Yllardır tartışılan bir kavram: Übermensch (üst insan). Üst insan ütopik bir ideal mi yoksa mümkün mü?
Nietzsche’ye göre insan, hayvan ile üst insan arasında gerilmiş bir iptir; uçurumun üzerinde tehlikeli bir yolculuk… Bu ip üzerinde yürümeyi başarabilenler üst insana dönüşür. Ancak Nietzsche’nin üst insanı, halk tarafından hep yanlış anlaşılacaktır. ‘Benim üst insan dediğime siz şeytan diyeceksiniz,’ der. Çünkü panayırlarda üst insana inanılmaz; orada halk hep eşit olduklarına inanmayı tercih eder. Ancak Nietzsche’nin acı gerçeği apaçık ortadadır: İnsanlar eşit değildir ve bu gerçeği kabul etmek gerekir.
Üst insan, yaşamını büyük eylemler uğruna harcar; insanlığa katkıda bulunmak için her şeyi göze alır. İdeallerinden asla vazgeçmez. Newton’un dehası uğruna 50 işçiyi feda edebileceğinizi savunmak, Nietzsche’ye göre bir zorunluluktur. Çünkü işçi her zaman bulunabilir ama bir Newton asla. Üreten, düşünen ve yenilik getiren insanlar toplumun gerçek liderleri olmalıdır. Bu görüş Sokrates’in ‘Devleti filozoflar yönetmeli’ fikrine de oldukça yakındır.
Konuyu çok dağıtmak istemesem de aklıma gelmişken bu alıntıyı da sizinle paylaşmak istiyorum. “Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşit.” (George Orwell, Hayvan Çiftliği) Orwell’in dünyasında bu kavramın tehlikeli bir türevi ortaya çıkar; eşitsizlik meşru kılınır ve halk manipüle edilir. Nietzsche’nin dediği gibi, “Panayırda kimse üst insanlara inanmaz.” Belki de bu yüzden panayırı yönetenler, eşitlik adı altında üst insan maskesi takarlar.
Peki bugün? Eşitlik sloganlarının arkasına saklanan sıradanlık, hâlâ üstün insanı boğuyor mu? Yönetimde koltukları işgal edenler gerçekten insanlığa yön verecek cesarete sahip mi? Belki de Nietzsche’nin sorusu hâlâ geçerli: Tanrı öldü. Şimdi üstün insan yaşasın mı?