Olaylar ne kadar akıl almaz olursa, hikâyede hayal gücü ne kadar çok olursa, beni o kadar dikkatle dinlediklerini çok iyi görüyordum. Genellikle gerçekler onların ilgisini çekmiyordu. Şimdi yaşadıkları sefaleti ve çirkinliği görmek istemeyerek, hülyalı hülyalı geleceğe bakıyorlardı.
Tanrılarını evin bütün işlerine, önemsiz yaşantılarının her yanına karıştırıyorlardı. Böylece sefil hayatları görünürde bir önem ve anlam kazanıyordu. Tanrı’nın bu can sıkıcı, önemsiz işlere karıştırılması beni adeta boğuyordu.
Bu insanların ninemin akrabası olması benim de hoşuma gitmiyordu. Gözlemlediğime göre, akrabalar, birbirlerine yabancılardan daha kötü davranıyorlar. Birbirlerinin zayıf ve gülünç yanlarını daha iyi biliyor, birbirlerini çekiştiriyor, daha sık tartışıp kavga ediyorlar.
Hem genel olarak hayatta insanı inciten ne çok şey var! İşte, şu duvarın arkasındaki insanlar; mezarlıkta tek başıma korktuğumu pekâlâ biliyorlar, ama yine de beni daha fazla korkutmak istiyorlar. Niye?