Alex sanch

Alex sanch
@alexsanch
duyulan
özgürlüğüne bıraktığın kafes kuşunun bir yerlerde öldüğünü düşünmek kadar gereksiz bir sızıdır duyduğum. başka bir kafesin yumurtalarindan geldi kuş, benim odamda öttü geceli gündüzlü. güneşli bir öğlen vakti uğurladım onu, kaçarcasına uçtu... avuçlarımdan bırakmadan son kez öpmüştüm, onun için mutluydum şimdiyse yalnız sızıdır duyduğum.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
kök meselesi
Babalar Günü yılın en uzun gününe denk geldiğinde insanın yâdı da uzuyor. Güneş geç batıyor, anılar daha uzun gölgeler bırakıyor. Araya başka düşünceler, başka işler giriyor ama insan dönüp dönüp aynı yere varıyor. Ben bugün dönüp dönüp hastane bahçesindeki o çınar ağacına vardım. Babamla en uzun sohbetlerimiz o ağacın altında oldu. İnsan bunu yıllar öncesine ait bir hatıra sanıyor duyunca. Çocukluğa, gençliğe ait uzun bir zamana... Değilmiş. Ölmeden birkaç hafta önceymiş. Bir ömür aynı evin içinde yaşayıp da konuşamadığın şeyleri bazen birkaç haftaya sığdırıyorsun. Hayatın garip tarafı bu. Vakit bolken ertelenen cümleler, zaman daraldığında kendine yer buluyor. O günlerde neyi konuştuğumuzu bugün tek tek hatırlamıyorum. Ama konuştuğumuzu hatırlıyorum. Bazen insan kelimeleri unutuyor da, hissettirdiklerini unutmuyor. Aradan yıllar geçti. Çınar hâlâ orada mı bilmiyorum. O bankta şimdi biri oturuyor mu bilmiyorum. Hastanenin duvarları aynı renkte mi, onu da bilmiyorum. Ama bazı yerler yıkılmıyor. İnsan ayrılıyor, zaman geçiyor, şehir değişiyor ama bazı yerler olduğu gibi kalıyor. Bir ağacın gölgesi gibi. Hafızanın içinde duruyorlar.
İnsan ve Hayat
anlamayacaklara anlatılmayanlar
insan kendi köşesinden çıktığında yaşamın akıp giden gürültüsüne sürüklenir. birini görür — bir arkadaş, bir tanıdık. bir yerlerde oturulur ve konuşulur. çay soğur, sigara biter, gün kısalır. konuşulan şeyler konuşulur. işte tam orada, o sıradan masanın ortasında, söylenmeyenler birikir. söylenmiş olsa anlamayanların boş bakışlarında kaybolacak olanlar. içinde taşıdığın ağırlığı. sabah kalkarken neden kalktığını bile zaman zaman sorguladığını. yüzeyde her şey yerli yerinde görünürken alttan akan o sessiz yorgunluğu. bunları konuşmak isterim. ama karşımdaki anlamaz. anlamayacağını bildiğim için susmayı seçerim. sustukça içimde büyürler — bu satırların arasına sığdırmaya çalıştığım, tarif edemediğim ama tam olarak bildiğim o şeyler.
aynıyız aslında.
... çünkü onlar henüz bilmiyor... yalnızlık da öyle. acı da öyle. büyüme de öyle. her biri sana o kadar özgün gelir ki... ta ki bir başkasının izini görene kadar. ve o iz seni küçültmüyor, aksine bir şeye dahil ediyor. insanlığın o sessiz, görünmez ortaklığına.
Anmak...
bugün de bitti. şimdi, uyumadan önce yine kargayı hatırladım. yemini arayan kargaya çaldığım ıslığı, benden kaçışını..🐦‍⬛