N.Burcu.S, bir alıntı ekledi.
17 May 18:14 · Kitabı okuyor · 7/10 puan

ÇARMIH
Böğrüne saplanan akkor demiri sevmeyi yavaş yavaş öğreniyordu.

Öykü Uçları, Ali Teoman (Sayfa 16 - Yky)Öykü Uçları, Ali Teoman (Sayfa 16 - Yky)
N.Burcu.S, bir alıntı ekledi.
 17 May 18:12 · Kitabı okuyor · 7/10 puan

ÇARMIH
Aslında çok eski bir öyküydü, kuşaktan kuşağa aktarılan, tek bir söz bile söylemeksizin, susarak..

Öykü Uçları, Ali Teoman (Sayfa 16)Öykü Uçları, Ali Teoman (Sayfa 16)
N.Burcu.S, bir alıntı ekledi.
16 May 23:01 · Kitabı okuyor · 7/10 puan

Adım..
Adımlarım adımı her adımda siliyor, siliyorum, siliyorlar. Öyleyse benim adım nedir, adım nedir, adım ne?

Öykü Uçları, Ali Teoman (Sayfa 9 - Yky)Öykü Uçları, Ali Teoman (Sayfa 9 - Yky)

Zihnimde ne zamandan beri kendini tekrar eden bir müzik var. Geçen tesadüfen buldum ve hatırladım dinleyince. Mavi'ye girdiğimizde çalardı. Hakan'ın parçayı koy derdi Arif. Arif Mavi'nin barmeni. Gündüz, barına baktığım plaja gelir limonata içerdi. Hayatımda içtiğim en güzel limonata valla derdi. Bazen bunu, Teoman, İmirzalıoğlu veya Gülşen de derdi ama ben en çok Arif'in demesine sevinirdim. Gece olup, Mavi'ye gittiğimizde alırdım mükafatını. Hakan'ın parçayı çalın dediği zaman garip bir övünç hissederdim içimde. Bira uzatırdı ama biz nasıl olsa ardına Batsın bu dünya çalacak diye rakı söylerdik erkenden. Meğerse Arif bize hayatın ne kadar değişken olduğunu göstermeye çalışıyormuş. Sonradan anladım elbette. Oradan çıkıp, bize zimmetli olan banka giderdik. Çakılların hemen üstündeydi. Birileri varsa bile biz gelince yer verirlerdi. Bu bank en çok size yakışıyor abiler derlerdi. Siyasetten başlardık, ergenlik elbette, sonra dine girerdik. Kadınlardan bahsederdik çokça. Ömür çok bilgiliydi, şimdi avukat. Edepsiz fıkralarını dinlemek için teneffüsleri beklerdik, ilkokuldayken. Hatipliği çok kuvvetliydi. Münazaralarda aynı takımda olalım Hakan derdi. Bir tek o konuşurdu ama. Arda geldi aklıma, Adams geldi sonra. Bir de Berta vardı. Alman. Küçük çakılda denize en iyi atlayan kişiydi. Dubalarda çat pat ingilizcemle anlaşırdık. Bir akşam bara çağırdı beni. O kadar hazırlanıp gitmiştim. Kapıdaki görevli almamıştı beni. Siktir git lan daha kaç yaşındasın ki sübyan demişti. Berta içeride diyememiştim, o da aynı yaşta halbuki. Tam giderken koşarak gelmişti arkamdan. Öğrendiği tek Türkçe kelimeyi söylemişti bana. Seni seviyorum. Suratına bakmıştım uzunca. Bütün yaz birlikte atladık kayalıklardan. Kartallar vardı. Sırasıyla bir iki üç. Biz ya ikiden ya üçten atlardık Meis'e karşı. Kartal birden atlamak bizim için hayaldi. Bir gün abim atladı kartal birden. Denizden, suratında pişmiş kelle ifadesiyle çıktığı an patlatmıştım suratına yumruğu. Ölecek sanmıştım. Sonrasında ben de atladım ama. Berta yaz sonu gitti, bir daha da görmedim onu. Çalıştığım bardan kendim için çaldığım biralar vardı. Sezon sonu patron çağırmıştı beni. Ulan Hakan 400 şişe açığın var, parandan keseceğim. Bütün yazı çaldığım biralara çalışmıştım. Hatta üstüne para vermem gerekmişti de insafına gelmişti Ali abinin. Ama olsun, çok güzel zamanlardı. Hala çoğuyla görüşürüm. Bir anda karşıma çıkan bir şarkı neler hatırlattı bana. Lafı da uzattım gereksiz. Şarkı nerede hocam diyenler için.
https://youtu.be/bWXazVhlyxQ

“Yaşam bir tiyatro sahnesi, yaşam bir oyun, yaşam bir senaryo, yaşam bir öykü, yaşam bir düş, ne yaparsak yapalım bizden kaçan, parmaklarımızın arasından kayıp giden, rüzgârın oradan oraya savurduğu ufak kâğıt parçacıkları…”
...
"Bütün bu kişiler, adlar, tarihler, yerler, tuhaf olaylar, kılı kırk yaran betimlemeler, söylenmesi gerekmemesine karşın söylenenler, söylenmesi gerekmesine karşın söylenmeyenler, acemice gizlenmeye çalışılanlar, harcıâlem abartmalar, üstünkörü değinmeler, geçiştirmeler, susuşlar... Böyle yaparak işleri acaba daha çok mu karıştırıyorum, bilemiyorum."

"Demek ki, tebdil-i mekândan ferahlık umuyorsun; her uzam sana farklı bir şeyler esinliyor. Şık bir kafede başka şeyler yazılıyor, pis formika masaları sigara yanığı dolu bir kenar mahalle kahvesinde daha başka şeyler; evinin mutfağında, apartman aydınlığından gelen yemek kokuları içinde, çalışma odanın yığıntılı disiplini ya da yatak odanın sıcak loşluğunda olduğundan çok farklı şeyler yazıyorsun. İşte bunun için, anlatın inişli çıkışlı bir yol izliyor. Bu iniş çıkışları sen kaleminle yumuşatıp tek bir çizgi haline getirmeye çalışıyorsun"

"İnsanların yaşamları birbirinden ne kadar farklı olabiliyor, değil mi?"
"Evet." diye onayladı erkek. Sonra, bilgiç bir edayla devam etti: "Hatta kimi zaman aynı kişinin bile değişik yaşamları olabiliyor,"
Kız, erkeğin ne demek istediğini anlayamadığını belirten bir ifadeyle gözlerini kırpıştırdı.
"Yani, diyerek açıkladı erkek, "kişinin yaşamının belli bazı noktalarda çatallandığını, birbirinden bütünüyle farklı yazgılara götüren yollara ayrıldığını söylemek istiyorum. Ve başlangıçtaki bir bağlamsal çerçeveden hareket ederek, söz konusu kritik anlardaki seçimlerimizle, bir anlamda yine kendimiz belirliyoruz kendi yazgılarımızı. Değişmez alınyazısına inanmıyorum ben, kaderci filan hiç değilim."

full moon's dawn, bir alıntı ekledi.
26 Mar 12:44

"Alfabeyi öğrenmeye başlayan bir çocuk x y z diye bitirmek zorundaydı hep diziyi. Bunun nedeni, a b c ile başlamış oluşuydu ve bunun niçin böyle olduğunu, olması gerektiğini sormak gelmemişti aklına."

Eşikte, Ali TeomanEşikte, Ali Teoman