Bir şehir, bir millet ve derin bir sessizlik. Bu sessizliğin ardında ise bir milletin direnişi var.
Sonuna kadar direndiler. "Önce millet," dediler. Kendilerinden vazgeçtiler. Nice canlar feda edildi. Dikenler battı ayaklarına yürüdükleri yolda. Durmadan devam ettiler. Çünkü biliyorlardı: Bir millet esir olursa ondan geriye hiçbir şey kalmaz. Ve Türk milleti... Esir olamazdı.
Esaret yakışmazdı Türk milletine. Özellikle de müslümanlık adı altında onlara zulüm eden Arap milletine karşı. Emevilere karşı. Emeviler kendilerinden olmayanlara zulüm ediyor, Türkler ise onlara haraç ödemeye zorlanıyorlardı. İnsanlara iş*ence ediliyor, el kadar bebekler ka**ediliyordu. Buna dur demek gerekliydi. Şehrini bu zalimlere teslim edemezdi Kabac Hatun. Önünde ateşten bir yol vardı Kabac Hatun'un. Tabii yalnız değildi. Yüreğindeki sevgi ve dava arkadaşları yeterdi. Ne yanındaki dava arkadaşlarının ve milletinin pes etmeye niyeti vardı ne de yüreğindeki millet sevgisi azalırdı. Sonuna kadar direnmeye kararlıydılar.
Kitabımız sadece Türk ve Arap çatışmasını değil, Arapların kendi içinde bölünmesini, o zamanki Türk ve Arap milletlerinin siyasî yapısını ve hatta Hz. Hüseyin'in şehadetini ele almaktadır. O kadar güzel anlatılmış ki her şey, kitap bir yandan büyülü anlatımıyla okuyucuları etkilerken diğer yandan o döneme ait bilgiler de veriyor. Elime aldığım ilk andan beri heyecanla okudum. Yazarın ellerine sağlık. Kesinlikle okunması gereken bir eser, tavsiye ederim