitabın bende özel bir yeri oldu böylece, en azından başlangıçta...
Elimden bıraksam bırakacağım ama okumaya başladığım bir kitabı yarım bırakmayı sevmem. Cuma Düşünceleri, bölüm bölüm farklı anıların işlendiği bir kitap. Ancak şöyle bir yapısı var: Anıların her biri mutlaka bir peygamber, din adamı ya da tasavvuf şairinin sözüyle ilişkilendirilmiş. Bir noktadan sonra düşündüm ki, yazar bu tür alıntıları seviyor olmalı; hoşuna gitmiş ve belki de özellikle bu sözlere uygun düşen anılarını seçerek bölümler halinde bir kitap oluşturmak istemiş.
Bana hitap etti mi? Net bir şekilde “hayır” diyebilirim. Ama yalan yok, bazı hatıralarının yarattığı ambiyansı ve yazarda bıraktığı duyguları gerçekten iyi yansıtmış. Okurken zaman zaman içim yumuşamadı değil.
Ancak şunu da eklemek isterim: Kitap fazlasıyla ideolojik ve dini çatışmalar barındırıyor. Özellikle İslam dinine mesafeli ya da farklı bir inanca sahip kişilere karşı önyargılı bir dil hissediliyor. Bu dine uzak kişileri kötü ya da sorunlu karakterlerle ilişkilendirerek anlatması, yer yer sanki bu kişiler