Gel karanlığıma korkma; yıldızlarım var
Karanlığım kadar büyüktür yıldızlarım Gel yalnızlığıma, yalnız kalsın acıların Nisan kelebeğisin, yüreklere konup kalkan
Haziran çiçeğisin, tenhalarda yağmur kokan
Rüzgârsın, esip geçmeyi bilmeyen rüzgâr
Rüyasın her gece görüp görüp ağladığım
Kader köprüsü, gözyaşlarım üstünde Avuçlarımda ıslan sonsuza kadar
ÖLÜMSÜZ
Karanlıkta bir meczubum; gülümse Gözlerinden güneşini ver bana
Gök seninle masmavidir; bulutlar Dalgalansın, deva olsun yer bana
Mezar taşlarına baktığım zaman
Dile gelir, sırlarını der bana
Ey arının kovanında büyüyen Çiçeklerin mahremini sor bana
Nerde görsen bir rüyayı, an beni Dağlarını, kuşlarını yor bana
Bir gülzârı getirmişken kapına Sahradan mı bakıyorsun yâr bana
Şimdi her şey bir kalbin derdine pervanedir
Özüne gurbet olan bilemez can vereni
Görebilseydi güneş, sarı bir yaprak gibi
Düşüp avuçlarına sorardı: Ölüm nedir
Sen, en güzel aynada görebildin mi seni
Hangi ruhun kokusu yayılıyor âleme Vermeseydin münzevî bir şaire gölgeni
Gülsuyu damlar mıydı bu esrarlı kaleme
Ne hazin, yürüyoruz simsiyah menzillere
Oysa bir güneş gibi başucumuzda sevda
Gülümsüyor lekesiz tenhâsında yüzlerin
Şarkılara sığınmış, yapayalnız ve derin
Yürüyoruz karanlık, hummalı bir dehlizde
Gelincikler ağlıyor ayak izlerimizde Neden hep ikiyüzlü tutkular ve aynalar
Yitirdik esrarını bütün maviliklerin Nağmeler de ürküyor bu garip hâlimizden
Farkında mısın, hayat gidiyor elimizden