• EDİNİLMESİ GÜÇ, GETİRİSİ YÜKSEK OLAN 10 BECERİ

    1 Zaman yönetimi
    2 Empati
    3 Düzenli uyku
    4 Kendine olumlu telkin
    5 Tutarlılık
    6 Gerektiğinde yardım istemek
    7 Sözü ne zaman bitireceğini bilmek
    8 Dinlemek
    9 Kendi işine bakmak
    10 Düşüncelerini kontrol etmek

    *alıntı
  • 436 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Merhaba sevgili okur, yapacağım yorum tüm seri içindir.
    ••• Mecbur adamın hikayesi, İnce Memed serisini 2018 yaz aylarında okumuştum. Yaşar Kemal ile tanışma kitaplarımdı.Doğduğum,büyüdüğüm,yetiştiğim hatta şu an yaşadığım toprakları anlatmasına rağmen bir türlü okumak kısmet olmamıştı. Ancak başladığım andan itibaren farkettim ki çok şey kaçırmışım.Kitapları arka arkaya soluk almadan okudum diyebilirim. Okurken hem kitap bitecek diye üzüldüm hem de bir sonraki sayfada ne olacak diye hızlı hızlı okudum. Kullandığı yöresel kelimeler günümüzde bile hala kullandığımız kelimelerdır. İnce Memed Bir efsane mi yoksa gerçekten yaşamış bir kişi mi karar veremiyorum. Bu konuda fazlaca araştırma yaptım yaşça büyük insanlarla görüştüm, kiminle konuşursam konuşayım mutlaka bir akrabalığı olduğunu iddia etti Hatta Safiye(ince) Memmet diyorlar.
    ••• İnce Memed’in yürüdüğü yollarda yürümek, ‘bak şurda bu olay başına geldi’ diye hatırlamak bir ayrıcalık olsa gerek.
    ••• İnce Memed gerçek mi yoksa bir şehir efsanesi mi bilmiyorum, bildiğim bir şey varsa o da bir insan mecbur kalırsa neler yapabilir bize onu gösterdi. Yaşar Kemal boşuna dememiş ‘mecbur adamın romanı’ diye.

    ••• Serinin en sevdiğim kitabı 1. kitap oldu.İnce Memed’i, Seyran’ı, Ramazan Çavuş’u, Topal Ali’yi, Hürü Ana’yı hep hatırlayacağım...

    ••• Her kitaptan bir kaç alıntı yaptım en sevdiğim ise ilk alıntıdır.
    İşte bunu yapmamalı. İnsanla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli. (1)
    İnsanları sözleriyle değil, hareketleriyle ölç! Ondan sonra da arkadaş olabileceğin insanı seç.(1)
    Elinizi iyice vicdanınıza koyun… Vicdanın karışmadığı işte iş yoktur. Hayır gelmez. İlle de vicdan…(1)
    Yüreğinin gizlisinde bir sızı var.(1)
    “Hiç canını sıkma. Kafdağının gecesine düşen ışık bizim de gecemize yağmıştır. Düşmez kalkmaz bir Allah… Her tepenin başından yepyeni bir gün doğacak. Allah birdir ama, kapısı bin... Kul sıkışmayınca hızır yetişmez.” (2)
    Bu kadar değerli bir şeyi elde etmek o kadar kolay olmamalıydı. (2)
    İnsan, tanıdığını sandığı insanı kendisine benzeterek tanır.Bir insan ne kadar sana benzerse, o kadarda benzemez.(3)
    ...dünyada bir şey vardır her şeyden beter, ölümden de zalim, o da ölüm korkusu… (3)
    Biliyorum, yürek bir fırça çiçektir. Bir kere kırılınca o çiçek bir daha öyle bir çiçek olur mu, olmaz, biliyorum olmaz… (3)
    Anlamadım bunlar nasıl insan. Bunlar, işlerine gelince bugün böyleler, gelmezse yarın şöyleler. Kurban olayım Ali kardaşım, ben bunların insanlıklarından bir şey anlamadım.(4)
    İnsanlara umut vermek iyidir de, o umudun altından kalkamamak kötüdür. Umudun ölmesi, insanın ölmesinden daha beterdir. İnsan ölür, ölüm haktır. En kötüsü, beteri, dayanılmazı umudun ölmesidir, sen bizim umudumuzu neden öldürdün…(4)
  • 534 syf.
    ·9 günde·Beğendi·8/10
    Ve serinin 1. Kitabı bitti. Yazarımızın önceki serisini de çok sevmiştim. Fantastik konusunda gerçekten çok başarılı :)
    Bu sefer ki yine bambaşka bir kurgu olmuş, öyle alıştığımız klasik fantastik hikâyelerden değil.
    Bu sefer beni rahatsız eden sadece çok fazla yazım hatası olmasıydı.
    Ejder Armani Bölgesinde yaşayan Akita Min’in yıllar önce ailesi öldürülmüştür. Onu büyüten ancak asla sevgi göstermeyen kör Getor olmuştur.
    Yıllardır bulunamayan bir seri katil hep aynı yöntemle bir çok üst düzey pelerinlileri ve Akitanın sevdiği herkesi tek tek öldürmüştür. Sahip olduğu birkaç dostu vardır onu hayata bağlayan, onları da kaybetmekten ölesiye korkarak yaşar. Bu nedenle o artık kimseyi sevmeme kararı alır, çünkü sevdiği herkes ölüyordur.
    Ejder kelebeğin sahibini seçme zamanı gelmiştir ve herkes heyecanla bunun için hazırlanmaya başlar, herkesin hayali kelebeğin kendisini seçmesidir. Tek seçilmek isteyemeyen Akita dır. O kimseye bağlanmak istemez.
    Ve yola çıkarlar ancak birçok tehlike beraberinde onları beklemektedir.
    Çıktıkları yolda neler olacak?
    Ejder kelebeğin olduğu bölgeye ulaşmayı başarabilecekler mi?
    Peki Ejder Kelebek Günbatımı kimi seçecek?
    Pelerinlilerin verdiği eğitimde kim başarılı olup pelerin hakkını kazanacak?
    Sürekli işlenen cinayetlerin arkasında kim var ?
    Akita’nın Anne Babasına ne oldu ?
    Akita ettiği yeminini tutabilecek mi ?
    Daha bir çok olay, macera, heyecan, gizem, bilinmezlik hikâyemizde. Fantastik seviyorsanız devamı için okumalısınız :)
    Kitabın finali tabi ki yine çok heyecanlı bir yerinde bitti. 2. Kitabı için sabırsızlanıyorum :)
    Ben severek okudum, yazarımızın yüreğine, emeğine gönlüne sağlık :)

    Kitaptan bir alıntı ile yorumumu bitireyim ….

    “Beynin kalbini dinlerse kader, dinlemezse cezan olur”….
  • 168 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Bu kitap yeni mezun olmuş bir doktorun anılarını içeriyor. Bir hatırattan çok o dönemde ilgisini çeken ve kendisini etkileyen anıları kaleme almış diyebiliriz.Yazar burada bir kurgudan daha ziyade kendi hayatıyla alakalı bir hikayenimleme yapmış bu bariz bir şekilde ortaya çıkıyor.Çünkü Rus kökenli Ukraynalı yazar Kiev Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1916 yılında mezun olmuş. Yani kendisi de doktor ve İç Savaş döneminde yazdığı hikayeleri birleştirilerek bu kitap ortaya çıkıyor.
    Kitap başından itibaren uzun bir süre (2/3) genç bir doktor olan Dr.Bomgard'ın ilk görev yeri olan Gorelovo adlı, şehirden uzak kasabadaki anılarını, duygu ve anlam bütünlüğü içerisinde anlatıyor. Son bölümde ise Dr.Polyakov adlı kendisiyle aynı okuldan mezun olan ama yaşça 2 yıl daha küçük bir doktorun hatıra defterini ele geçirmesi ve bu doktorun yaşamının son evresini morfin bağımlısı olarak nasıl sonlandırdığını anlatan bir bölüm var. Ayrıca yazar kitabın son bölümündeki 14 sayfalık hikayede kitabın genelinden ayrı olarak net bir şekilde Bolşevik İhtilali dönemi karışık Rus çalkantısını ortaya koyan ''Ben Birini Öldürdüm'' hikayesi ile sonlandırıyor. Aslında idealist bir yeni mezunun zorlu şartlarda kendini kanıtlama çabası ve devamında da yerel halkın kendisine duyduğu güven ve saygı, kitaptaki Dr.Bombgard ve kendi hayatım arasında bağlantı kurduğum özel noktalar oldu.

    Kitaptan birkaç alıntı;

    - ''Köyde büyük tecrübeler kazanılabilir,'' diye düşünüyordum uykuya dalarken, ''fakat okumak, okumak ve daha çok okumak gerek...''
    - Bir yıl geçti, yeni bir yıl daha geçecek ve bu da geçen yıl gibi bir yığın sürprizle dolu olacak. Demek ki öğrenmeye boyun eğmek gerekiyormuş.
    - Böyle korkunç bir dönemde görevinin gereklerini iki saat içinde yerine getirmeye istekli olmayan birisi için mahkemenin ne karar vereceğini tahmin etmek zor değildi. Diplomalı bir adamın kara yazısıydı bu...
  • Alıntı
    Eğitimi böyle planladım:
    1 yıl anaokulu
    2 yıl tabiat okulu
    2 yıl sanat okulu
    2 yıl bilim okulu
    2 yıl düşünce okulu
    Lise
    Üniversite
    Ülkemizde mümkün müdür? Daha doğrusu eğitim reformu olabilir mi?
  • Sosyalistlerin ele aldıkları problemlerin hepsi, kozmogonik görüşler, hayaller ve mistisizm bir yana, şu iki belli başlı probleme indirgenebilir.
    Birinci problem: servetlerin üretilmesi. İkinci problem: servetlerin bölüştürülmesi. Birinci problem emek konusunu içerir, ikinci problem ücret konusunu içinde taşır.
    Birinci problemde, kuvvetlerin kullanılması söz konusudur.
    İkincisinde, faydaların dağıtılması. Kuvvetlerin iyi kullanılmasından kamu gücü doğar. Faydaların iyi dağıtılmasındansa bireyin mutluluğu çıkar.
    İyi dağıtımdan eşit dağıtım değil, adil dağıtım anlaşılmalıdır. En birinci eşitlik, adilliktir.
    Bu iki şeyin birleşmesinden -dışarıda kamu gücü, içeride bireyin mutluluğu- sosyal refah doğar.

    Sosyal refah demek, mutlu insan, özgür vatandaş, büyük millet demektir.

    İngiltere bu iki problemden birincisini çözmüştür. Serveti mükemmel surette yaratır ama kötü bölüştürür. Ancak bir yanıyla tam olan bu hal tarzı kadersizce şu iki aşın uca varır: ucube bir bolluk, ucube bir sefalet. Bütün istifadeler bazılarına, bütün mahrumiyetler geri kalanlara, yani halka. Halbuki ayrıcalık, istisna, tekel, feodalite hep emekten doğar. Bu yanlış ve tehlikeli durum, kamu gücünü özel sefalete dayandırır, devletin büyüklüğünü bireysel ıstıraplardan köklendirir. Bu oluşumu bozuk büyüklükte bütün maddi unsurlar birleşmiştir, ama hiçbir ahlaki unsur orada yoktur.
    Komünizm ile toprak yasası da ikinci problemi çözdüklerini sanıyorlar. Yanılıyorlar. Onların bölüştürmesi üretimi öldürür. Eşit paylaştırma rekabet duyusunu, dolayısıyla da çalışmayı yok eder. Bir kasap bölüştürmesidir bu; paylaştırdığını öldürür. Şu halde bu sözüm ona çözümler üzerinde durmaya imkân yoktur. Serveti öldürmek onu bölüştürmek olamaz.

    "Burası alıntı değil yorumdur."

    Tüylerimi diken diken eden bu doğruluğu şöyle açıklayabilirim. Lenin toprak redormuyla birlikte, söz gelimi 10 birim toprağı, (SSCB' nin ülke nüfusunu 10 kişi olarak düşünürsek) 10 kişiye dağıttı. Fakat herkesin toprak sahibi olduğu ülkede ciddi bir sorun ortaya çıktı. Kim işçi olarak çalışacaktır? Ülkede bir anda üretimsizlik problemi ortaya çıktı. Veeeeee Lenin' den sonra Stalin bu toprakları geri almaya çalıştı ki, bu hayati önemi olan kararı verirken yaklaşık 2 milyon köylü hayatını kaybetti.