Birisini sevmek sadece güçlü bir duygu değildir, bir düşünce, bir yargı, verilen bir sözdür. Eğer sevgi sadece bir duygu olsaydı, karşılıklı verilen sonsuza kadar sevme sözlerinin hiçbir temeli kalmazdı. Duygu geldiği gibi gider. İçinde yargı ve düşünce yoksa eğer onun sonsuza dek süreceğinden nasıl emin olabilirim?
Eğer ben, birisini seviyorsam, herkesi seviyorumdur, dünyayı, yaşamayı seviyorumdur. Eğer bir kişiye «seni seviyorum» diyebiliyorsam, «sen de herkesi seviyorum, seninle tüm dünyayı seviyorum, sende aynı zamanda kendimi de seviyorum» da diyebilmeliyim.
Sevmek öğretmenin tek yoludur, bir olma edimi esnasında sorularımı yanıtlar. Sevme, kendimi verme edimi sırasında, bir başka insanın içine girdiğimde kendimi bulurum. Kendimi, ikimizi, insanı keşfederim.
Bir kişi bir başkasına ne verebilir? Sahip olduğu en değerli şeyden, yaşamından, kendinden bir şeyler. Bu, tabii ki kişinin yaşamını bir başkasına adaması anlamına gelmez —içinde yaşattıklarıdır vereceği şeyler, sevinçlerini, ilgisini, anlayışını, bilgisini, nüktesini, üzüntülerini verebilir— içinde yaşayan şeylerin dışa yansıyan her türlü belirtisidir verecekleri.
Sevmek bir eylemdir edilgen bir duygu değil. Bir
şeyin «içinde olmaktır» bir şeye «kapılmak» değil. En genel biçimiyle sevmenin etken yapısı, sevmenin almak değil öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir.