Levent Günaydın, Ölüm ve Ötesi'ni inceledi.
33 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Ben bu yayin evinden okumadim Çelik yayin evinden okudum o daha uzundu, ancak bazi yerlerde artik ilerlesek keske dedigim oldu ayni seylerin tekrari yuzunden kitap cok yorucu. Ancak o yorgunlugu sonuna kadar size zamaninza ve size degiyor. Muthis kitap muthis alintilar kisaslar... Kesinlikle herkesin okumasi gerekiyor Özellikle Hz.Süleyman - Ölüm melegi ve - hindistana gitmek isteyen bir meclis uyesi kisassi cok guzel cok begendim

Burak MEMİŞ, Kuyucaklı Yusuf'u inceledi.
 2 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitap gerçekten sürükleyici ve akıcı Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabı.Aslında ben seviyesi yüksek bir okur değilim okumaya başlayalı 1 sene oldu ama okudukça sayfalar arasında kendimi buldum sözcükler kelimeler ve cümleler hayatıma düşüncelerimi değiştirmeme olanak sağladı,gerçekten büyük ölçüde yön verdi.Bu kitaptan bir sonraki kitabım Harper Lee'nin ''Bülbülü Öldürmek'' adlı eseri oldu.
Dikkatimi çekense ve benzer bulduğum hatta bu yüzden inceleme kısmına ilk defa düşüncelerimi aktarma işine giriştiğim 2 ayrı yazarın birbirine eş değer şu 2 cümlesi oldu;

Hapishane ancak serseriler,köylüler ve aşağı tabakadan insanlar içindi; bir Hilmi Bey'in oğlu,adam öldürse bile,onlarla bir tutulamazdı.

Kuyucaklı Yusuf 80 Yaşında, Sabahattin Ali (Sayfa 97)

Hiç kimsenin, 'Jem Finch... babası parayı bastırıp oğlanı bu işten kurtardı,' demesini istemem.

Bülbülü Öldürmek,Harper Lee (Sayfa 347)

Bu ayrı cümleler sizi etkilememiş hatta pekte heyecan verici olmamış olabilir benim için çok anlamlıydı hatta tüylerim ürperdi.Nedeni belkide ardı ardına bu 2 kitabı okumam ve de hoşuma giden notları yazdığım not defterimde bu cümlelerin çakışmasıydı.2 apayrı yazar,2 ayrı millet,2 ayrı cinsiyet,2 farklı inanç,din,kültür,yaşam tarzı,,bayrak,devlet aynı cümleleri kurmuştu.Belki istemeden belki isteyerek fakat beni gerçekten çok etkiledi hatta bu kitapları yan yana,üst üste tutup kıyamet kopsa bile birbirinden ayırmamayı düşünmüyorum.

Biliyorum kitap hakkında hiç bir yorumda bulunmadım buraya bunları yazmamalıydım çünkü bu kısımla alakalı şeyler söylemediğimi bende biliyorum. Değinmek istediğim sadece saygılı olun,iyi olun bırakın sizi yüz üstü bıraksın insanlar, bırakın bağırsınlar, çağırsınlar, üzerinize gelsinler, hırpalasınlar siz iyi olun her şeye saygılı olun inanın yada inanmayın.

Bırakın artık insanlar sizi engellemedikleri halde istediklerini yapabilsinler bir kadın mini etek giydi diye ona namussuz sıfatını yakışı görmeyin.Bir erkek dar paça giydiği için yada o paçalarını kıvırdığı için ona ibne sıfatını takmayın kendimizi sevdirmek ve beğendirmek oldukça güç çünkü bizi ayıran düşüncelerimiz herkes aynı şeyleri sevmediği için farklıyız böylede olmalı bırakın bizi bir tek dar,kıvrık,bol,kısa paçalarımız,zevklerimiz ayırsın. Başka türlü ayrı kalmayalım.

Beşiktaşlı,Galatasaraylı yada Fenerbahçeli olun yada olmayın piercing,küpe takın yada takmayın isterseniz saçta boyayın yada boyamayın.Kapalı olun çarşaflı olun kimse kimseyi ilgilendirmez farklı görüş ve düşüncelere sahip olmamız beraber eğlenip kahve içip sohbet edemeyeceğimiz anlamına geliyorsa eğer bizler zavallı insanlarız demektir.

Bırakın kirli düşüncelerinizi insanların üzerinden çekin mahna vermeyin,ayıplamayın,yadırgamayın.Siz ''siz'' olun Avrupa'da desteklemediğiniz hatta nefret ettiğiniz takımı gerekirse sırf Türk takımı diye destekleyin.Siz sizinle dalga geçenler yüzünden olmak istediğiniz kimlikten lütfen çıkmayın onlar öyle yapıyor diye sizde öyle yapıp ''onlar'' olmayın.Bu 2 kitap bana bunları öğretti okumak ya da okumamak size kalmış...

Burak MEMİŞ, Kuyucaklı Yusuf 80 Yaşında'yı inceledi.
 2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitap gerçekten sürükleyici ve akıcı Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabı.Aslında ben seviyesi yüksek bir okur değilim okumaya başlayalı 1 sene oldu ama okudukça sayfalar arasında kendimi buldum sözcükler kelimeler ve cümleler hayatıma düşüncelerimi değiştirmeme olanak sağladı,gerçekten büyük ölçüde yön verdi.Bu kitaptan bir sonraki kitabım Harper Lee'nin ''Bülbülü Öldürmek'' adlı eseri oldu.
Dikkatimi çekense ve benzer bulduğum hatta bu yüzden inceleme kısmına ilk defa düşüncelerimi aktarma işine giriştiğim 2 ayrı yazarın birbirine eş değer şu 2 cümlesi oldu;

Hapishane ancak serseriler,köylüler ve aşağı tabakadan insanlar içindi; bir Hilmi Bey'in oğlu,adam öldürse bile,onlarla bir tutulamazdı.

Kuyucaklı Yusuf 80 Yaşında, Sabahattin Ali (Sayfa 97)

Hiç kimsenin, 'Jem Finch... babası parayı bastırıp oğlanı bu işten kurtardı,' demesini istemem.

Bülbülü Öldürmek,Harper Lee (Sayfa 347)

Bu ayrı cümleler sizi etkilememiş hatta pekte heyecan verici olmamış olabilir benim için çok anlamlıydı hatta tüylerim ürperdi.Nedeni belkide ardı ardına bu 2 kitabı okumam ve de hoşuma giden notları yazdığım not defterimde bu cümlelerin çakışmasıydı.2 apayrı yazar,2 ayrı millet,2 ayrı cinsiyet,2 farklı inanç,din,kültür,yaşam tarzı,,bayrak,devlet aynı cümleleri kurmuştu.Belki istemeden belki isteyerek fakat beni gerçekten çok etkiledi hatta bu kitapları yan yana,üst üste tutup kıyamet kopsa bile birbirinden ayırmamayı düşünmüyorum.

Biliyorum kitap hakkında hiç bir yorumda bulunmadım buraya bunları yazmamalıydım çünkü bu kısımla alakalı şeyler söylemediğimi bende biliyorum. Değinmek istediğim sadece saygılı olun,iyi olun bırakın sizi yüz üstü bıraksın insanlar, bırakın bağırsınlar, çağırsınlar, üzerinize gelsinler, hırpalasınlar siz iyi olun her şeye saygılı olun inanın yada inanmayın.

Bırakın artık insanlar sizi engellemedikleri halde istediklerini yapabilsinler bir kadın mini etek giydi diye ona namussuz sıfatını yakışı görmeyin.Bir erkek dar paça giydiği için yada o paçalarını kıvırdığı için ona ibne sıfatını takmayın kendimizi sevdirmek ve beğendirmek oldukça güç çünkü bizi ayıran düşüncelerimiz herkes aynı şeyleri sevmediği için farklıyız böylede olmalı bırakın bizi bir tek dar,kıvrık,bol,kısa paçalarımız,zevklerimiz ayırsın. Başka türlü ayrı kalmayalım.

Beşiktaşlı,Galatasaraylı yada Fenerbahçeli olun yada olmayın piercing,küpe takın yada takmayın isterseniz saçta boyayın yada boyamayın.Kapalı olun çarşaflı olun kimse kimseyi ilgilendirmez farklı görüş ve düşüncelere sahip olmamız beraber eğlenip kahve içip sohbet edemeyeceğimiz anlamına geliyorsa eğer bizler zavallı insanlarız demektir.
Bırakın kirli düşüncelerinizi insanların üzerinden çekin mahna vermeyin,ayıplamayın,yadırgamayın.Siz ''siz'' olun Avrupa'da desteklemediğiniz hatta nefret ettiğiniz takımı gerekirse sırf Türk takımı diye destekleyin.Siz sizinle dalga geçenler yüzünden olmak istediğiniz kimlikten lütfen çıkmayın onlar öyle yapıyor diye sizde öyle yapıp ''onlar'' olmayın.Bu 2 kitap bana bunları öğretti okumak ya da okumamak size kalmış...

Melville için bir girizgâh...
Uzunca zamandır birbirine karıştırdığım iki ismi ve onların getirdiklerini birbirinden ayıran, bir yazıya girizgâh yapmak üzere her ne kadar ilintisiz gelebilecek dâhi olsa ilintilerini bu yazının asıl konusu olacak kişinin tahayyül dünyasında birbirini kovalayan ve içlerinden geçen imgelerin sözsüz biçimde anlaşılmayı bekledikleri ve onların ayrımlarını silmeden de bir arada oluşlarından da cesaret bularak daha sonra tekrar birleştirmek üzere –ki nasılsa birleşeceklerdir- şimdilik bu ayırma üzerinden yazılan bir geçmiş ya da gelecek bir düşüncenin şu anki hâlidir.

Onları bulduklarımda birbirlerinden ayrıydılar; Joachim Murat ve Jean-Paul Marat ki ikisini de aynı yerde veya zamanda bulmamış bile olabilirim lâkin ne çıkar efendim bundan; nasılsa kendi dâhil olduğum süre içerisinde onlar daima bir arada bulundular. Çocukluk düşlerimi ilk kez mi yeniden kuruyorum hem. Ancak şunu iyice hatırlıyorum ki Napoléon Bonaparte zaman olarak bunların her ikisiyle de aynı zamanda yer almıştı lâkin pek fazla üstünde durmadan hayranlık duyduğum biriydi. Lanet olası Amiral Nelson, sürekli zaferler kazanmasından ötürü mü sevmemiştim?

Nasıl birleştirdiğimi hatırlamıyorum lâkin uzunca zaman şunu düşündüğümü de ve bildiğimi de hatırlıyorum: ben çocukken Murat kurşuna dizilmişti ve aynı Murat birdenbire Marat oluverdi ve bir kadın tarafından suikast sonucu öldürüldü. Hiçbir zaman, bu iki detayı da hatırlamama rağmen bu soruyu da sormama rağmen yanıt aramadım buna. Oysa iyi hatırlıyorum ki Murat bir eli havada kendisini kurşuna dizecek askerlerin karşısındaydı ve Marat banyo küvetinde elinde son sözlerini yazdığı bir kâğıtla… O zaman elden mi birleştirdim bunları ben? Hayır, ne mümkün efendim; Murat sağ elini havaya kaldırmıştı, Marat’ın sol elindeydi kâğıt… Şimdi bilmiyor olabilirim cevabı lâkin yine de bir el olabilir onları birleştiren ve birleşmeleri için de çok sebep var üstelik o gözü pek cesaret ve radikal bir varoluşa dair, hâlâ iyi ya da kötü insanca atılımlar yapabilecek oluşlarına dair…

Bu arada yazının konusu Melville’dir unutmadan, hangi Melville olduğunun bir önemi olsa da bu yazı bağlamında ayrım oluşturacak bir önemi yoktur, en azından şimdilik öyle nasılsa ben sırf adı hoşuma gittiği için onun kitaplarını okumuş ve sonra sırf adı ona benziyor diye bir başkasının filmlerini izlemiş biriyim. Sonradan öğrendim ki yönetmen de o adı kendisine sonradan almış; bu anlamsız bir içselleştirme durumu değil elbette çünkü Melville kitaplarını yazanla Melville filmlerini çeken insanlar aynı insan mirasının birbirini idrak edebilen tezahürlerinden. Sonradan adında Melville olmasa bile içinde Melville olan birçok şeyi daha tanıdım ve sağda solda epey Melville aradığım da oldu.

Bir yazarın yazdıkları arasında, eserin bütününün içinde onu baştanbaşa kat eden başlangıçsız ve nihayetsiz aralık yazıları vardır, yazarın kendi yurdudur orası. Yazısına yabancılık çektiğinden olsa gerek yazısında o sonsuz çizgi için girintiler açar ve oradan geçirir. Çizgi bir kere yazının içerisinden geçtiğinde oraya nefes almak istercesine kendi saçaklarını salar. İşte yazının içerisindeki salınımları göremezseniz (anlamanızı beklemiyorum bunu, orada yazarı asla göremeyeceksiniz) Melville yanlışlıkla okunur ve ünlenir ve sonrasında unutulur ve kendi günahlarını çıkarmak zorunda kalır. Melville yanlış şöhretin günahlarını çıkardı da ama yine de isterdim ki o eseri kat eden çizgilerin varlığından açıkça söz etmek zorunda kalmasın. Çünkü biliyordum sıradan bir gemi değildi Peuqot. Geminin adı zaten eserin tümüydü de. Yazarken yolcularını bindirdi ve nihai çarpışmaya sürükledi onları. Ne muhteşem çarpışma diye koştu insanlar izlemek için ve başka çarpışmalar beklediler. Beklenti gerçekleşmedi çünkü Melville sadece Peuqot dediğinde bile doğacak ve saysız yönde genişletebilecek anlam anlam bir çarpışma izlemenin nefes kesiciliğinde sönümlenip kaldı. Neyse edebiyat analistleri uğraşıp dursun bununla benim işim değil bu. Ben onun açtığı çizgilerde kendim de saçaklanarak gedikler açıyorum. Murat ve Marat hikâyesi bu yüzdendi ve bildiğim bir sürü hikâye de bundan sonra öğreneceklerim de Melville saçaklarında gezinmeye devam edecek nasıl olsa.

Eğer size Melville kendi gezintilerimden bahsetmemiş olsaydım siz Herzog’ un Fitzcarraldo’sunun (Orpheus mu demeli yoksa kim ormanın sakladıklarına müzik dinleten?) bir Melville düşü olduğunu düşünecek miydiniz? Adına Orpheus’u yakıştırsanız bile onun mızrak yerine müzikle savaşan Kaptan Ahab olduğundan haberiniz olacak mıydı aynı şeye karşı? Bunun aslında bir önemi yok lâkin. Bu haberi olmayanın bile zaten bildiği bir şeydir bir yerlerde.

Neyse efendim, dedim ya bu bir girizgâh yazısıydı sadece. Üstelik yazsam dâhi, bundan sonra neyi yazacağıma karar vermiş olsam dâhi saçaklardan bir başka yola sürüklenmeyeceğimin garantisini veremem size. Yazmayı ilerleten şey düşünüz/ düşündükleriniz değildir sadece (yazık onlara) yazarken açılan çizgilerde ve onların saçaklarında yapılan yolculuktur da. Ben herhangi bir rotası olan biçimde anlatmayacağım size ve bir nihayet sözü de vermeyeceğim…

Melike, Dorian Gray'in Portresi'ni inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Oscar Wilde, içerisinde birçok aforizmalar bulunan konuşmalarla altı çizelecek muhteşem bir roman bırakmış hiç şüphesiz ancak beni en çok şaşırtan muhteşem kurgusu ve inanılmaz tüyler ürpertici havası oldu. Ürkütücü ve etkileyici bir roman.