“Ne aptal adamdı! Üstelik karısını da döverdi. Kumar oynardı hep. Beş kuruş borcunu ödeyemezdi...”
“Onun tek kötülüğü kendineydi.”
Değildi, Fatma teyzem. Vallahi değildi!
“Hep bizimle cumaya gelirdi, vefalı adamdı.”
Değildi, Abdi amcam. Vallahi değildi.
Ama ölen ölmüştü.
Kör olan, badem gözlü oluvermişti.
Bu böyle olur, demişti Güneş Ana. Mahallenin ebesi... Yetmişlerindedir şimdi.
“Hep böyle olur yavrum. Hem günah, ölünün ardından konuşma!”
“Yoğurdumu al da gel!”
Bakkalda Hüseyin Abi vardı, bir de Abdi amca.
Sohbet koyuydu. Çıkarken duydum.
“Süleyman’ın kapıya dayanmışlar gari,” diyordu.
Borç içindi tabii... Başka ne olacaktı?
“Güneş Ana, Süleyman’ın kapısına dayanmışlar, Mihri’yi tutup götürmüşler!” diyecek oldum.
“Günahtır evladım, dedikodu etme!”