Her şey geçiçidir, diye hatırlattı kendi kendine; bütün hayatı ve bütün deneyimleri tren penceresinden görünen manzara gibi kesin ve geri dönüşü olmayan bir şekilde akıp gidiyordu.
... bağlar ve bunların bol miktarda olması dolu bir hayatın vazgeçilmez unsurlarındandır ve acı beklentisi yüzünden bu bağlardan kaçınmak hayatta yalnızca yarım yamalak var olmanın kesin reçetesidir.
Hayır, her zaman hayatın en lezzetli kısmını daha bulmadığına inanmış, hep geleceğe, daha yaşlı, daha akıllı, daha büyük, daha zengin olacağü zamanlara imrenmişti. Ve sonra kıyamet kopmuştu, tersine dönüş, geleceğin ani ve felaketi andıran biçimde yerilmesi, eskiye özlem başlamıştı.
İçinde bulunduğu anın tadını gerçekten çıkarmadığı, o anı gerçekten yaşamadığı, kendi kendine hiç "İşte! Bu an, bugün tam istediğim gibi! O eski güzel günler gibi bunlar ve şu anda gerçekleşiyor. Bu anda kalayım, burada kök salayım," demediği doğruydu.