Aslında herkesin başına gelen budur. Yani ne zaman bir şeyi hatırlasak aslında onu değil, onu son hatırladığımız anı, onunla ilgili son hatıramızı düşünürüz. Aslında hiçbir hatıramız yoktur. Hafıza, hatırladığımız değil, yarattığımız geçmişimizdir.
Zaman, biriktikçe bıçkınlığın üstünü de örter. Buralarda dolaşan kimsesiz zaman bile haberdardır bundan. İstisnaların kaideyi bozmadığını düşünürsek geçen her saniye, insanın içindeki iyiyi besler. İnsanlar bu yüzden yaşlandıkça sakinleşir, bu yüzden geçmişteki hâllerine hiç benzemeyen birine dönüşürler. İnsan, anca akıllanır. Geçmiş, unutulup gitmiştir. Etrafındaki insanlar da kabullenir bunu. Onlar da hafızalarının o kısmını kestirip aldırırlar. “ Olsun,” derler, “gençti o zamanlar.” Gençken yenen bütün nanelerin kokusu kalır sadece.