İçinizde, körleşmenin. getirdiği yılgınlığı duyumsayın. Hiçbir şeyin değişmediğini, değişemeyeceğini fark ettiniz mi? Zamana tutsağız, doğuyorsunuz, ne önce ne sonra, tam şimdi. Tohumlarınız, o adam tarafından ekiliyor, isteseniz de istemeseniz de babanız. Bedeninize bir isim veriyor. O adamın istenmeyen meyvesi oluyorsunuz ve soyağacına asılıp kalıyorsunuz.
Öylesine yalnız olmak isterdim. Kendimden vazgeçerek. Demek istediğim, bildiklerimden ve inandıklarımdan vazgeçerek. Aynı kalayım ama ruhumu karartan şeyleri hatırlamayayım. Kendi bedenimden ayıramadığım bir yabancı gibi.
Yalnız kalmak istiyordum ama bahsettiğim öyle bir yalnızlık ki tamamen, alışılmadık bir biçimde yalnız kalmaktan bahsediyorum. Sizin aklınıza ilk gelen şekliyle, sadece insanlardan uzaklaşmak değil, kendi kendimden de uzaklaştığım ve kendi kendimi dışarıdan, bir yabancı gibi seyrettiğim bir hali arzuluyordum.