• “Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına . Ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak . Kimi insanın yüreği karanlık , kimininki aydınlıktır . Geceyle gündüz gibi . . Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme , herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama . . Kendini koru kızım , İnsanlara karşı kendini koru ! ! ! “ • • •
    #kitapyorumu
    Ahhhh . . Okumakta baya baya geç kalmışım . Gerçeğin kurguyla bütünleştiği harika ötesi bir kitaptı . Nereden başlasam , nelerden bahsetsem daha doğru olur bilemediğim bir hisle yazıyorum yorumumu . İnsanlıktan mı başlamalı , güzel ülkemin duyarsızlığından , yanlışından dolayı yanan canımdan mı , aşktan mı ? Nerden başlamalı . . Hangi Irktan , hangi renkten olursak olalım insan değil mi kimliğimiz ? Hiçbir iktidar masum değildir “ ne çok şey anlatıyor bu cümle . . Çıkarlar , hırslar , entrikalar ve daha akıl sır erdiremeyeceğimiz birçok şey geçti aklımdan bu cümleyi okuduğum zaman . . Zülfü Livaneli Serenad ‘ da dünyada üstü örtülmeye çalışılmış , Türkiye de yaşanan ama az bilinen bir olayı ele almış . Struma faciası . . Sayesinde bende öğrenmiş oldum . Okurken gerçekliğini sorgulayıp durdum taaki araştırıp tamamen gerçek olduğunu öğrenene kadar . . Belki Maximilian ve Nadia aşkı gerçek değildi , onu da boğazım düğümlene düğümlene okudum gerçi ama üstü örtülmeye çalışılan facia gerçekti . Güya Türkiye de yaşıyoruz çok şey bildiğimizi zannedip her konuda nutuk atıyoruz ama bu ülkenin yakın geçmişinde neler yaşandığına dair çoğumuzun doğru dürüst bilgisi yok . Şahsen bu kitabı okuduktan sonra kendimi çok cahil hissettim . Dil , din , ırk farketmeden insanoğlunun nasıl da büyük acılar çektiğini birkez daha hatırlatmış oldu . Öyle akıcı anlatmış ki hikayeyi nasıl başladım , nasıl ilerledim , nasıl bitirdim anlamadım . . Kitabı bana birisi hediye etmişti baya uzun zaman oldu ama maalesef ki hatırlayamıyorum kim hediye etti kitaplarımı okuması için kime verdiğimi unuttuğum gibi alan kişileri de bazen unutabiliyorum Ama kim olduysa Allah razı olsun iyi almış
  • Ya derdi olan insan Allah'ı hatırlardı ve Allah'ı hatırlayan insan unuturdu beni .
  • "...Bayrakları değil insanları seviyorum." Sait Faik Abasıyanık
    Fatih'in türbedarı Amiş Efendi diyor ki "Ben namazdan ziyade namaz kılanı severim."
    Van Gogh ise " müziğe kulak verecek yerde müzisyeni seyretmeyi yeğlerim." diyor.
    Demek insana bir hasretlik var. Hasretlik. Bundan bahsetmişken fıtrattan söz etmemek olmaz. Ravisini bilmesem de kitapta yer alan şu hadis " Bir dağın yer değiştirdiğini duyarsanız inanınız, ancak bir insanın huyunun değiştiğini duyarsanız asla inanmayınız, çünkü insan hep yaratıldığı hâl üzeredir."

    Yaratıldığımız hâl nedir? İnsan yaşama bir amaçla başlar. Bu amaç bir anlam üzerinedir. Anlam yoksa amaç da yoktur.

    Dücane Cündioğlu, Ölümün Dört Rengi isimli kitabında bazı kelimelerin etimolojilerini "anlam"larıyla birlikte ele almış. Kelimelere, kelamlara önem veren herkesin okuması gereken bu kitapta "yabancılaşmayı", dış-dünyayı, "tahavvülü" anlatıyor. Daha başka dersler çıkarmak da mümkün.
    Kitap üç ana bölümden ve kendi içinde kısımlardan müteşekkil.
    Reng-i esrar; renklerin hakikatini anlatırken, iman ve inanç konularına da değiniyor. Van Gogh'un inanamamaktan yaşadığı cinneti ve dış-dünyadan bıkkınlığını, anlam arayışını anlattığı bu bölümde "her şey zıddıyla kaimdir" öğretisine bir kere daha inanıyorsunuz.
    Hızır'ın huzurunda; of of, Allah'ım Allah'ım denecek kısım, asıl vurucu nokta bu. Bu bölümde " sen kimin şeytanını taşlıyorsun?" başlıklı yazısında Ali Şeriati'nin bahsettiği "insanın kendi İsmail'ini seçmesi"ne değiniyor. Taşladığımız şeytan, küçük küçük taşlardan korkup kaçıyor. Peki, nereye? Şeytan, sadece Mina'da mı ikamet ediyor? Peki, kendi var ettiğimiz şeytanlarımız. Gerçekten taşlıyor muyuz? Yoksa muhafaza ettiğimiz, cam fanuslarda hayran hayran izlediğimiz şeytanımız var mı? Besiye koyduğumuz, bizi besileyen şeytanlar. Kurban edeceğimiz şeytanlarımız var, İsmail bellediğimiz... Küçük tanrıcıklarımız var. Politeistik, şirke varan bir yaşam idealimiz var. Para, bu çağın tanrısı. Paranın yardımcıları da var. Onlar da küçük tanrılar. Her beden uzvuna, şehevi tüm hislere, nefsin esiri tanrıcıklar! Oysa ilah, esir değildir, esir olan ilah olamaz. Kudret sahibidir O!

    Peki, kudret nedir? Yapmak kadar yapmamak da kudrettir. Hz. Ali (r.a)
    "Dualarımı kabul etmemesinden bildim ben O'nu." bu bir sitem değil, isyan değil. Teslimiyet bir kulda ve elbette her şeyin sahibi olan; Allah'taki kudret.
    Her duamızı en hayırlısıyla işleyen O, kimi zaman reddederek hayrı karşımıza çıkarır. Red, kuvvettir, kudrettir.

    Cehennem... İyi ki var, dediğim. İyi ki var dedirtenin eseri. İyi ki cehennem var da ondan korkuyoruz. O'ndan değil, cehennemden korkmak ne büyük nimet. Sonsuz rahman ve rahim sahibi olana korku değil saygı, bağlılık duymak. Bende-niz, kulun burdayım Allah'ım. İşte, burada. Bağlılığımla, memluk oluşumla, bendim sana bağlı. Kudret sendedir. Cündioğlu şöyle diyor; "Kudret, arzu ettiğini avucunun içine alabilmek kadar, onu elinin tersiyle itebilmektir de. Kadir olmayan, Tanrı da olamaz!"

    Harika, Cündioğlu olayı özetlemiş, Cündioğlu'ndan okuduğum bu ilk kitap beni kelimelerine hayran bırakmıştır.

    Kitapta yine aynı başlık altından bir başka alıntı paylaşmak istiyorum:
    Bayezid-i Bistami, "Yolun başındayken dört şeyi yanlış biliyordum, sonunda doğrusunu öğrendim" der:

    1- Yolun başında ben Hakk'a talibim zannederdim, sonunda anladım ki Hak bana talipmiş.
    2- Yolun başında ben Hakk'ı zikrediyorum zannederdim, sonunda anladım ki Hak beni zikrediyormuş.
    3- Yolun başında benim için iyi olanı seçen yine benim zannederdim, sonunda anladım ki ben hep kötü olanı seçmişim, her defasında benim için iyi olanı seçen O'ymuş.
    4- Yolun başında Hakk'a vasıl olmayı isterdimc sonunda anladım ki daha yolun başındayken ben Hakk'a vasıl imişim.


    İşte, kudret. Her şeyin O'ndan olduğunu fehmetmek de onun yolunda olmaya dahil mi? Allah'ım bir hoca demiş ya " Yürüyoruz ya işte. " diye. Yürümek de dahil değil mi? Teşekkürler Allâh'ım, elhamdülillah.


    L'amité est avant tout certitude, c'est ce qui la distingue de l'amour.

    Tam çevirisi nasıl olur diye düşünüyorum. Sevmek inanmaktır, aşktan ayıran da budur. Seviyorum. Dünyalık şeylere de aşk duyuyorum, çünkü güvenimi yitireli epey oldu.

    " Efendimiz (s.a.v) " Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi..." diye buyurur. Dikkat etmeli: dünyadan değil, dünyanızdan..
    Sizin dünyanızdan... Veya: onların... Başkalarının... İnsanların dünyasından... Bir başka dünyadan... Yabancısı olduğum, aramda hep mesafeler bulduğum bir dünyadan... Bana yabancı bir dünyadan... Dış dünyadan değil, dış-dünyadan... Yani dünyanızdan..."

    Efendimiz (a.s) bir beşer olarak gelmiştir bizim gibi, beşer yani et, deri. Bizim gibi bir "insan" olarak değil. Bizim gibi bir "beşer" "dış-dünyada".

    Münker-Nekir'e sorular; Bu bölümde daha çok arayan olmaktan, arananın kıymetinin arayanla zuhur edişinden söz ediyor. Güzel, onu güzel bulanla güzel...
    Cündioğlu'nun değindiği, hatta yok yok, didik didik ettiği bir mesele var: " Ben güzele güzel demem, güzel benim olmadıkça"
    Burada namahremine, onun güzelliğini dile getirmeyen bir edebden söz ediyor. Güzel bulmayışından değil, diye hepimizi ikaz ediyor.
    Hocam, böyleleri kaldı mı?

    Ama siz iyi ki varsınız. Hayatımın kitabı diyeceğim nadir kitaplardan. İlk sıra değişmez. Ama bu da illaki bir yer bulur. Ölümün dört rengi, bütün alacalığıyla...
  • “İnsan imtihanına küser mi evladım??.. "diyordu yaşlı adam,
    - İmtihan ile tımar eder, Allah insanı..
    Kimi zaman tepeden aşağı atar ve der kii,
    "Alemde en tepede "Ben" varım unutma",
    kimi zaman da en sevdiqi şeyi alır elinden insanın ve der kii:

    "Benim ile arana hiçbir şeyi koyma...“
  • Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Allah Rasulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

    “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhari, Tefsir (Rûm), 2)

    Rabbimizin “Yeryüzünde bir halife var edeceğim” sözüyle başlamıştır insanın yaşam serüveni. Ardından Yüce Allah, insanı "en güzel surette" yaratmış ve kendisini sabah akşam tespih eden, günahtan masun meleklerine, onun önünde saygıyla eğilmelerini emretmiştir. (Bakara, 2/30–34) Zira onu değerli kılmış ve yarattıklarının pek çoğundan üstün tutmuştur. (İsra, 17/70) Yerde ve gökte ne varsa onun hizmetine sunmuş, ona dilediği her şeyi vermiştir. Böylesine değerli ve böylesine mükemmel yaratılmıştır insan. Ve bu yaratılışın tek bir amacı vardır: yalnızca bir olan Allah'ı ilah kabul etmek ve O'nun razı olacağı bir hayat sürmek. (Zariyat, 51/56) Bunun için kendisine gereken tüm imkânlar verilmiş ve her insan kâmil sıfatlarla donatılıp yeryüzünün halifesi olmaya layık bir insan olma potansiyeli ile dünyaya gönderilmiştir.
  • İHANET

    Yine ayrılık var her sevginin sonunda. Baki olan ise yaratıcıya duyulan sevgi oluyor bu hayatta. Sadece sana ihanet etmeyen sevgi budur aslında…

    Nisan ayında olmuştu bu olay. İhanetin hala aklımda nasıl unutabilirdim ki? Ya da insan nasıl unutur bunu, sormaz mı kendine? Neden, diye. Neden yapıldı bana bu ihanet? İşte bu tür soruları soruyorum kendime. Kim bilir kaçıncı Nisan ayıdır ki hala düşünmekteyim.

    İlk tanıştığımız günkü konumuz “ ihanet” idi. Sonumuz da zaten bu konuyla bitmedi mi? Nasıl bir tesadüftür ki o ay da Nisan ayıydı. Elindeki kitap ile başlamıştı her şey… Kitap okuyan insanlar hep ilgimi çekmiştir. Hele de aynı yazarları seviyorsak… Kitabı tartışmıştık seninle. Görüşlerin ve kendini ifade edişin o kadar etkilemişti ki beni seninle uzun uzun konuşmak istemeye başlamıştım. Her gün bir yazarın bir kitabını tartışıyorduk. Her geçen gün daha çok bağlanıyordum sana. Bir gün sana açıklamıştım. Sen de aynı duygular içinde olduğunu söylemiştin bana. Yalan söylemiştin bana şimdi daha iyi anlıyorum bunu. Uzun süre sohbetimiz oldu. Tabi bu zamanlar mektup yazardık birbirimize. Ah hatırlar gibi oldum şimdi ne güzel de yazışıyorduk öyle. Ne kadar da gerçekçiydin sen şimdi düşünüyorum da sahtekârın tekisin… Bir süre yazmayı kestin, uzun süre haber alamamıştım senden. Öğrendim ki bulmuşsun birini yakacaksın benim gibi o kızın da canını biliyorum. Sana değil o kıza acıyorum. O kıza da sözler vermişsin umutlandırmışsın tıpkı bana yaptığın gibi…
    İhanetini öğrendim ama ne yapabilirdim. Hiç aklıma gelmezdi kitap okumayı seven ve onun ile yaşayan birinin ihanet edebileceğini. Hangi insan düşünebilirdi ki bunu. Sevmemiş beni hiçbir zaman. Her şey yalanmış… Şapşalın tekiymişim bunu anlamayacak kadar insanları çözememişim demek ki. Belki de o çok ustaca biriydi. O kıza da aynısını yapmış işte empati kurabilirim çünkü zaten aynısını yaşamışım anlıyorum onu da.
    Bir insan birine bu kadar güvenmemeli. en güvenilir varlık Allah(c.c.) . İnsan yaratıcıdan başka kime çok güvenebilir ki. İhanet ya da ayrılık bunlar sevgiyi bitirir. Baki olan yaratıcıya olan sevgidir bunu bir kez daha anlıyorum şimdi.
    Şuan tam on yıl oldu ihanetinden bu yana. Seni düşünüyorum yine her şeye rağmen unutamıyorum. Acı çekiyorum. Ve hastayım artık uzun bir yolculuğa çıkmaya çok az zamanın var hissediyorum bunu… Senden kalan birçok hatırayı bırakıp gideceğim yakında bir gün olurda -olmaz ama – hatırlarsan beni mezarımın başına gelip belki ihanetini affettirirsin bana belki bir gül dikersin mezarıma belki de bir dua ile yeşertirsin toprağı…
    Nefeslerim sayılı az kaldı gidiyorum. Artık asıl adalete, sevgiye gidiyorum. Yaratıcıma kavuşuyorum. Yolculuğum başladı…

    Cerrah Asya