• 724 syf.
    ·51 günde·Beğendi·10/10
    "Birçok meseleyi askıda bırakıp gittin. Beni bıraktın bu çarkların arasında. Ben de dişlilere ceketimi kaptırdım. Eteğimin ucundan bağlandım bu düzene. Ceketi çıkarmadan olmaz ceketi çıkarma talimatı da verilmedi daha. Çıkar üstündekileri KURTUL BU DÜZENDEN!..."

    Kitabı okuyalı bir ay oldu.Onun hakkında ne yazmam gerek bilmiyorum.Oysaki inceleme yazmayacağıma karar vermiştim. Ama bunu ona yapamazdım.Bu kitap kadar incelemeyi hak eden bir kitaba rastlamadım.

    Çok fazla detay vermek istemiyorum. Başkahramanlarımız Selim ve Turgut, ara ara Olric de eşlik ediyor onlara. Onların yaşadıkları, yaşayamadıkları, tutunma çabaları, tutunamayışları anlatılıyor kitapta.
    Bakanların okuyamadığı ( sayfalardan dolayı) okuyanların vazgeçemediği esrarengiz bir kitap.

    Kitabı okurken ben de Turgutlaydım.Ben de onun gibi acı çektim.Onun gibi Selim'in kaderini değiştirememekten, onu zamanında anlayamamış olmanın acısını taşıdım içimde.

    Sabahattin Ali'nin bir sözü vardır: "Zaten yalnızlığımın sebebi kitaplardaki kahramanları semtimde bulamayışım değil miydi?..."
    Yalnız değilim.Ama eğer bir şansım olsaydı Selim gerçekten yaşasın isterdim.Hatta ciddi ciddi neden gerçek hayatta yok diye de hüzünlendim.Belki de kendime çok benzettiğim için bilmiyorum.Kitap okuyanlar biraz kaçık oluyorlar galiba.:))

    Biraz da Oğuz Atay'dan bahsetmeliyim.Beni bu denli etkileyen, bu denli içine çeken adamdan.Onunla ilk defa tanışıyorum.Kitabı çok güzel kurgulamış, gerçi bu kurgu gibi değil yaşamdan çok daha gerçek. Çok daha doğru.Çok daha biziz. Onu çok ilginç ve çok gizemli buluyorum.Ama onu sevdim.Kuşkusuz o da bir Tutunamayandı.Kitabı bu kadar içselleştirdiğime göre belki ben de Türk Tutunamayanlar Ansiklopedisi'ne girmeliyim.:)
    Oğuz Atay'ın etkilendiğim bir diğer tarafı dili. İroni yapmak onun işi. Paragrafları okurken tam hüzünlendiniz gözleriniz dolacak ama birden kahkaha atarken bulabiliyorsunuz kendinizi.Kitabı dayanılır kılan da bu, aksi takdirde ağır bir dramı kolay kolay taşıyamazsınız içinizde.
    Ben çok beğendim. Bunlar sadece tarif edebildiklerim. Çok daha fazlasını tarif edebilmek isterdim, bu kitaba bir dünya sığdırabilmek istedim( gerçekten) .Çünkü geniş ve derin bir kitap. Okuyunca beni daha iyi anlayacaksınız.:)
    Şimdiden iyi okumalar.:)
  • 284 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kitap tek kelime ile harikaydı. Zülfü Livaneli'nin kitaplarının ilk 50 sayfasını okuduğunuzda kitabın artık aklınızdan çıkmayacağını anlayacaksınız. Böyle azar azar sindire sindire idareli okursunuz yani ve sonunda tadı damağımda kaldı dersiniz yaa işte böyle kitaplar yazıyor. Leyla'nın evi ise bitmesini istemediğim bir hikaye gibiydi. Yazara derin bir saygı ve yoğun bir sevgi duyuyorum.

    Insta: simayinkitapligi
  • BEDELLİ GÜNLÜKLERİ - 57. TOPCU TUGAYI BEDELLİ
    Kaçtım kaçtım ve sonunda yakalandım. Uzun süredir ertelediğim askerlik hizmetimi bedelli olarak İzmir/Bornova'da bulunan 57. Topçu Tugayı'nda tamamladım. İşte size askerlik hatıralarım. 15-20 gün askerliğin hatırası olur muymuş demeyin. Oluyormuş, oturun okuyun işte.
    İlk önce şunu belirtmem lazım benimle aynı yerde askerlik yapacak arkadaşlara. Bornova'da iki tane topçu kışlası var. Bunlardan bir tanesi tugay seviyesinde, diğeri ise tugayın komutan yardımcılığı olarak adlandırılıyor ve Hacılarkırı denilen mevkide bulunuyor. Tugay nedir inanın bilmiyorum ama general filan var orada. Bedelli sevk belgemde Hacılarkırı yazmıyordu, yazanlar varmış. Ne yazarsa yazsın sizi bir düzene göre hangi kışlaysa oraya gönderiyorlar. Kışlaların ikisi de Bornova'da. Anlatacaklarım Hacılarkırı'ndaki kışladaki yaşadıklarım.
    Ben birliğime yol iznim ile birlikte 07/01/2019 tarihinde teslim oldum. Gitmeden 1 hafta önce askerlik şubesine gidip sülüs denilen belgeyi aldım. Sülüsünüzü alın yoksa teslimde sıkıntı yaşıyorsunuz. Kapıdan girdikten sonra ziyaretçi parkı bölgesinde sıraya girip resmi işlemlerinizi başlatıyorsunuz. Bu resmi işlemler çeşitli sorular sorulması, formların doldurulması, kamuflaj gibi şeylerin alınması gibi işlemlerden oluşuyor ve iki gün sürüyor. Bu iki gün boyunca hayatımda hiç beklemediğim kadar sıra bekledim.
    Gelelim askerde ne yapıldığına... Sabah 06:15 veya 06:30 gibi "koğuş kalk" (burada Ayhan Çavuş'u hatırlamadan edemiyorum) komutuyla uyandırılıyorsunuz. En geç 06:45'de koğuşlar bölgesinde sıranızda hazır olmanız gerekiyor. Sonrasında sayımınız yapılıyor ve toplu bir şekilde yemekhaneye gidiyorsunuz. Bu işlem yemek içtiması olarak adlandırılıyor. İçtimanın kelime anlamı zaten toplanma. Askerde içtima demek her şey demek. Her an için içtimaya çağrılabilirsiniz. Genel olarak içtima saatleri 06:45 yemek içtiması, 08:00 sabah içtiması, 12:00 yemek içtiması, 14:00 genel içtima, 17:00 akşam içtiması, 18:00 yemek içtiması, 21:00 ve 23:00 yatak içtiması şeklinde. Yatak içtiması yatakhanede alınır ve isterseniz bu içtimayı uyuyarak verebilirsiniz. Yatarak verilen tek içtima yatak içtimaları :))) Önemli olan içtima anında koğuşunuzda veya yatağınızda olmanız. Ara vakitlerde de sizi her an içtimaya çağırabilirler. Misal akşam yemeğinden sonra normalde 21:00'a kadar boşsanız bile lüzumsuz bir vakitte "kışla içtima"sesleri altında bilmem hangi yüksek rütbeli komutanın tüm kışlayı içtimaya çağırdığı görülmüştür. O yüzden her an için ulaşılabilir olun veya yerinizi arkadaşlarınıza muhakkak haber edin.
    Eğitim konusuna gelince... Sabah içtimasından sonra başınızda duran eğitim çavuşları veya uzman çavuş veya asteğmen veya her kimse size eğitimizini veriyor. Eğitim dışarıda veya gazinoda olabilir. Havanın durumuna bağlı. İçerik olarak Ege bölgesindeki İzmir ben gittiğim dönemde don olacak kadar soğuk olduğu için ilk hafta eğitimlerin hepsi gazinoda oldu. İlk olarak size sağa-sola dönmeyi, rahat-hazır ol komutlarını, askeri düzende yürüyüş yapmayı ve askeri marşları öğretiyorlar. Bunları yaparım ederim hallederim diye düşünmeyin hiç yapamayanlar ve arada yapmakta zorlananlar oluyor. Az önce içtima askeriyede her şey demiştim. Askerliğin ikinci altın kuralı bağırmak. Evet bağırmak. Adınız soyadınız ve memleketinizi karşınızdakine haykırmak. Karşınızdaki adam general bile olsa bağırın arkadaşlar. Bağırmak askerde en makbul şey. Tekmil ise her zaman bağırarak veriliyor. Tekmil=Adınız soyadınız ve memleketinizi karşınızdakine haykırmak. Örneğin "Ali Veli- Konya. Emredin Komutanım" Ali Veli demişken burada Uzman Çavuş İbrahim Erdoğan komutanımızı da anmadan edemiyorum. Üzerimizde büyük emeği vardır, saygılarımı sunuyorum. Kendisinin bizim takımdaki lakabı Ali Veli olarak kaldı gitti. Eğitimlerde tekmil vermeyi öğretirken sürekli askerlikte tekmil örneği olarak kullanılan "Ali Veli- Konya. Emredin Komutanım" cümlesini söylediği için takımımızın bir çoğu kendisinin isminin Ali soy isminin Veli olduğunu düşünmüş :)))
    İlk hafta anlattığım şekilde sürekli olarak yürüyüş, duruş, yanaşık düzen eğitimleri ve marşları ezberlediniz. Marş demişken Topçu Marşı desem galiba bütün topçu askerler bu marşı gülerek hatırlayacaklardır. Topçu marşı resmi bir marş olmayıp askerlikte söylenen ve cinsel ögeler içeren bir marştır. Aşağıya ekliyorum okuyunca anlayacaksınız. Bu marş tüm taburun biricik eğlencesi ve nefes alma aracıydı. Resmi marşlarda çıkmayan ses bu marşın son mısrasında gazinoyu başımıza yıkacak halde çıkardı. Son mısra ne miydi? "Güm güm vurur hiç yorulmaz" Öncesi aşağıda.
    İkinci hafta havalara bağlı olarak eğitimler genelde dışarıda oldu. Bu hafta daha çok AK-47 kalaşnikof veya keleş olarak bilinen silahın tanıtımı, obüs tanıtımı ve askerlikle ilgili gizlenme eğitimleri ile geçti. Dolayısıyla bu hafta daha hızlı geçti. Silah eğitimini aldıktan sonra 3 mermi atma hakkınızı kullanmak üzere İzmir'de bulunan Jandarma Komando Birliğine atış yapmak üzere gidiyorsunuz. Atışları kesinlikle emirsiz yapmayın. Atış anına kadar galiba 8-10 adet emir alıyorsunuz. Misal şarjör tak, kırma kolu çek bırak gibi. Bedelli askerlikte atış yapmak zorunlu mu? Evet zorunlu. Bizim taburdan atmak istemiyorum diyenler oldu ama atacaksınız dediler. Duyumlara göre atmayanlar da olabiliyormuş. Şahsi kanaatim atış yapın eliniz silah görsün arkadaşlar. Kalaşnikof aşırı ses çıkaran ve neredeyse hiç geri tepme yapmayan bir silah sıkıntı çıkmaz.
    Bu eğitimlerin dışında bol miktarda yemin töreni provası yapıyorsunuz.
    Yemekler... Hayatımda hiç havuçtan yemek yapıldığını görmemiş ve duymamıştım. Ama askerde bunu da gördüm. Havuçtan bildiğiniz salçalı yağlı mağlı bir yemek vardı. Pırasa yemeğinin pırasasız olanını düşünün. Pırasa demişken yemek çeşitlerini de anlatıyım. Bol miktarda pırasa, kabuska(en sevmediğim) karnabahar yemeği yersiniz. Yemekler bizim kışlada fena değildi. Yani pırasa seven birisi pırasanın tadı çok kötü diyemez. Aynı şekilde kuru fasülye de öyle. Yediğim kurular hayatımdaki en güzel kuru olmadığı gibi en kötüsü de değildi.
    Şimdi genel manada bazı askeri uygulamaları kısa kısa yazayım müstakbel bedelli er adaylarımıza.
    Nöbet: 2 saat tutuluyor ve yanınızda koğuşunuzdan bir arkadaşınız oluyor. Bir nöbetçi koğuş binasının girişinde diğer takım nöbetçileri ile dururken bir nöbetçi de koğuşun içinde bekliyor. 1 saat sonunda değişim oluyor. Nöbetçiler asla -beraber kalmıyorlarsa- uzun dönemleri ve kısa dönemleri nöbet alanlarına sokmasın. Komutanın emridir :))
    Tabur: Bizde yaklaşık 180 küsür kişiden oluşan askerler bütünü.
    Takım: Taburun dörde bölünmüş hali. Ben 4. takımdaydım mesela. 4. Takım 45 kişiden oluşuyordu. Takımlar kendi aralarında mutlak suretle 4'lü sıra olur. Genel kuraldır. Kısaca bir takım asker demek sizinle aynı koğuşta kalan askerlerin bütünü demek. Takımlar önemlidir. Hem arkadaşlık açısından hem de eğitimler açısından. Örneğin selam verme eğitiminde bir arkadaşınız elini kaldırmada gecikti mi? Komutanın emri şu şekilde olacaktır. 1-2-3. takımlar 20 dakika istirahat et 4. takım 10 dakika daha selam verme eğitimine devam et. El Cevap: Emredersiniz komutanım :))) İşte takımın önemi. Böyle bir emir aldığınızda o arkadaşınıza kızmayın küfür etmeyin. Herkes sizin gibi akıllı ve çevik olmayabilir. Adam askerliğe elverişli de olmayabilir. Bu yüzden eksik kalan arkadaşınıza kızmak yerine ona yardımcı olmak veya onun hatasını gizlemek en güzeli olacaktır. İşte askerliğin size kazandıracağı bir erdem. Yardımlaşmak ve silah arkadaşlığı..
    Manga: Bir takımın en önündeki 4 askerin tam arkasındaki sırada olan askerler bütünü. Mangada ve takımda mutlak surette ön-arka-sağ-soldaki arkadaşlarınızı öğrenin. Eksik çıktığı zaman kimin eksik olduğu kolayca anlaşılır. İlk günlerde olmasa bile sonraki günlerde kimin hangi mangada kaçıncı sırada olduğu yazılı hale getirilir zaten.
    Temizlik Mangası: Her gün bir manga askeri mıntıka, tuvalet, banyo temizliği için seçiyorlar ve o kişiler temizliği yapıyor. Koğuşları genelde nöbetçiler temizliyor.
    Revir: Kışlanın içindeki doktorların bulunduğu bölüm. Hastaysanız silsile yoluyla komutana durum iletiliyor ve revire gidecekler içtima sırasında bir kenara ayrılıyor ve revire gidip muayene oluyorsunuz. Çok hastaysanız gece veya gündüz fark etmez sizi dışarı da bir hastaneye gönderiyorlar. Eğitimden kaçmak için rapor alabilirsiniz ancak doktor bunu yerse tabi.
    İzin: Bedellilere normalde izin yok. Ama özel durumlarda işinizi halledecek kadar izin veriliyor. Misal notere gitmeniz lazım banka işiniz var vs. Durumu ayrıntıya girmeden izah ediyorsunuz ve çok sıkıntı çıkarmadan izin veriyorlar. Saatlik izin bana yetmez bana 1-2 günlük izin lazım, sınavım vs. var diyorsanız. Dışarıda yattığınız her gün askerliğiniz uzuyor bilginiz olsun.
    Yemin Töreni: 21 günlük askerliğin bence yegane amacı bu yemin törenleri. Kışlanıza teslim olduktan çıkıncaya kadar ki süreç bu törene hazırlık için geçiyor. Size marş söylerken bağırın, yürürken dik durun, ayağınızı doğru ve sert basın demelerinin sebebi tören günü gelen eşinize dostunuza güzel bir görüntü vermek ve onların koltuklarını kabartmak. Tören günü şöyle baktığımda atmosferin gerçekten de insanda öyle bir etki yarattığını gördüm. Eğitim boyunca naparsanız yapın ama törende çakı gibi asker olun. Törende özellikle dikkat edeceğiniz şeyler dik durmak, güzel yürümek ve tabi ki avazınız çıktığı kadar bağırmak. Bizim başımızda olan asteğmenin tavsiyesini de size iletmeden edemiyorum. Tören geçişi sırasında kırmızı flama ile başınızı flamanın 1-2 metre ilerisinde bulunan komutana çevirmek ve komutan ile göz kontağı kurmak zorundasınız. Sıranın en sağındakiler hariç, onlar kafasını çevirmiyor. işte bu göz kontağı kurduğunuz sırada bizim asteğmen "komutana verecek gibi değil s...cek gibi bakın" demiş ve hepimizi güldürmüştü. S..cek gibi nasıl bakılır? Bu cümle cinsel bir çağrışımdan çok sertliği ifade ediyor. Yoksa generale baygın baygın bakmayın :))))
    Askere Giderken Yanımda Olması ve Olmaması Gereken Şeyler Neler? : Akıllı telefon, elektronik cihazlar ve sivil hat yasak. İçeri sokabilir misiniz? Bu da mümkün. Tuşlu ve kamerasız telefonlar serbest. Fakat bu telefonda sivil hat varsa sıkıntı. Konuşacağınız zaman kıyıda köşede konuşun. Aynı şey akıllı telefonlar için de geçerli. Giyecek olarak size yanlış değilsem 2 takım atlet-baksır, 2-3 tane çorap, 1 tane havlu veriyorlar. Tavsiyem yanınıza en azından her 2 gün için 1 takım iç çamaşırı almanız. Ben öyle yaptım ve duşumu alıp çamaşırları da çöpe attım. Askerlikte hakim renk tabi ki yeşil. Çamaşırımı da yeşil almıştım o yüzden sivilde yeşili tercih etmediğimden çöpe boyladı çamaşırlar. Siz isterseniz beyaz çamaşır da alabilirsiniz sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Ama kamuflajlı iken misal, atletiniz boğazlıysa gömleğin boyun kısmından beyaz görünmemesi gerekiyor. Bu kıyafet olayını kısaca şöyle izah edeyim. Komutan gelip tüm tabura veya takıma baktığı zaman sırıtmayacak bir renk(yeşil) tercih ettiyseniz sıkıntı yok. Bu durum mevsimine göre boyunluk, eldiven ve şapka için de geçerli.
    Askerlikte Body: Body sistemi askerde önemlidir. Body genel olarak aynı ranzayı paylaştığınız kişiye denir. Her zaman bu kişiden haberdar olun. İçtimalarda eksik çıkınca hemen herkes body kontrolü yapsın denebilir. Gayrı-resmi bir askerlik terimidir body. Bu kadar body deyince "baaaadiii" desem herhalde bizim takım kimden bahsettiğimi hatırlayacaktır :))
    Kantin: Kantinde yiyecek, içecekler mevcut. Fiyatlar sivile göre vergi ve kar amacı olmadığı için oldukça düşük. Bir sürü çikolata, cips, kola vs. alıp da fiyatı duyunca bir yanlışlık mı oldu demeniz kuvvetle muhtemel. Bir yanlışlık yok rahat olun.
    Koğuşlar: Koğuşlar herkesin bildiği gibi ranza sistemi ile donatılmış. Benim bulunduğum kışlada bir koğuşta sadece kendi takımından askerler kalıyordu. Ranzalar demir. Yataklar bildiğiniz yataklar. Ama 4. takımın koğuşunda galiba en dandik ve en pis yatak benimdi. Yatak dediğimiz şey normalde beyaz olur. Ama benim yatağım sarıya çalan bir renkteydi. Kötü anılarım depreşti. Yatağımı hatırlamak bile istemiyorum. O kadar pis ve bir o kadar da sarı... Size ilk gün çarşaf, yorgan yüzü ve yastık yüzü veriyorlar. Renkler mavi. Bunlar kullanılmış ama yıkanmış tabi. İsterseniz dışarıdan aynı renkte lastikli olanını getirebilirsiniz. Temiz temiz kendi malınızı kullanırsınız.
    Aklıma gelenler şimdilik bu kadar. Estikçe ekleme yaparım. Askere bir ön yargı ile gitmiş veya gidecek olabilirsiniz. Öyle düşünmeyin. Askerlik sadece oradaki arkadaş ortamı için bile yapılabilir. Bir düşünün.. Hayatınızda kaç kere hakim, savcı, doktor, zabıt katibi, çiftçi, sağlıkçı, yönetmen, avukat, esnaf, imam, öğrenci, bankacı, kaptan gibi meslekten ve her görüşten ve memleketin her yerinden insanlarla bir arada bulunabilirsiniz ki. Bizim koğuş tam birbirine ısındı derken bir baktık askerlik bitmiş. Oraya bir daha isteseniz de giremeyeceksiniz. O yüzden her anın tadını çıkarmaya çalışın. Buradan 5. Tabur 4. Takım'da bulunan çok değerli arkadaşlarıma selamlarımı iletiyorum. Özellikle koğuşumuzun imamlarına, bankacı dostlarımıza, Amerikalı'ya, hayatı direk dikmek ve at koşturmakla geçmiş Mehmet'e, sonradan badim(body) olan Mehmet'e, baaadiii Mehmet'e ve şu an aklıma gelmeyen diğer tüm asker arkadaşlarıma selamlarımı iletiyorum. Dikkat ettiyseniz hep Mehmet ismi var. Bir söylentiye göre bizim takımda 33 tane Mehmet varmış.
    Velhasıl gidin, görün, yaşayın. Hayırlı tezkereler.


    TOPÇU ZAFER MARŞI (TOPÇU MARŞI)

    Gürler zaferin teranesiyle
    Coşkun sesi bir topun derinden, derine
    Bir hükmün gazenferanesiyle,
    Şimşekler çakar şarapnelinden

    Binler yaşa topçu heybetinle,
    Arslan kesilir cidal içinde.

    Binler yaşa topçu heybetinle,
    Arslan kesilir cidal içinde.

    Mili savaşın bilin ki bizler,
    Tarihini güllemizle yazdık.
    Tufanlar kudursa hep denizle
    Sinmez bu vatanda düşman asla.

    Binler yaşa topçu heybetinle,
    Arslan kesilir cidal içinde.

    Binler yaşa topçu heybetinle,
    Arslan kesilir cidal içinde.

    Açtıkça ateş bataryalarda,
    Afaki boğar, köpüklü bir kan, bir duman
    Duysun bunu, kainatta herkes,
    Topçu sesidir, bu gürleyen ses.

    Binler yaşa topçu heybetinle,
    Arslan kesilir cidal içinde.

    Binler yaşa topçu heybetinle,
    Arslan kesilir cidal içinde.

    GÜNDOĞDU MARŞI



    Gün doğdu, hep uyandık,
    Siperlere dayandık
    İstiklalin uğruna da,
    Al kanlara boyandık.
    Sandılar. Türk uyudu,
    Ata cenge buyurdu,
    Türkün asker olduğunu,
    Dünyalara duyurdu.
    Ülkemiz Türk ülkesi,
    Aşık eder herkesi
    Üstümüzden eksilmesin
    Al bayrağın gölgesi.

    İZMİR MARŞI

    İzmir'in dağlarında çiçekler açar.
    Altın güneş orda sırmalar saçar.
    Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar.
    Yaşa Mustafa Kemal Paşa,yaşa
    Adın yazılacak mücevher taşa.
    İzmir'in dağlarında oturdum kaldım
    Şehit olanları deftere yazdım.
    Öksüz yavruları bağrıma bastım.
    Yaşa Mustafa Kemal Paşa,yaşa
    Adın yazılacak mücevher taşa.
  • Mal mülk, servet sahibi olmak için çalışacak ve sonra asıl onların size sahip olduğunu anlayacaksınız.
  • Yalnızca son ağaç kesildikten, son ırmak zehirlendikten, son balık yakalandıktan sonra... Ancak ondan sonra paranın yenemeyeceğini anlayacaksınız.
    Marlo Morgan
    Sayfa 5 - DHARMA Yayınları
  • “Düşün, Zeze! Daha çok genç. Seninle birlikte büyüyecek. Günün birinde büyük
    bir portakal ağacı olacak. İkiniz, iki kardeş gibi birbirinizi anlayacaksınız”.
  • Mutlu değilsiniz, olamazsınız da…
    Çünkü doyumsuzsunuz. Her zaman her şeyin daha fazlası için tüketiyorsunuz zamanınızı. Sahip olduklarınız tatmin etmeye yetmiyor nefsinizi. Yırtıcılardan farksız, saldırıyorsunuz sizin olmayan her ne varsa etrafınızda. Gözünüz o kadar dönmüş ki, yaşamayı unutmuşusunuz. Bu uğurda kavgayı meşrulaştırmış ve hepiniz gösteriş budalası olmuşsunuz.
    Mutlu değilsiniz, olamazsınız da…
    Çünkü hayattan ne istediğinizi bilmiyorsunuz. Okulunuzda bir rotanız, işinizde bir hedefiniz, sosyal yaşantınızda bir kaliteniz ve gönül işlerinizde ayarınız yok. Kimse sizi fark etmesin diye, zifiri karanlıklar bulaşmış üzerinize. Onu dahi temizlemekten acizsiniz.
    Okul, eğitim yuvasından ziyade, sizin için diploma dağıtan kurum. İş, her sabah küfür ederek hazırlanıp, ay sonu sizi tatmin etmeyen bir meblağa zamanınızı pazarladığınız, nazarınızda saygınlığı olmayan yer. Sosyal yaşantı, avmlerden öteye gitmeyen bir mesken. Gönül işleriniz, tam kaos yuvası. Zira hepiniz o kadar mükemmelsiniz ki, yarattığınız o küçük dağların zirvelerinde yalnızlıktan kahrolduğunuzun farkında dahi değilsiniz. Ne hikmetse, bu işin mağdur edebiyatını da en iyi yapan sizlersiniz. O edebi sözlerin içerisinde anlamlandırdığınız adamlar veya kadınlar karşınıza çıktığında, ‘daha iyisi vardır’ düşüncesi sizi yiyip bitirdiğinin farkında değilsiniz. O kadar karmakarışık hal almışsınız ki, kendinizin dahi kim olduğunun farkında değilsiniz. Acı, ama gerçek.
    Mutlu değilsiniz, olamazsınız da…
    Mütevazı diye adlandırdığınız yaşantınız da, çıtalarınız hep en tepelerde. Benim bir anlama kavuşturamadığım şu dünyada, kendinizi o kadar değerli ve o kadar yüce görüyorsunuz ki, yolda yürürken insan bedenlerinden ziyade, kibirler görüyorum. İyilikleriniz çıkarlara dönük. Dostluklarınız menfaatlerinizle bir paydada. Tiksinmemek elde değil, zira size geri dönüşü olmayan hiçbir şeye kıl kıpırdatmamanız insanlığınızın önüne geçmiş.
    Mutlu değilsiniz, olamazsınız da…
    Hala daha dünyanın gerçeklerinin acılığını kabullenmiş değilsiniz. Tasarladığınız ütopyalardan sizi kurtaracak beyaz atlı prensler, külkedileri, prensesler bekliyorsunuz. Küçükken size anlatılan masallar eşliğinde daldığınız o uykulardan uyanmış değilsiniz hala. Memnuniyetsizliklerinize ‘dur’ demek yerine, onları azdırmak için kırbaçlıyorsunuz. Rotanız yanlış, yönünüz şaşmış, ağlak ve mutsuz suratlarla geziniyorsunuz. Çünkü bu ‘daha fazla’ hastalığı, mükemmelliyetçi tavırlar, kibirleriniz ve egolarınız hep atbaşı gittiği için hayattan zevk ve tat almıyorsunuz. ‘Unutmayın ki, kibrin ateşine odun atanlar, vicdanlarından sürgün yerler.’
    Şu koca kainatta kapladığınız alanın, kum zerresinden fazlası olmadığını unutuyorsunuz. Başkalarına muhtaç kaldığınız anları, zamanları unutuyorsunuz.
    Güçlü görünme çabalarınızın ardındaki güçsüz hallerinizi gizliyorsunuz.
    Mutlu görünmek adına verdiğiniz mücadelenin sizi nasıl mutsuz ettiğini anlamıyorsunuz.
    Hep daha fazlası, hep daha iyisi, hep daha ötesi, hep, hep, hep diye sayıklarken, olduğunuz yerde saydığınızı, bir arpa boyu kadar yol kat etmediğinizi görmüyorsunuz.
    Her gün türlü maskelerle kalabalığın arasına karışıp, akşam evinize geldiğinizde aslında bu oyunun dengenizi nasıl alt-üst ettiğinin farkında olmuyorsunuz. Etrafınıza dahi bakmıyorsunuz. Baksanız göreceksiniz, diğer insanların birer yansımanız olduğunu. Aslında kendi dünyanızda siz birer yıldız iken, sokaklarda sizden milyonlarca olduğunu kavrayacaksınız.
    Emin olun, tabiattan daha güçlü olmadığınızı anlayacaksınız.
    Ve kibirlerinizin, egolarınızın, bütün varlıklarınızın, büyüklenmelerinizin sonu bir karış topraktan ötesi olmadığını, anlayacaksınız.
    Acı ama gerçek,
    Siz hiç mutlu olamayacaksınız.

    D. Yaşin