• OSMANLIYA KARŞI SAVAŞAN OSMANLI ŞEHZADESİ:
    ŞEHZADE AHMET'İN OĞLU ŞEHZADE KASIM
    (907/1501-924/1518)


    II. Bayezit'in saltanatının son yıllarında yaşlılığından dolayı tahta çok sevdiği büyük oğlu ve erkek evladının sayısının çokluğundan dolayı Şehzade Ahmet'i varis gösterdi. Hatta Şehzade Ahmet'i tahta oturtmak için hazırlık bile yaptı. Ancak II. Bayezit'in bu girişimi şehzadeleri Şehzade Ahmet, Şehzade Korkut ve Şehzade Selim arasında tahta geçme konusunda bir sorun ortaya çıkmasına sebep oldu. Başgösteren bu karışıklıktan dolayı II. Bayezit, oğlu Ahmet'i veliaht tayin etmiş tahta oturması için İstanbul'a çağırmıştı. Bu duruma Osmanlı askeri çevresi, II. Bayezit'e "senin sağlığında bize başkası gerekmez" gerekçesiyle karşı çıktı. Şehzade Korkut, ağabeyi Şehzade Ahmet'i tahta varis olarak atanması ve kendisinin Teke Sancağı'ndan Saruhan Sancağına tayin edilmemesi üzerine önce Mısır'a gitti? Daha sonra Teke-İli sancağına döndü. Şehzade Korkut bu sırada Şehzade Selim'in Rumeli'ye geçerek tahtı ele geçirme girişimi sebebiyle Saruhan sancağına hareket etti. Şehzade Ahmet'i devlet ileri gelenlerinin, özellikle Veziriazam Hadım Ali Paşa'nın, isteği ile veliaht olarak atayan II. Bayezit, daha sonra yine devlet ileri gelenlerinin ve askeri çevrenin Şehzade Selim'den yana tavır koyması üzerine, tahtı oğluna bırakarak hayatının geri kalan kısmını geçirmek üzere Dimetoka'ya gitti. Selim'in kendi emirlerine karşı gelerek zorla tahta oturmasına çok üzülen II. Bayezit'in oğluna kırıdığı ve beddua ettiği de kabul edilir.

    Tahta oturan yeni hükümdarın bu mücadeleden sonra iktidarını güçlendirmek, kendisine ve daha sonra tahta geçecek oğluna rakip bırakmamak amacıyla hanedan üyelerini ortadan kaldırmaya başladı. Hatta Selim'in ilk olarak Dimetoka'ya giden babası II. Bayezıt'i de zehirleterek öldürttüğü yönünde görüşler vardır.

    Selim, hanedan üyesin olan şehzadelerin ortadan kaldırılması işine kardeşleri Şehzade Şehinşah'ın oğlu Şehzade Mehmet; Şehzade Mahmut'un oğulları Şehzade Musa, Şehzade Orhan ve Şehzade Emir ile Şehzade Alemşah'ın oğlu Şehzade Osman ile başladı. Kardeşi Şehzade Ahmet'in oğullarından Şehzade Osman ile Şehzade Ahmet'in torunu Şehzade Mustafa da (Şehzade Murat'ın oğlu) Selim tarafından öldürülen şehzadelerdendir. Ayrıca Şehzade Murat'ın bir diğer oğlu Mehmet Çelebi'yi ve Şehzade Korkut'un oğlunu öldürttüğü yönünde görüşler de vardır. Daha sonra Saruhan Sancağında bulunan kardeşi Şehzade Korkut'un, hala tahta geçme arzusunda olduğunu öğrenince, öldürülmesi için Kapıcıbaşı Sinan Ağa'yı görevlendirdi ve Şehzade Korkut, Sinan Ağa'nın kemendi ile boğularak öldürüldü.

    Hükümdar, Şehzade Korkut'un öldürülmesinden sonra babasının sağlığında tahtın varisi olan Şehzade Ahmet'i ortadan kaldırmak için harekete geçti. Şehzade Ahmet, Selim'e karşı isyana kalkışmıştı. Bu isyanda Şehzade Ahmet'in oğulları Şehzade Murat ve Şehzade Alaaddin, Selim'e karşı faaliyette bulundular. Selim, Şehzade Alaaddin' in Bursa' da halka karşı baskı yaptığını haber alınca Bursa'ya hareket etti. Yenişehir'de yapılan savaşta yardım için Bursa'ya gelen Şehzade Ahmet yakalanarak yine Kapıcıbaşı Sinan Ağa'nın kemendi ile boğularak öldürüldü. Savaş meydanından kurtulan Şehzade Ahmet'in oğlu Şehzade Murat, Şah İsmail'in yanına Erdebil vilayetine kaçarak orada öldü. Şehzade Ahmet'in, Şehzade Alaaddin ile Şehzade Süleyman adlı oğulları da Mısır'a kaçarak orada salgın olan taun (veba) hastalığından ölmüşlerdi.

    I. Selim tarafından Şehzade Ahmet'in bir oğlu ve iki torununu ortadan kaldırılmıştı. Şehzade Ahmet'in üç oğlu ise Osmanlı toprakları dışında Mısır ve İran'da hastalıktan ölmüşlerdi. I. Selim, henüz kardeşi Şehzade Ahmet neslinden olan bütün aile fertlerini ortadan kaldıramamıştı. Şehzade Ahmet'in en küçük oğlu Şehzade Kasım hayatta idi. Ancak Osmanlı tarihlerinin hiçbirinde Şehzade Kasım ile ilgili bilgi yoktur. Şehzade Kasım ile ilgili ilk bilgiler Mısır Memluklu kaynaklarından İbn İyas'da bulunmaktadır. İbn İyas, Şehzade Kasım'ın lalası ile birlikte Cemazielevvel 922/Haziran 1516 yılında Mısır'a kaçtığını yazar. Haleb'e gelen Şehzade Kasım, Mısır Sultanı Kansu Gavri tarafından himaye altına alınmıştı Ancak Şehzade Kasım'ın gerek babası ile Selim arasındaki mücadelede ve gerekse babasının ölümünden sonraki yaklaşık 3-4 senelik dönemdeki faaliyetleri hakkında hiçbir bilgiye rastlanılamamaktadır. Bu konuda İbn İyas'da bilgi vermez. Onun yazdıkları Şehzade Kasım'ın Mısır'da Kansu Gavri ve Tomanbay'ın koruması altında bulunduğu dönemden ölümüne kadar olan süreci içermektedir. Bu bakımdan Şehzade Kasım'ın 922/1516 yılına kadar olan hayatı ve faaliyetleri karanlıktır.

    I. Selim'den kaçarak Haleb'e geldiği anlaşılan Şehzade Kasım, Osmanlı Devleti ile çekişme içinde bulunan Memluk Sultanı Kansu Gavri tarafından himaye altına alınarak Mısır'ın başkenti Kahire'ye getirildi. Kansu Gavri, Osmanlı Şehzadesini himayesine alırken Selim'e karşı Şehzade Kasım'dan faydalanmayı düşünüyordu. İbn İyas'ın verdiği bilgilere göre Selim, Şehzade Kasım'ın hayatta olmasından çok endişe ediyordu. Hatta kaynakta I. Selim'in vesveseli bir ruh halinde olduğu yazılıdır. İbn İyas'a göre, Selim'in bu durumda olmasının sebebi Osmanlı ordusunun büyük çoğunluğunun Şehzade Kasım tarafını tutuyor olmasıydı. Yapılacak olan bu savaşta Osmanlı ordusunun yenilmesi halinde Şehzade Kasım'dan başka yanına gidecek kimselerinin olmadığını düşünüyorlardı. Şehzade Ahmet'in oğlu olduğu için onun tahta geçmesini arzuluyorlardı. Aynca İbn İyas, Selim'in bu korkusunun sebebini Osmanlı ordusunun Şehzade Kasım'ın etrafında toparlanıp tahta onu geçirmelerinden endişe etmelerine bağlamaktadır.

    Mısır Sultanı Kansu Gavri, Şehzade Kasım'dan faydalanmak
    yönündeki düşüncesini Selim ile yaptığı Mercidabık Savaşında gerçekleştirdi. Şehzade Kasım, Osmanlı ordusuna karşı Mısır Memluklu ordusunda halifenin yanında yer alarak savaşta aktif rol oynadı. Ancak Kansu Gavri'nin bu planı işe yaramadı ve Şehzade Kasım'ın bulunması Mısır sultanının bu savaşı hatta hayatını kaybetmemesine yetmedi. Şevval 922/Kasım 1516 yılında yapılan savaşta yenilen Mısır Memluklu ordusunun emirleri geri dönerken Şehzade Kasım'da onlarla birlikte Mısır'a döndü. Mercidabık Savaşında Kansu Gavri'de hayatını kaybetmişti.

    Mercidabık Savaşı sonrasında Mısır Sultanlığına Tomanbay geldi. Yeni Sultan Tomanbay'da tıpkı selefi Kansu Gavri gibi Şehzade Kasım'a yakın ilgi gösterdi. Hatta bu sırada Şehzade Kasım'ı öldürmekle görevlendirilen bir gurubun varlığını öğrenen Sultan Tomanbay, Şehzade Kasım'ı kendisi ile birlikte Kal'atü'l-Cebel (Cebel Kalesi)'e getirerek orada koruma altına aldı. Sultan Tomanbay, kalede muhafaza ettiği Şehzade Kasım ile maiyyetinin günlük masraflarını da karşılamaya başladı.

    Zilhicce 922/0cak 1516 yılında Osmanlı Memluk arasında yapılan Ridaniye Savaşı için kaleden inen Mısır Sultanı savaşa Şehzade Kasım'ı da götürdü. Sultan Tomanbay bu savaşta Osmanlı şehzadesi Kasım'ın emrine bir birlik vererek Mısır Memluklu Sultanlığının Saltanat Sancağının altında durmasını emretti. Yapılan savaşta Osmanlı ordusu galip gelince Tomanbay, Şehzade Kasım ile birlikte Mısır'ın Sa'id bölgesine kaçtı. Fakat bir süre sonra yakalanan Mısır Sultanı Tomanbay idam edildi. Tomanbay'ın yakalanarak idam edilmesi üzerine Şehzade Kasım kaçtı. Mısır' da kaçak hayatı süren Şehzadeden uzun zaman haber alınamadı. Osmanlı şehzadesi bu süre zarfında Mısır'ın Yeşil Dağ denilen bölgesinde saklandı. Kaçak hayatı yaşayan Şehzade Kasım'a birkaç kez suikast girişiminde bulunuldu. Fakat, Şehzade her defasında kurtuldu. İbn İyas, Şehzade Kasım'ın hayatta kalmış olmasının Selim'i çok rahatsız ettiğini hatta Kasım'ın öldürülmesi için çok çaba sarfettiğini yazar.

    I. Selim, Mısır seferinden sonra İstanbul'a dönüş ve Mısır'a Vali olarak Hayır Bey'i tayin etmişti. Hükümdar Selim, Şehzade Kasım'ın ortadan kaldırılması işini unutmamış ve bu iş ile Hayır Bey'i görevlendirmiş olmalıdır. Hala Mısır'da kaçak hayatı yaşayan Şehzade Kasım, 17 Muharrem 924/29 Ocak 1518 yılının Cuma günü, yanındaki gulamların, Hayır Bey ve Gümüş Boğa'ya haber vermeleri üzerine yakalandı. Yakalanan Şehzadenin üstündeki elbiseleri çıkartıldı ve siyah bir elbise giydirilerek yüzü kapatıldı. İbn İyas bunun sebebi olarak, Osmanlıların bu haberi almalarıyla hemen harekete geçerek bölgeyi ele geçireceklerinden korkulduğunu bundan dolayı kargaşanın çıkabilecek olmasını göstermektedir. Bu yüzden yakalanan Şehzade, Hayır Bey'in bulunduğu kaleye getirildi ve onun emri ile hemen hapse atıldı. Şehzade Kasım'ın yakalanması ve hapse atılmasından sonra ne yapılması konusunda Hayır Bey, Kayıtbay ve Osmanlı Emirleri ile bir toplantı yaptı. Mısır' da bulunan Osmanlı Emirleri Faik Bey, Sinan Bey, Mustafa Bey ve Kale Naibi Hayrettin Bey idi. Aralarındaki konuşmalar da Şehzade Kasım'a ne yapacaklarını tartışıyorlardı.

    Hayır Bey'in "Biz bu haberi hemen Osmanoğullarına yani Selim'e haber vermeliyiz" fikri Osmanlı Emiri Faik Bey tarafından reddedildi. Çünkü, Şehzade Kasım'ın hemen öldürülmesinin gerektiğini, aksi taktirde Türkmenlerin Şehzade Kasım'ı kurtarmak için harekete geçebileceğini hatta kendilerini öldürebileceklerini ve Mısır'da fitne çıkma ihtimali bulunduğunu söyledi. Aralarındaki tartışma akşama kadar sürdü. Ancak uzun tartışmanın sonunda akşam Şehzade Kasım'ın öldürülmesine karar verdiler. Bu karar üzerine celladı çağırdılar ve gelen cellat, Şehzade Kasım'ı boğarak öldürdü. Ertesi gün yani 18 Muharrem 924/30 Ocak 1518 tarihinde Şehzadenin cenazesi kaleden indirildi.

    Şehzade Kasım'ın cenazesi kefenlendikten sonra namazını Havşi Sultan Camiinde, Kadıü'l-Kudat eş-Şafi kıldırdı. Melikü'lÜmera, Şehzade Kasım için bütün camilerde cenaze namazının kılınacağını haberciler vasıtasıyla halka duyurdu. Havşı Sultan'de namazı kılındıktan sonra sarığı naaşının üzerine kondu ve beyaz bayrak çekildi. Cenaze emirlerin omuzlarında taşınarak, Becusi türbesinde bulunan ağabeylerinin yanına defnedildi.

    Burada şunun altı çizilmelidir ki, Şehzade Kasım'ın Selim'in emri olmadan öldürüldüğü düşünülmemelidir. Zira Osmanlı hanedanlarının hükümdar tarafından emir verilmeden öldürülmelerinin kabul edilmediği bilinmektedir. Zira bu bakımdan bu noktada Selim'in zımnen bu kararı vermiş olduğu ve Mısır'daki Osmanlı Emirlerinin de buna uydukları ve karar verdikleri söylenebilir. İbn İyas'ta, Şehzade Kasımın 17 yaşında olduğu, yakışıklılığı ve suçsuz yere öldürüldüğü kayıtlıdır. Bu durumda Şehzade Kasım'ın doğumu 907/1501 olmalıdır. Ancak Uzunçarşılı, Şehzade Kasım'ın 922/1516 Osmanlı-Memluklu mücadelesi sırasında 13 yaşında olduğunu kabul eder. Fakat İbn İyas 'taki bilgilere göre Şehzade Kasım bu sırada 15 yaşında olmalıdır.

    İbn İyas, Şehzade Kasım'ın ölüm haberinin İstanbul'a ulaştığında Selim'in bu habere Mısır Sultanı Tumanbay'ın ölümünden bile çok sevindiğini yazar. Çünkü, O' na göre Osmanlı halkı Selim'den sonra tahta Şehzade Kasım'ın geçmesini istemektedir. Hatta Selim'in, Şehzade Kasım'ın öldüğüne kesin olarak inanması için kafasının gömülmeden hemen önce kesilerek gönderildiği rivayetinden bahsederken Şehzadenin ölümünden hem Mısır halkının hem de Osmanlı halkının büyük üzüntü duyduğunu ilave eder.

    Sonuç olarak, Şehzade Kasım'ın, Osmanlı tarihinde ilk defa ortaya çıkan bir tarihi gerçeğe de alet olduğu söylenebilir...Hanedan üyelerinden hiçbiri Osmanlı'ya karşı rakip devletlerin ordularında savaşmamışlardı.Osmanlı toprakları içerisinde kendileri etrafında topladıkları yandaşları ile birlikte bu mücadeleyi sürdürmüşlerdi. Osmanlı Devleti ile siyasi ve askeri çekişme içerisinde bulunan devletlerin hükümdarları tarafından bazen kullanılan ve kullanılan bu şehzadeler mücadelelerine devam etmişlerdi. Bu koruma ve kollama sadece Osmanlı sınırları içerisinde kalmıştı. Ancak Şehzade Kasım, Osmanlı Devletinin Mısır Memlukluları ile yaptığı Mercidabık ve Ridaniye Savaşlarında Memluklu ordusunda yer alarak Osmanlı'ya karşı savaşmıştı. Diğer Osmanlı şehzadelerinden farklı olarak yabancı bir devletin askeri saflarında yer alarak bir ilki gerçekleştirmiş ve tarih sahnesindeki yerini almıştır.

    HALDUN EROĞLU
  • Alemşah Begüm kendini kaybedip oğlunun suratına tükürdü ve evlat sevgisini yere çalmış oldu. O an anladım ki sevgi ile öfke aynı kaba giremiyordu. İnsanın zihnine takılan öfke gönüldeki sevgiyi örtüyor ve göstermez oluyordu. Yoksa sevgiyle emzirdiği, kucağında sarıp sarmaladığı vakitlerde onun rahat etmesi için kendi rahatını terk ettiği, gecelerde uykusunu böldüğü yavrusunun sevgisini nasıl unutup da böyle bağırabilirdi?
  • İnsan olmanın ayırt edici özelliği Allah'ı seven olmaktan çok, Allah'ın sevdiği olmaktır.
  • Halkını sömürüp onlardan gasp ettiği mallar ve canlar ile devletini yaşatmaya çalışan bir devlet reisi, evinin temelinden söktüğü malzeme ile duvarlarını onarmaya çalışan ahmak dülgere benzer!
  • Burada Şah İsmail'in katliamlarını detayları ile anlatsım sayfalar sürer. Onun canilik boyutunu günümüze taşıyan nice esere rasdayabilirsiniz. Hatta son dönemde epey dikkat çeken Alevi yazarımız Reha Çamuroğlu'nun İsmail isimli kitabı bu mevzuu tüm ayrımıları ile aktarmaktadır. Kitapta, İsmail'in ana katili olduğu hadise şöyle anlatılmaktadır: "Yaptığı katliamlar üzerine Uzun Hasan'ın kızı, İsmail'in annesi Alemşah Begüm, hışımla girdiği odada, doğru İsmail'in yanına gitmiş ve avazı çıktığı kadar bağırmıştı: 'Bu cinayetleri ne zaman durduracaksın? Katil!' Zafer sarhoşluğundan daha kurtulamamış olan Şah İsmail, annesinin sözleri karşısında ne yapacağını şaşırmış ve şoke olmuştu. Ancak o güçlü bir şahtı ve karşısındaki annesi dahi olsa onunla bu şekilde konuşamazdı. Nitekim şaşkınlığı kısa sürede geçti ve gözünü kırpmadan öz annesini ölüme gönderdi, yay kirişiyle boğdurdu. Tebriz' e girdiğinde Şiiliği kabul etmeyen Sünni halkın tamamını idam ettirdiği gibi annesine de acımamıştı."
  • Sultan Murad (III.)'ın çocuklarından sağ olarak yirmi yedi kız ve yirmi oğlan kalmıştı. Tahta çıkan III. Mehmed, yirmi erkek kardeşin en büyüğü idi. Tahta çıktığı zaman " Nizam-ı Alem" kanunu gereğince on dokuz kardeşi odalarında boğdurdu. Ertesi gün cenazelerin saraydan çıkışı, görenler tarafından büyük bir üzüntüyle karşılandı. Bu durum belki de çok fazla geçmeden üç yüz yıldır tahta geçmek üzere kullanılan Osmanlı saltanat sisteminin değişmesine neden olacak ve ekber ve erşed evlat sisteminin yolunu açacaktır.

    Şehzadeler, Ayasofya Cami avlusunda babaları III. Murad'ın ayakucunda hazırlanmış bulunan on dokuz mezara defnedildi. Bunlar dördü ileri yaşta olup iyi bir terbiye görmüş şehzadelerdi. Mustafa, Bayezid, Osman, Cihangir, Abdurrahman, Hasan, Yakup, Alemşah, Yusuf, Hüseyin, Korkut, Ali, İshak, Ömer, Alaadin, Murad ve Abdullah....