• Hükümet anıtkabir için uluslararası bir yarışma düzenledi. Türkiye'den başka Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya'dan da katılımlar oldu. Yerli ve yabancı sanatçı ve mimarlardan oluşan jüri Emin Onat ile Orhan Arda'nın projelerini daha milli ve uygulanabilir buldu. 9 Ekim 1944'te görkemli bir törenle ilk harç konuldu ve hummalı bir çalışma başlatıldı.
    Anıtkabirin bulunduğu yerin adı Anıttepe olarak değiştirildi. Anıtkabir 1953'te tamamlandığında Türkiye, Atatürk'ün şanına yakışır görkemli bir yapıya kavuşmuştu.
  • 312 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Tarih 10 Kasım 1968... Atatürk’ün ölümünden tam 30 yıl sonra...
    Başlarında Deniz Gezmiş’in bulunduğu kalabalık bir devrimci gençlik grubu, ellerinde Türk bayraklarıyla yürüyüş yaparak Ankara’ya giriyorlar.
    Pankartlarında “Tam Bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşü” yazıyor. 29 Ekim’de Atatürk’ün Kurtuluş Savaşını başlattığı Samsun’dan başlatmışlar yürüyüşlerini.
    Ve Anıtkabir’i ziyaret ediyorlar...
    Deniz’in başında bulunduğu grup Anıtkabir Şeref Defteri’ne şunları yazıyor:

    “Amerikan emperyalizmine karşı İkinci Kurtuluş Savaşımızda gerçekten izindeyiz. Milli Kurtuluş Savaşımız yok edilemez. Onu yok etmek için bütün Türk milletini yok etmek gerekir.”

    “Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı’nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı yapmak için Samsun’a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu’nun yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı’na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul’da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.”
    Deniz Gezmiş
    (Mahkemede – Savunmasından)
  • Sayın Erbakan, eskiden 10 Kasım, 29 Ekim, 23 Nisan gibi günlerde -her ne hikmetse- bir türlü Ankara'da bulunamazdı.
    Bulunamadığı için de Anıtkabir'e gitmek kendisine "nasip" olmazdı...
  • Mihail ÇAKIR (1861-1938)

    Gökoğuz (Gagavuz) bir Türk milliyetçisi; eğitimci, yazar, kültür adamı, şair, tarihçi…

    Göçebe ataları Osmanlı yönetimindeki -bugün Moldova sınırları içinde yer alan- Besarabya'ya yerleşti.

    Çuvaşlar, Yakutlar, Kumanlar, Peçenekler, Karamanlılar gibi Gagauzlar da Hıristiyan Türk idi.

    Mihail Çakır Ortodoks Hıristiyan'dı. Üstelik papaz'dı.

    Sadece din adamı değildi…

    “Bu Türkçe laf eder” diye insanların zulüm gördüğü Rusya işgali döneminde Besarabya'da Gagauzların ana dillerini-milli kimliklerini kaybetmemeleri için çabaladı.

    – İlk Türkçe alfabeyi hazırladı. Köy köy dolaşıp çocuklara Türkçe okuma yazma öğretti.

    – Türkçe “Halkın Sesi” gazetesini çıkardı.

    – Türkçe “Gagauzlar kimdir” diye kitaplar yazdı: “Gagauzlar Kumanların (Uzların, Oğuzların) evlatlarıdır, dili hakikat Türk dilinin soyundandır…”

    Karaman Hıristiyanlardan Türkçe dualar getirtti; kilisesinde okuttu. İncil'i Türkçe'ye çevirtti. (Aynı dönemde Yozgatlı Türk Papa Eftim İstanbul'da, Müstakil Türk Ortodoks Patrikhanesi'ni kurdu.)

    34 kitabın ve“Gagauzların Tarihi ve Etnografik Özellikleri” adlı kitabın yazarı.

    Bu çalışmaları 40 yıl aralıksız sürdü. Her köye yetişemeyeceğini anlayınca 1931’de Bükreş Büyükelçimiz Hamdullah Suphi Tanrıöver’den yardım istedi. Mihail Çakır’ın bu yardım isteği Atatürk tarafından karşılıksız bırakılmadı. Bölgeye Türkçe öğretimi için hemen 30 öğretmen gönderildi, 300 Gökoğuz genci üniversite öğretimi için Türkiye’ye getirildi ve bir de Çakır’a “Türklüğe Üstün Hizmet Nişanı” gönderildi.

    Yaşar Nabi Nayır da 1936’da Balkanlar’a yaptığı gezide Kişinev’de Mihail Çakır’ın evinde misafir olmuş ve “Balkanlar ve Türklük” (Ankara 1936) adlı eserinde ondan övgüyle bahsetmiştir.

    Anıtkabir müzesinde Atatürk'ün okuduğu kitaplar bölümü var. Bu kitaplardan biri de, “Gagauzların İstoriyası” (Gagauzların Tarihi) eseri.
    Atatürk, satırların altını çizerek, sayfa yanlarına notlar alarak bu kitabı okudu. Kitabın yazarına, çalışmasını öven mektup ve şilt gönderdi.

    Tesadüfen keşfettim. Oldukça ilginç bir isim.
  • 96 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Kitap, Süryanilerin 1930'lardaki liderlerinin göçmen olarak bulunduğu Amerika'da yazdığı, onları kitapta anlatılan acı sona sürükleyen İngiliz ve Fransızlara lanet okuyan ve kendilerini kabul eden ABD'ye şükranlarını göstermek için yazılmış.

    Bin yıldır Türklerin gölgesinde rahat içinde yaşarken (kitaptaki ifade böyle) "Size Süryani devleti kuracağız" yalanı ile Fransız ve özellikle İngilizlere kanan Süryaniler, tıpkı Ermeniler gibi 1.Dünya Savaşı esnasında Türklere arkadan saldırırlar. Bu esnada Türklerin doğal müttefiki olarak gördükleri ve yine bin yıldır Türklerle birlikte yaşayan Kürtlere karşı da bir soykırıma girişirler. Özellikle Hakkari'de yaptıklarının asla unutulamayacağını yazar kendisi söylüyor.

    Birinci Dünya Savaşı sırasında üzerlerine düşeni fazlasıyla yapan Süryaniler savaşta Türklerin yenilmesi ile tam ödülleri olan Süryani devletine kavuşacaklarını düşünürlerken (ingilizler gibi diyor kitapta) Mustafa Kemal'i hesaba katmadıkları için işgalden kurtularak vatana katılan Güneydoğu Anadolu'yu mecburen terkederler. Çünkü orada duramazdık, yaptıklarımızın hesabını Mustafa Kemal de, Kürtler de bizden sorardı diyor.

    İngilizlerden işgal altındaki Irak'tan verecekleri toprak üstünde bağımsız devlet kurmalarına izin vermelerini isterler. İngilizler ise eğer Anadolu ellerinde olsa bunu yapacaklarını ancak ellerinde olmadığını, dolayısıyla da bağımsız Süryani devletini unutmaları gerektiğini söylerler. Sığındıkları Kuzey Irak'ta yerel aşiretler bunları yağmalamaya ve öldürmeye başlar. İngilizlerden yardım taleplerine karşı Süryaniler biraz daha güneye gönderilir. Bu defa da Araplar yağma ve katliama başlarlar. Yine Ingilizlere müracaat ederler ama Araplarla arasını Süryaniler gibi artık değersiz olan bir halk için bozmak istemeyen İngilizler görmezden gelirler.
    Fransızlara müracaat ederler. Fransızlar, Süryanilerin korunma ve barınma taleplerine olumlu cevap vererek Suriye'ye davet ederler. Yolda hem Irak hem de Suriye'de baskın, yağma ve katliama uğrarlar ve Fransızlar hiç bir şekilde koruma sağlamazlar. Çünkü onlar da Araplarla aralarını bozmak istemezler.

    Son çare olarak durumlarını anlatan bir arz-u hal ile ABD'ye müracaat eden Süryanilerin yüzüne bu defa tanrı bakmış ve talepleri olumlu karşılanarak Beyrut limanından gemilerle Newyork'a getirilmişlerdir.

    Yazar kitabında İngiliz ve Fransızlara kısaca demektedir ki "Bir daha sizin aklınızla kuyuya inenin..."

    Günümüzde Süryanilerin bu ülkede ne yaptıklarını öğrenmeden konuşanların ve gerçekten öğrenmek isteyenlerin bizzat yapmış ve yaşamış bir Süryani liderin ağzından öğrenmeleri ve ibret almaları için okumalari gereken bir eser.
  • Hayat Ansiklopedisi'ndeki Anıtkabir resmi biraz korkunç... "Anıtkabir'de Ulu Önder Atatürk'ün yattığı mozoleye çıkan Aslanlı Yol'daki yirmi dört aslan heykeli yirmi dört Oğuz boyunu, aslanların çift olması birlik ve bütünlüğü', kedi gibi yatar pozisyonda olmaları ise 'barışseverliği' temsil eder. Aslanlı Yol'un taşları, Ata'nın huzuruna çıkanların 'başının öne eğik' olması için beş santimlik çim boşluğu bırakılarak döşenmiştir."