• Denize varmak için, dere tepe, dağ taş demeden kıvrım kıvrım akan dereler gibi mescitleri dolduran,

    Düşmana karşı “elif” gibi dimdik, Müslüman’a karşı boynu bükük “vav” “ gibi mütevazı olan,

    ALLAH (cc)’a olan muhabbetini, çektikleri ahları, akıttıkları gözyaşlarını şahit tutan Müslümanlar…”

    Gökten yağan yağmurlara dolulara, düşen yıldırımlara tahammül eden topraklar gibi, İslam’a yapılan saldırılara tahammül eden,

    Siz! Bu gülistanda mescitte birer gül olmasaydınız bu bülbül bu yüksek tepelerde yanık yanık ötebilir miydi?

    Leyla’ya aşık mecnunlar gibi, şirine aşık Ferhat gibi, sevgilisi olan İslam’ı arayan,

    Bülbül gibi, bir zamanlar nağmeleri olan fakat İslam gülünden ayrı düştüğü için canı mahvolan gam dikeninin verdiği acıyla her şeyi mahvolan Müslümanlar...”
  • Yılanların Öcü
    Köy Enstitülerinden yetişen Fakir Baykurt, “Köy Edebiyatı” nın en iyi örneklerinden sayılan Yılanların Öcü’nü 1954 yılında yayınlamıştır.
    Kitap Burdur’un Yeşilovacık İlçesi Karataş köyündeki insanların hayatlarını gerçekçi bir dille anlatır. Korkular, yokluklar, cehalet, savaşın yıkımları, ilkel tarım, bastırılmış cinsellik…
    Üç çocuklu Kara Bayram karısı üç çocuğu ve anası Irazca ile Karataş köyünde, 40 dönüm kıraç tarla, bir dönüm su altı tarlasına ektiği sebzelerle kuru yavan acı soğan geçinip gitmektedir. Köy erkeklerinin köy dışında tek gördükleri yerler askerlik yaptıkları yerler, dış dünyadan ne biliyorlarsa askerde görüp duydukları yıllardır.
    “Duş dediğin ne ki Bayram?” diye sordu Haçça.
    “Duş; yıkanılır! Duş; yani hamam gibi! Sen hamam da bilmezsin; nasıl anlatsam? Ulan, iki tane kurnası var. Yukarıya bir boru çıkıyor. Süzgeçli teneke gibi ağzı var. Dökülüyor.
    Kurnayı çevirdin mi sıcak, çevirdin mi soğuk! Ayarlayıp giriyorsun altına. Hiç kesilmiyor. Kendiliğinden akıyor. Allah tarafından gibi.”
    Anası Irazca, Kocası Kara Şali’yı erken yaşta toprağa verince tek başına büyütmüş Kara Bayram’ı. Bu yüzden hayatın zorluklarına tek başına göğüs germiş, yeri gelmiş “Dul”luğun horlanmasına da dim dik mücadele vermiş bir kadındır.
    Irazca aynı zamanda Kara Şali’nin Yemen’de, Yunanda 14 yıl savaşıp, düşmandan hiç kaçmamış, İstiklal Madalyasını “ben savaşı vatanım için yaptım madalya için yapmadım” diyerek madalyayı almayan mert bir adamın karısıdır.
    Kısaca Irazca’nın çeliğine iki kere su verilmiştir. Eğilip bükülmez.
    Demokrat Partinin iktidar olduğu 1950’li yıllar, Cımbıldık Hüsnü’de Köyün muhtarıdır. Parti kanalı ile “Devlet Kapısı”nda bitiremeyeceği iş yoktur.
    Deli Haceli yarı saf yarı uyanık, muhtarın has adamıdır.
    Karataş’ta her hane kendince yaşayıp giderken Muhtar, Deli Haceli’ye Irazca’nın evinin önünden arsa satması ile köyde dirlik düzen bozulur.
    Bir yanda sırtını Muhtara dayamış Deli Haceli, diğer yanda Irazca. Sıradan bir köylü kavgası gibi görünen olayın arka planında partinin gücü ile köylüyü sindirmiş bir muhtarın “Ali Cengiz Oyunları”, diğer yanda yiğitliğinden başka elinden bir şey gelmeyen Irazca. Oğul Kara Bayram arkası pek kuvveli olmadığı için sinik bir adam…
    Köydeki bu kavgaların sonunda kazanan hep Muhtar ve Deli Haceli olur. Taaki Kaymakam köye ziyarete gelince Irazca derdini Kaymakama anlatana dek.
    Kaymakam’ın kararı ile Deli Haceli’nin arsası iptal olur. Ancak Muhtarın ve Deli Haceli’nin diş bilemeleri bitmeyecektir…
    Köy edebiyatı ile yöresel ağzı ustalıkla kullanan Fakir Baykurt, köyde yaşanılanları, bazen bağımsız bir anlatıcı olarak bazen de roman kahramanlarının ağzından anlatır.
    Özellikle Irazca’nın yaşadıkları, Irazca’nın tepkileri okuyucuda “Yazar, sanki Irazca’nın kendisi” dedirtecek kadar gerçekçidir.
    Ayrıca “Yılanları Öcü”nün 1962 ve 1985 yıllarında iki kez filmi çekilmiştir. 1962 tarihli ilk film sinema klasikleri arasındaki yerini almıştır.
    Anadolu’da kırsal kesimde yaşamış insanlara çok uzak olmayan yöresel deyimler, argo sözcükler kitapta bolca geçmektektedir.
    “Eşşek eşeği ödünç kaşır.”
    “Doğruyu ahrette mi söyleyelim hep savaştan kaçtık.”
    “Aslanım benim! Koçum, tekem benim ! dedesine çekmiş! Helbet çekecek! Ot kökünün üstünde biter!”
    “Haceli dürzüsünü tosturmazsak, bize ağıra oturur sonra.”
    “Deli dürzü ! hasmın karıncaysa da horsunma demişler.”
    “Sevmeli sevmeli Dünya da insan birbirini sevmeli ! sevmezse günler tükenmez ! Sevmezse dünya zindan olur.”
    “Bir gecelik hovardalığa çıkalım dedik, ay akşamdan doğdu.”
    “Yedi sülalesini, kökünü kökenini, dökenini dökeceğini, gelmişini geçmişini, dinini imanını ! Abooooov !”
    “Öküz bağıracakken kağnı bağırıyor.”
    “İnsanın belinden borç kalkınca, sırtından bir yıllık kirli giysi çıkmış gibi oluyor.”
    “Bir adam ufak mufak bir meslek başına geçti de cımıcık ileri gitti mi deral bozulur ! Eskiden boksa, bombok olur!”
    “Ulen insan azıcık dik durur ! Azıcık savaşkan olur. Güleşmeden daha ayakta pes demez insan. Pes dersen zulmün önü nasıl alınır ulen ?”
    “Bileği kuvvetli zalime hökümet diş geçiremiyor.”
    “Yavşak bit, enik it oldu.”
    “Eşeğin canı yandı mı kır atı geçer.”
  • Birgün ince bir sızı kalbine düştüğü zaman asla doktora gitme. Küçük bir mutluluğu aklına getir. Acıların en büyük ilacı sevinçlerimizdir.
    Ali Bayram
    Sayfa 88 - Puslu
  • Yazarın kalemi ile Kuğulu Park Cinayeti kitabı ile tanıştım ve onu çok beğenmiştim. Bu kitabı birçok yönü ile daha çok beğendim. Kurgu ve akıcılığı çok iyi. Zaten kurguların birçoğu gerçeklerden esinlenerek yapılmış. Mekanlar birebir gerçek ve bu ayrı bir keyif veriyor. Bu kitap benim en çok sevdiğim husus olan edebi nitelikleri bakımından gayet hoş olmuş ayrıca çok güzel betimlemeler de yapılmış. Olayların arasına öyle yerlerde öyle güzel cümleler serpiştirmişki düşüncelere dalmamak imkansız. Tek eksi yönü kitap bütün halinde yazılmış, bölüm bölüm olsaydı daha iyi olurdu. Ama bence yazar burada zekasını kullanmış . Çünkü olaylara kendimi öyle bir kaptırdım ki bölüm bölüm olmadığı için kopukluk olmasın diye kitabı birkaç oturuşta bitirdim. Yine de bölüm bölüm olması daha iyi olurdu. Ayrıca bütün kitapları arasında bağlantılar olduğunu her cinayet ile ilgili başka bir kitapta bir detay olabildiğini fark ettim. Bir nevi seri niteliğinde kitapları. Sırada Atakule Cinayeti var .

    Ayrıca bu kitabımda imzalı️ ️

    Konusuna çok kısa değinecek olursam; Ankara da soğuk bir kış sabahı yine bir cinayet olayı vardır. Çinçin de yıkık dökük bir harabede 2 el ateş edilerek öldürülmüş bir erkek cesedi ve arkasındaki duvarda yazan Tanrı'nın Beğenmediği Kadın yazısı🤔. Erhan Amir ve ekibi bu cinayeti çözmeye çalışırken birbirinden heyecanlı ve gerilim dolu bir macera için bu kitabı okumanızı öneririm‍️️‍️.

    Yazarımızın kalemine yüreğine sağlık kurgusu, edebi yönü ve gerçekçiliği ile harika bir eser çıkarmış ortaya
  • Ağladıklarında; yanaklarından süzülen o gözyaşları toprağa düştüğünde, toprak bile ağlar. O toprak ki bir çocuğun gözyaşı bana düştü diye gökyüzüne küser. Bir çocuğun acı dolu gözyaşları taşa düşmüş olsa; taş ikiye parçalanır. Çünkü onlar dünyalarında öyle masum, öylesine saf yaşarlar ki onları mutlu etmek çok basittir. Bana bir sakızla mutlu olacak, gülümseyecek binlerce insan gösteremezsiniz ama bir adet sakızla, dünyadaki milyonlarca çocuğu güldürebilirsiniz.
  • Bugün Ankara'nın soğuk ayazı nedense içimi bile üşütüyordu. Çinçin'in yok olan varoş hali, gecekondu komşuluğunun yitip giden sohbetleri... Sabahın erken saatlerinde, at arabalarıyla, çöplüklerden toplanan kağıt ve plastiklerle kazanılan üç beş kuruşluk umutlar... Sanki kişneyen katırların ve atların o acı çığlıkları da giderek yok oluyordu.