Cennetin de seninledir, cehennemin de. Özüne bak da ciğerde cehennemler gör , gönülde cennetler.
Dokuzuncu Fasıl: Mertebe-i Ervâh
Vücûd, taayyün-i sânî ve vâhidiyet mertebesinden sonra, suver-i ilmiyye hasebiyle mertebe-i ervâha tenezzül eder; ve bu mertebede suver-i ilmiyye- den her biri birer cevher-i basît olarak zâhir olurlar. Bu cevâhir-i basîtadan her birinin şekli ve levni olmadığı gibi, zaman ve mekân ile de muttasıf de- ğildirler. Zîrâ zaman ile mekân cisme terettüb
Reklam
Hak Teâlâ Hazretleri'ne hamd ü senâ ve kâinâtin serveri olan cenâb-ı Peygamber'e salât ve o hazretin âl ve ashâbına arz-ı tahiyyât ettikten sonra derim ki: Fakîr bu Mesnevî-i Şerîf'in şerhine 1348 hicrî senesinde başladım ve 1356 hicrî senesi ramazân-ı şerîfin yirmi dördüncü günü bitirdim. Arada hastalık vesair mevâni' zuhûru da vâki' oldu. Bu mâniaların mecmû'u tahmînen bir sene kadar tutar. Şu halde yevmî dört-beş saat çalışmak sûretiyle yedi senede bitmiş oldu. Gerçi Mesnevî-i Şerif gibi bir bahr-i bî-pâyân içinde yüzgeçlik etmek, benim gibi ilimde ve hâlde ve amelde kolu ve kanadı kırık bir âcizin işi değil idi; fakat aşk, bu aczimi gözümde örttü ve bu hususta beni cesûr ve cür'etkâr yaptı. Zîrâ aşkın hâssalarından biri de korkağı ve âcizi cesûr yapmaktır. Şerhde esas ittihâz ettiğim metin, İsmail Rusûhî Ankaravî (kuddise sırruhû) hazretlerinin nüshasıdır.
Kitabevi Yayınları
Geri114
147 öğeden 141 ile 147 arasındakiler gösteriliyor.