Mesela ilerde bu manada olmak üzere Allah'a imanın ve namaz kılmanın hikmet ve faydalarından bahsedilecektir. Bunu bir misalle izah edelim: Oruç tutmanın herkesçe malum olan birtakım ferdi, içtimai, bedenî, sıhhi ve terbiyevi faydaları bulunduğu muhakkaktır. Fakat farz kılınışının illeti bu faydalar değildir. Esas ve ilk maksat, tahakküm ve taabbüddür. Sözü edilen hususlar ise orucun yan faydalarıdır. Onun için bu faydalar başka surette temin edilse artık oruç tutmaya ihtiyaç yoktur, denemez. Çünkü oruç tutmanın ilk ve ana gayesi tahakküm ve taabbüd, yani kayıtsız ve şartsız olarak kulluk vazifesini ve borcunu ifa etmektir.
Orucun talî derecedeki ve yan faydaları başka surette elde edilmiştir, diye temel gayeden vazgeçilmez. Halbuki mesela müellefe-i kulûba beytülmâlden maaş verilmesinin esas maksadı bunların kalplerini yeni dine ısındırarak kendilerini İslâm'a kazanmak oldu-ğundan, bu esas gayenin hasıl olduğuna kanaat getiren Hz. Ömer, Allah'ın emriyle Hz. Peygamber tarafından bağlanan maaşları kesmişti. Belli kişilere bu maksatla tahsisat bağlanması taabbüdî değil, ta'l'îlî bir hüküm olduğundan zamana ve şartlara bağlı olarak değişmişti.