Fatoş Çetiner'in Kapak Resmi
Fatoş Çetiner tekrar paylaştı. Dün 11:04
Fatoş Çetiner, bir alıntı ekledi.
 22 Kas 23:46 · Kitabı okuyor

Bugün pazar.
Yağmur yağıyor.
İçimde hasret, sıkıntı ve keder.
Yani sensizlik.

Piraye'ye Mektuplar, Nazım Hikmet Ran (Sayfa 168)Piraye'ye Mektuplar, Nazım Hikmet Ran (Sayfa 168)
Fatoş Çetiner, bir alıntı ekledi.
21 Kas 00:46 · Kitabı okuyor

"Çok mu fakirler?" diye soruyorum Ana Kuya'ya.
"Diğerleri kadar fakir değiller."
"O zaman adam neden eşek almıyor?"
"Eşeğe ihtiyacı yok," diyor Ana Kuya. "Karısı var."

Kuşatma ve Fırtına, Leigh Bardugo (Sayfa 36)Kuşatma ve Fırtına, Leigh Bardugo (Sayfa 36)
Fatoş Çetiner, bir alıntı ekledi.
20 Kas 22:23 · Kitabı okuyor

Ben geleceğin hiçbir yerde yazılı olmadığına derinden inanıyorum, gelecek bizim ona yaptıklarımız olacak.
Bazıları anlamlı anlamlı göz kırparak, Doğulu olan bana, 'ya kader?' diye soracaktır. Buna hep bir yelkenli için rüzgar neyse, kaderin de bir insan için aynı şey olduğu cevabını veriyorum. Dümen başındaki insan rüzgarın nereden eseceğine karar veremez, ne şiddette eseceğine de, ama kendi yelkenini yönlendirebilir. Ve bu da kimi zaman inanılmaz derecede fark eder. Aynı rüzgar deneyimsiz ya da ihtiyatsız ya da yanlış karar veren bir denizciyi felakete sürüklerken, bir başkasını sakin bir limana ulaştıracaktır.

Ölümcül Kimlikler, Amin Maalouf (Sayfa 84)Ölümcül Kimlikler, Amin Maalouf (Sayfa 84)
Fatoş Çetiner, bir alıntı ekledi.
20 Kas 20:34 · Kitabı okuyor

Bazı geceler bataklık gibidir. Debelendikçe daha çok saplandığını ve bir türlü çıkamadığın bir çamuru anımsatırlar.

Dolfi ile Marilyn, François Saintonge (Sayfa 161)Dolfi ile Marilyn, François Saintonge (Sayfa 161)
Fatoş Çetiner tekrar paylaştı. 16 Kas 00:31
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
16 Kas 00:04 · Kitabı okuyor

22/Ocak/1905..Rusya
"Efendimiz bizler ,yani Petersburg işçileri ve sakinleri ,karılarımız ve çocuklarımız ve biçare yaşlılarımızla, hakikatı, adaleti ve yüksek himayenizi talep etmeye geldik huzurunuza. ..
Hepimiz dilenciye döndük; bizi eziyorlar; ölüm geldi dayandı kapımıza...O halde.geldikki ,yani,dayananılmaz acılarımız daha sürüp gidecekse ölelim daha iyi ..
Çalışamaz olduk ve efendilerimize bildirdik ki isteklerimizi yerine getirmedikleri takdirde yeniden iş başı yapmayacağız. .
Zaten istediğimiz de azıcık birşey :İş günü sekiz saate insin ...günde.bir ruble asgari ücret alalım ve mesai kalksın..
...Memurlar ülkemizi yıktılar ,harap ettiler rezil bir savaşa soktular bizi ..Sırtımızdan çıkıyor muazzam vergiler nereye harcanıyor???..Biz hiç sesimizi duyuramıyoruz...
....İşte bunlar.efendimiz sarayınızın duvarları dibine getirdi bizi..En son umut durağımız burası. .Halkınıza yardım elini uzatmamazlık etmeyın ...Halkınızla aranızdaki duvarı yıkın..

20. Yüzyıl Tarihi, Kolektif (Sayfa 55 - Alkım yayınları)20. Yüzyıl Tarihi, Kolektif (Sayfa 55 - Alkım yayınları)
Fatoş Çetiner tekrar paylaştı. 15 Kas 23:52
Mehmet Batmaz, bir alıntı ekledi.
13 Kas 02:19 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsanlara neler öğretilmeli?
Herkese insanlığın, çıkarları ortak bir aile olduğunu, işbirliğinin öneminin yarışmadan daha büyük oldu­ğunu, birbirlerini sevmenin yalnız bir ahlâk görevi,bir dinsel ödev değil,aynı zamanda kendi mutluluğu için en akıllı politika olduğunu öğretmek gerek.

Dünya Görüşüm, Bertrand RussellDünya Görüşüm, Bertrand Russell
Fatoş Çetiner tekrar paylaştı. 15 Kas 23:51
Rojhilat, Ölümcül Kimlikler'i inceledi.
 19 Eki 01:35 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Realist Tahlil Kitapları Vol 2

Amin Maalouf'un okuduğum ilk kitabı ve de daha önce okunmadığıma pişmanım diyebilirim. Kitaba yakışacak en mükemmel başlık verilmiş cidden: Ölümcül Kimlikler. Bir kimlik neden başka kimlikleri öldürecek potansiyele ulaşır, bunun derin çözümlemelerini çok güzel bir dille anlatmış yazar. Kitabı anlatmaktansa bu ölümcül kimlikleri, kitaptan seçtiğim ana konu hatlarıyla dile getirmek isterim.

Amin Maalouf kitabın başlangıcında güzel bir kimlik tanımı yapar. Kimliğin bir çok aidiyetten oluştuğunu söyler;din, dil, renk, meslek vs. Bu aidiyetlerin bütünü kimliği oluşturur ama çoğu zaman kimlik üzerindeki baskınlıkları eşit değildir. Temelde öne sürülen kimlik karşı tarafın baskı altında tutmaya çalıştığı, küçümsediği, hor gördüğü, yok saydığı aidiyetin kontrolü altındadır. Bu aidiyet ne kadar baskıya uğrarsa kendini kimlik içinde o kadar çok belli ettirir. Buna bir nevi etki tepki kuralı da diyebiliriz. Bu baskılanan aidiyet kendini öyle çok belli ettirir ki, karşı tarafın kimliğini oluşturan aidiyetler ile kendi aidiyetlerinin çoğu benzer olsa da çatışma olasıdır. Hele de bu ortak aidiyetler az ise çatışma kaçınılmaz hale gelir. Bunu şu şekilde söylemek de mümkün; aynı çatı altında yaşayan iki toplumdan biri belli bir aidiyetini ön plana aşırı derecede çıkardığı zaman, karşı taraf da aynı tür aidiyetini daha çok ortaya çıkarmaya çalışır ve sonuç olarak uyum gitgide zorlaşır. Aklıma bariz örnekler geliyor. Yahudilerin üstün ırk inancının aşırı derecede ön plana sürülmesi sonucu ortaya bir Alman üstün ırk inancı çıkmıştır. Almanlarda oluşan bu kimlik öyle ölümcül bir hal almıştır ki söylemeye gerek bile yok. Yine kendi ülkemizde Türk olmak ile övünmek ve Türk dili o kadar ön plana çıkarılmıştır ki işin nihayetinde dilini ön plana çıkaran bir Kürt kimliği ortaya çıkmıştır. Tabi bu sadece bir ön plana çıkarma mevzusu ile kalmamış ayrıca Kürtlerin dili üzerinde dehşetli bir baskı da kurulmuştur (Tartışma amaçlı değil çözümleme amaçlı bu örneği veriyorum, bu baskının delili 80li yıllarda TRT'de yayınlanan bir programda, Kürtçe diye bir dil asla yoktur diye dile getirilmesi ve uzantısıdır) Gelinen noktada ise Kürt dili aidiyeti üzerine ölümcül bir kimliğin ortaya çıkmasıdır, tabi bu ölümcül kimlik Türk dili tarafında da mevcuttur. Neden böyle düşünüyorum, çünkü: O kadar fazla ortak aidiyetlere rağmen ki bunların en başında İslâmiyet gelir ve de bin yıllık komşuluk, bu aidiyetler göz ardı edilerek kimliklerin sadece dil üzerine kurulduğu bir ortam içindeyiz. Halbuki bu aidiyetlerin hepsini ılımlı sahiplenerek kimliklerini oluşturanlar, genelde her iki taraftan da şöyle itham edilirler: hain, dönek, diline sahip çıkmayan vs. Toplumsal kimliği oluşturan aidiyetler içinde tek bir tanesinin bu kadar ön plana çıkarılması, diğer aidiyetleri kucaklayanların toplum dışına itilmesine ve hainlikle suçlamasına neden oluyor. Peki bu kimlikler neden bu kadar ölümcül oluyor, çünkü: kimliğini oluşturan aidiyeti savunmayı o kadar kafaya takıyor ki aynı türden başka bir aidiyeti olanları kendi varlığı namına tehdit olarak görüyor ve karşısındakini yok etmeye kadar yolu götürebiliyor: kimliğin geri kalanını oluşturan aidiyetlerin yüzde doksanı aynı olsa bile. İşte durum böyle içler acısı. Tabi burada anlatmak istediğim sadece dil aidiyeti üzerine kurulu kimlikler için verilen bir örnek.

Din aidiyetinin kimliği oluşturduğu durumlarda da sonuçlar pek farklı değil. Başka dinden olan birini kendisi için tehdit olarak gören bir ölümcül kimlik için, başka dinlerden olan herkesi katletmek adete bir vazife gibi görünüyor. Ayrıca bunu yapmakla gurur duyar hale geliyor. Amin Maalouf dinlerin kimlik oluşumuna etkilerini anlatırken biraz da olması gereken usulden bahsediyor. En çok sevdiğim anektodu dinlerin insanları etkilediği gibi, insanların da dinleri etkilediğinin sürekli göz önünden saklanarak dinlerin eleştirilmesinin çok yanlış olduğudur. Aynı şey ideolojik her kuram için de geçerlidir. Dinler ve ideolojiler insanlar tarafından uygulanır ve de insanların bulaştığı her din ve ideoloji kuralları dışına çıkarılarak uygulanabilir. O yüzden dinleri ve ideolojileri eleştirirken onların ne dediklerine önem vermek gerekir, uygulayanların yaptıklarına değil.

Kitap o kadar çok hoşuma gitti ki yazdıkça yazasım geliyor ve de yazmak istediğim konuların daha yarısını bile bitiremedim. Ama en son şu can alıcı noktaya değinerek bitirmek istiyorum. Demokrasideki çoğunluk tanımı. Çoğunluğun iktidara gelip, geriye kalan halkın aidiyetlerine, yani kimliklerine saygı göstermeden, hatta bu kimliklerin haklarının korunmasına dair gerekli uygulamaları yürürlüğe koymadan yaptığı her hareket, diğer azınlıkların baskılanan aidiyetlerinin daha da kabarmasına ve de ölümcül kimliklerin ortaya çıkmasına neden olur. O yüzden demokrasi çoğunluğun dediği olur şeklinde bir yönetim değildir. Demokrasi çoğunluğun iktidara gelip, halkın içindeki her bir kimliğin korunması için hizmet vermesi demektir vesselam.

Fazlaca uzun oldu ama kalemimi tutamadım. Vaktinizi aldığım için helallik ister ve bu ufuk açıcı kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ederim.