Gözde Özdemir

Bulutunu Taşımaktan Vazgeçemeyenlere
6/10
·102 syf.··
2026 17. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 21:11
Aynı yayınevinin farklı bir kitabını ararken, fuarda yayınevi sahibiyle karşılaştım. Aradığım kitabın baskısının kalmadığını söyledi. Hayal kırıklığımı görünce evinde tuttuğu bir kopyayı bana göndermeyi teklif etti. Çok sevindim. İki gün sonra kargo elime ulaştığında, aradığım kitabın yanına bu kitabın da dahil olduğu üç kitaplık hediye eklemişti. Bu kitabın kütüphaneme dahil olma hikayesi böyle. Özel olarak arasanız bulmakta zorlanacağınız, tanıtımı yapılmadığı için aramak için bir sebebinizin bile olmayacağı bir kitap aslında. Tatilde hikaye okumayı severim. Son tatilimde hafif olmasından dolayı yanıma bu kitabı da almıştım. Cennet gibi bir doğanın içinde rasgele girdiğim şık bir kafenin özenli servisi eşliğinde okumak nasip oldu bu kitabı. Diyordu ki bir hikayede: "Bu dünyada sadece bir defa gidilecek yerler vardır. Oralara tekrar dönmek ihanet etmek olur." Başka bir hikayede ekliyordu: "Yol demek, uzaktan bakmak demekti, içine girmeden, kenarından geçivermekti her şeyin. Yaşam gibiydi biraz." Yalnız tatilimin ikinci günüydü ve olağanüstü bir dünyanın kenarlarında geziniyordum. Başka bir hikaye yine seslendi bana: "Yalnızlığını unutmak değil aksine onunla olabilmek mutlu olabilmekti." Ama karakter temkinliydi. "Tek başına mutlu olmakta utanılacak bir yan vardır." diye içinden geçirerek duygularını frenliyordu, ben bunu yapmadım. Farklı hikayelerde olsak da her cümlesiyle içinde bulunduğum ruh halini yansıttı, anlaşılır kıldı yazarın cümleleri. Dili sade, hikayeler akıcı ve zaman-mekan-konu bütünselliği kaygısı güdülmüyor. Yazar, gün içinde karşısına çıkan bir müze tabelasının çağrısına uymasından gözün üzerindeki kaşın düşündürdüklerine, bir limon çatalıyla başlayan düşünce akışından bir Ege düğününün hissettirdiklerine, kurbağaların görünmez dostluğundan dolaptan
Bulutuyla Dolaşan KadınMuazzez Çörtelek · Yitik Ülke Yayınları · 202510 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İnsanlar Garip, Sedaris Daha da Garip
6/10
·245 syf.··
2026 16. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 13:24
Sedaris bir komedyen ve bu kitapta 26 bölümden oluşan otobiyografik bir stand-up gösterisi sunuyor. Aile ilişkilerinden eşcinsel kimliğe, aidiyet duygusundan yaşlanmaya kadar uzanan konuları, seyahatlerinin ve geçmiş deneyimlerinin içinden süzerek anlatıyor, gözlemlerini büyütüp absürt noktalara taşıyarak beklenmedik son vuruşlar yapıyor, gündelik hayatın saçmalıklarına işaret ediyor, başından geçenleri eğlenceli hikayelere dönüştürüyor. Hayatın içinden süzüp sunduğu tespitleri oldukça ilginç. Mesela, dil öğrenme programlarında bulunmayan, sadece seyahat ederken fark edilebilecek bir detay: İtalya veya Japonya'daysanız ve birisine "Nasılsın?" diye sorduğunuzda muhtemelen "İyiyim, siz?" cevabını duyarsınız ama Almanya'da "Pek iyi değilim" karşılığı verilir, çünkü insanların sırf kibar olmak için bunu sormalarını anlayamazlar. Başka bir anekdot: Londra'dayken, Obama'nın göreve başlama törenini her üç saniyede bir siyahi olmasını vurgulayan BBC'de izler, ve bundan rahatsızlık duyar. Ardından aydınlanma gelir: "Eğer Amerika ilk eşcinsel başkanını seçmiş olsaydı, bunu idrak edebilmek için, birkaç bin kez duymayı isterdim." Hikayelerinin bir kısmı oldukça ofansif, küçümseyici ve indirgeyici. Hedef tahtasına sıklıkla kendisini de koyuyor olmasına rağmen bu, bazı okuyucularını rahatsız edebilir. Oysa benim nezdimde Sedaris, ikiyüzlü bir dünyanın meraklı bir gözlemcisi, iyi niyetli bir hicivcisi, ve okurunu da dünyayı kendi gözlerinden görmeye davet ediyor. Dünya çapında çok sevilen yazar, anlattığı hikayeler kadar insanların küçük kusur ve çelişkilerini yakalama becerisi ile de 25 farklı dilde okuyucularını güldürmeyi başarıyor. Uzun bir seyahat sırasında elimin altındaki bir kitaptı ve deneyimlediğim her yeni anı, bir de onun gözünden okumamı sağladığı için ben de çok
Hadi Baykuşlarla Diyabet KonuşalımDavid Sedaris · Epsilon Yayınevi · 201819 okunma
Dengenin Ayırdığı Dünyalara Ziyaret
8/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 21:51
Tanrı insanı yarattı, ona bilinç verdi. İnsan, Tanrı'nın sunduğu doğayla yetinemedi, kendi düzenini kurdu. İnsan robotu yarattı, ona bilinç verdi. Robot, insanın kurduğu sistemde barınamadı. Dünyaları ayırmaya karar verdiler. Robotlar vahşi doğaya dönüp burayı incelediler, buranın yasalarını benimsediler. Tamiri ve ölümsüzlüğü reddedip ölümü ve dönüşümü kabullendiler. Robotların yokluğunda ise insanlar fabrikalardan ve büyüme odaklı kapitalist ekonomiden kurtulup değer odaklı takasa geçtiler, inanç ve ilişkilerde gelişme gösterdiler. Şehri ve ailesini geride bırakıp kasabaları dolaşarak insanlara bitkisel karışımlar ve ruhsal bakım sunan çay rahibi Dex, aslında sadece cırcır böceği sesi duymak istiyordu. Dinmeyen iç huzursuzluğu onu yasaklı topraklara yönlendirdi. Mosscap, yabanın sınırlarından insanları gözlemleyen bir robottu. Dex ile karşılaştığında bu, yüzyıllar sonra bir robot ve bir insanın ilk teması oldu. Toplumsal kodları bir arada olmalarına karşı koysa da, bireysel amaçları için birbirlerine ihtiyaçları vardı. Bir anlaşma yaptılar. Önce Mosscap, Dex'e yabandaki arayışında yardımcı olacaktı. Ardından, Dex de Mosscap'e insanın dünyasında rehberlik edecekti. Bu yolculukta ikili arasında geçen derin sohbetlerde, insanı robot gözünden bilinçli ve sosyal bir canlı, robotu da insan gözünden canlı olmayan ama erdemli ve meraklı bir bilinç olarak keşfediyor, doğayı ise bir çocuk hayretiyle gözlemliyoruz. İnsandaki "amaç" baskısını robotun "varoluşun yeterliliği" bakış açısından yargılıyor, cinsiyetin ve ilişkilerin keskin sınırlarla tanımlanmadığı bir dünyanın olabilirliğini sorguluyoruz. Aslında iki kitaptan oluşan Keşiş ve Robot serisi, Türkçe'de tek ciltte birleştirilerek sunuldu. Yaban Robotu İçin Bir İlahi, Dex'in yabandaki mücadelesine ağırlık verirken,
Duygu ve Düşünce
Keşiş ve RobotBecky Chambers · Eksik Parça Yayınları · 202516 okunma
Güneş İstanbul'dan Batarsa
6/10
·122 syf.··
2026 14. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 16:41
Bu kitapla, İstanbul'da meydana gelmiş büyük bir depremin, çürümüş, eski, özensiz ve tedbirsiz her şeyi yerle bir etmesinin ortaya çıkardığı o karanlık tablonun tam merkezine bırakılıyoruz. Bu senaryoda deprem, yalnızca fiziksel bir felaket değil, merkezi yapının çözülmesine neden olan bir tetikleyici işlevi de görmektedir. Bir zincir, en zayıf noktası kadar sağlamdır. İstanbul ve çevresi ticaret, üretim ve stratejik gücün yoğunlaştığı bir merkez olarak görünmesine rağmen talep ettiği önlemler alınmadığında en kırılgan noktaya dönüşme potansiyeline de sahiptir. Zaten ekonomik bir darboğazdan geçen ülke, bir İstanbul depremi ile, bir gün, bir gece aniden kaybedebileceği boğazlardaki kontrolü, petrol rafinerileri, üretim tesisleri, havaalanları, limanları, asayiş ve çok değerli insan kaynakları üzerindeki denetim etkisi ile Sevr şartlarına geri dönebilir, Amerika ve AB gibi emperyal devlerlerin yardımına muhtaç kalırken onların ülke üzerinde iddia edecekleri hak çekişmesine kapı aralayabilir. Sinek Sarayı'ndan yıllar önce ayrılan Sinan ve Daryal, AB komisyonunun sözde yardım kuvvetleri eşliğinde Türkiye'ye geri dönerler. Artık birden fazla kimliğiyle karşımıza çıkan Hilmi ile beraber, bu işgal kuvvetlerine karşı gizlice mücadele edeceklerdir. Paris'te geçirdikleri yıllar boyunca geride bıraktıkları hayata dair hiçbir bağlılık hissetmeyen Sinan ve Daryal, bu kurtlar sofrası manzarasına karşısı uyanan vatanperverlikleri ile epik bir cesaret gösterseler de, bu girişimlerini karakter gelişimleri açısından zayıf bir ikna ediciliğe sahip buldum. Distopya denip bir köşeye kaldırılamayacak kadar olası ve karanlık bir senaryoya karşı tedbirlerin bugün bile yetersizliği hatta yokluğu karşısında dehşete düşerek okuduğum bir kitaptı. Sağlam zeminin konforu içinde okunan
Duygu ve Düşünce
Bir Gün, GeceMine G. Kırıkkanat · Kırmızı Kedi Yayınları · 2018143 okunma
Beyoğlu'nun Renkli Görünmezleri: Sinek Sarayı
6/10
·144 syf.··
2026 13. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 15:55
Sinek sarayı Trakya köylerinde evin başköşesine konan, incecik çöplerden yapılmış bir süs eşyasıdır. Dışardan renkli ve narin görünür, ama aslında kimsenin masasında görmek istemediği sinekleri etrafına toplayarak evin temiz kalmasını sağlayan iyi niyetli ve pis bir kapandır. Süheylanımın apartmanı da biraz böyle, çok renkli ve ilginç ama toplumun görünmez kılmak istediği aykırı ve gariban kişilere ev sahipliği yapar. Herkes birbirinin biraz ailesidir, iç içe geçmiş hayatları ile birbirlerini var ve yok etmektedirler. Torunu Hilmi'nin çocukluk arkadaşı Sinan, Fransa'dan belirsiz bir süreliğine İstanbul'a geldiğinde, Süheylanım bu apartmandaki boşalttığı kendi dairesini Sinan'a açar. Bu sayede cüce Sabbek Hanım ve mongol oğlunu, darbukacı ikiz kızkardeşleri, fahişe Gülfiliz'i ve travesti Nejla'yı dışarıdan bir göz ile tanırız. Sinan, Fransa bürokrasisinde soyadı sebebiyle gizleyemediği kötü şöhretli silah tüccarı babasının namından İstanbul'da kurtulmuşken, burada da annesine dair geçmişle yüzleşir. Aslında o da, kimlik ve aidiyet duyguları arasında sıkışmış, paylaştığı apartmanın diğer sakinleri kadar ilginç ve garibandır. Hikaye aniden, bir apartmana sıkışmış bunca ağırlığın kaçınılmaz patlaması ile, soluksuz bırakacak bir hızla malum sona doğru akmaya başlar. Maskeli balonun kanlı bir olayla sona ermesi, herkesin maskesini düşürüp gerçek yüzleriyle yeniden tanışmalarına vesile olur. Kitapta 90'ların Beyoğlu ve Cihangir'ini Fransız bir gözle dolanırken, kentin Batılı bir vitrin olma çabasına karşılık içeride biriken çürümesine, sınıfsal kırılmalarına ve kültürel savrulmalarına sessizce tanıklık ederiz. Keyifli ve aylak başlayan bir hikayenin son sapakta aniden trajediye kırması beni koltuğuma yapıştırmış olsa da bu eylemsizlik dram sevmeyen bünyemi tokat gibi
Duygu ve Düşünce
Sinek SarayıMine G. Kırıkkanat · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2015403 okunma