O millet, şu coğrafya, öbür ülke, diğer kavim... İnsanın yaratıldığı günden bu yana sadece iki millet vardı aslında. Çünkü insanın bir yanı melekse öbür yanı şeytandı. Yarısı Habil’se öbür yarısı Kabil’di. Bir yanı suysa bir yanı ateşti. Güldü, dikendi, acıydı, şerbetti, ihtişamdı, sefaletti.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bugünün olaylarını anlamak için bakılacak en uygun yer dündür ama yarını anlamak için de bugüne bakmak gerekir. Çünkü bugün de yarının dünüdür. Dün gibi yarın da bize kendisini sürekli fısıldar. Hepsi tekrarlar kendini. Sezenler için bugünde yarının haberi vardır.
Şimdi anlıyor ki insanoğlu sabırsızdı, tez canlıydı. Her şey bir anda olup bitsin istiyordu, hiçbir şey geriye, hiçbir hesap istikbale kalmasın. Oysa tarihin kılıcı çok keskindi eli ağır olsa da. Tarihin ayağı ağırdı ama onun da zamanı galiba Tanrı’nın zamanındandı. Tanrısal yargı gelecek kuşakların ibret alması için ertelenmişti ve geleceğin ibreti şimdinin intikamından daha değerliydi.