Yazar, modern çağda çok sık görmediğimiz için gerçek olmadığını sandığımız ama kapalı kapıların ardında yaşanan bu gerçekleri bütün çıplaklığıyla bize aktarmış bu kitabında. Aslında hangi kültürden olduğu fark etmeksizin kadınların, tıpkı bu kitapta da geçtiği gibi “kadın olmak zorunda olması” her döneme entegre edilmiş bir algı. Orta Doğu zihniyetinde kadın, sadece bir araçtır. Dünyaya başkalarının kahrını çekmek için gelmiştir, asla sıra kendi kahrını çekmeye gelmez tabii, sonuçta o bir kadın. Başka kültürlere asimile olmaya çalışılsa dahi, kadının her zaman boyun eğmesi gerektiği algısı erkeğe de kadına da her daim aşılanmıştır. Hemcinslerimiz bile bizden bu uydurulmuş normlara uymamızı nasıl beklemesin bu raddede? Hayatı boyunca tek doğrunun bu olduğuna, kadının değerinin sadece itaatkar olmasıyla ölçüldüğüne inanan kadınlar, kendi kız evlatlarını “belva” olarak gördüğünde aklıma sadece tek bir sebep geldi. Bu kadınlar, kızlarının kendi kaderlerini yaşamasını istemiyorlar. Bu kokuşmuş hayata karşı umut besleyip de sonunda hayal kırıklığıyla ölecekleri günü bekleyecek kız çocukları getirmek istemiyorlar dünyaya. Fakat kız olduğunda ise geleneklere karşı çıkmaktansa onları gerçeklerle yüzleştirerek ilk darbeyi vurmayı tercih ederler. Erkek çocuğu ne de olsa her şekilde toplumda yerini bulur fakat kız çocukları sadece yoğurulur, erkekleri iyi biri olarak yetiştirmektense kızları temkinli olmaları konusunda uyarıp kısıtlamak her zaman toplumun işine gelir. Dini, dili, rengi fark etmeksizin her yerde bu böyledir. Kitapta da bütün bunları ve daha fazlasını basit ama çarpıcı bir dille okuyoruz. Kadınları kadınlardan başkasının anlayamayacağını bir kez daha anlamış oldum. Benim için çok sürükleyici bir okuma oldu.
Erkek evlatları tarlaları sürmekte ona yardım eden, para kazanan ve bir gün aile adını sürdürecek kişilerdi. Kız evlat ise başka bir erkeğin onu alıp gotürmesini ve aileyi ondan kaynaklı maddi yükten kurtarmasını sessizce bekleyen geçici bir misafirdi sadece.
İğrenç bir insandım ben. Birinin yere düştüğünü görüp seyreden kalabalığın içindeki meraklı bir seyirci gibiydim. Bir kira evinde yaşayan ve birinin öldüğünü duyunca gidip cesedi görmek isteyen yoksul biri gibiydim. Kendimden nefret ettim.