Aynı yayınevinin farklı bir kitabını ararken, fuarda yayınevi sahibiyle karşılaştım. Aradığım kitabın baskısının kalmadığını söyledi. Hayal kırıklığımı görünce evinde tuttuğu bir kopyayı bana göndermeyi teklif etti. Çok sevindim. İki gün sonra kargo elime ulaştığında, aradığım kitabın yanına bu kitabın da dahil olduğu üç kitaplık hediye eklemişti. Bu kitabın kütüphaneme dahil olma hikayesi böyle. Özel olarak arasanız bulmakta zorlanacağınız, tanıtımı yapılmadığı için aramak için bir sebebinizin bile olmayacağı bir kitap aslında.
Tatilde hikaye okumayı severim. Son tatilimde hafif olmasından dolayı yanıma bu kitabı da almıştım. Cennet gibi bir doğanın içinde rasgele girdiğim şık bir kafenin özenli servisi eşliğinde okumak nasip oldu bu kitabı. Diyordu ki bir hikayede: "Bu dünyada sadece bir defa gidilecek yerler vardır. Oralara tekrar dönmek ihanet etmek olur." Başka bir hikayede ekliyordu: "Yol demek, uzaktan bakmak demekti, içine girmeden, kenarından geçivermekti her şeyin. Yaşam gibiydi biraz." Yalnız tatilimin ikinci günüydü ve olağanüstü bir dünyanın kenarlarında geziniyordum. Başka bir hikaye yine seslendi bana: "Yalnızlığını unutmak değil aksine onunla olabilmek mutlu olabilmekti." Ama karakter temkinliydi. "Tek başına mutlu olmakta utanılacak bir yan vardır." diye içinden geçirerek duygularını frenliyordu, ben bunu yapmadım. Farklı hikayelerde olsak da her cümlesiyle içinde bulunduğum ruh halini yansıttı, anlaşılır kıldı yazarın cümleleri.
Dili sade, hikayeler akıcı ve zaman-mekan-konu bütünselliği kaygısı güdülmüyor. Yazar, gün içinde karşısına çıkan bir müze tabelasının çağrısına uymasından gözün üzerindeki kaşın düşündürdüklerine, bir limon çatalıyla başlayan düşünce akışından bir Ege düğününün hissettirdiklerine, kurbağaların görünmez dostluğundan dolaptan
Aklımdan geçenleri, söylemeyi düşündüğüm halde söyleyemediklerimi, kimseyi kırmamak, ileri gitmiş olmamak adına yutkunduklarımı anlatmaya hatta bazen kırıp dökme arzumun boyutunu itiraf etmeye kalksam, hiçbir yere sığdıramam, şaşırırsınız inanın.