Duygularınız, gerçek değildir! Hatta, duygularınız, düşüncelerinizin aynası olmak dışında, anlamsızdır da. Eğer algılarınız bir anlam ifade etmiyorsa, yarattıkları duygular da lunaparktaki hileli aynaların yansıttığı görüntüler kadar saçma olacaktır. Ama bu anormal duygular da çarpıtılmamış düşünceler tarafından yaratılanlar kadar geçerli ve gerçekçi geldiği için, otomatik olarak onların gerçek olduğunu varsayarsınız.
[...]
Olumsuz duygu gerçekmiş hissi uyandırır ve onu yaratan çarpıtılmış düşünceye inandırıcılık yükler. Bu döngü sürer gider ve sonunda içinde tutsak olur kalırsınız.
Bu çarpıtma suçluluk duygusunun anasıdır! Hiçbir nedene dayanmadan olumsuz bir olayın sorumluluğunu üstlenirsiniz. Hiçbir sorumluluğunuz olmamasına rağmen, olanların sizin suçunuz olduğu ve yetersizliğinizi yansıttığı sonucuna varırsınız. Kişiselleştirme, karşısında sizi çaresiz bırakan bir suçluluk hissettirir.
Başka birinin yaptığı sizin değil onun sorumluluğudur.
Davranışlarınız standartlarınızın altına düştüğünde, -meli -malı'larınız utanç ve suçluluk yaratır. [...] diğer insanların tamamen insanca olan performansları beklentilerinizin altına düştüğünde, kendinizi kızgın ve azarlamaya eğilimli hissedersiniz. Ya beklentilerinizi gerçeklerle uyumlu duruma getirmeniz gerekir ya da insanların davranışları yüzünden hayal kırıklığına uğramaya devam edersiniz.