Bazen gitmenin mi yoksa kalmanın mı daha zor, daha hüzünlü, daha çekilmez olduğunu anlamamız için hayatın bize bunu bilhassa yaptığını düşünüyorum. İki seçeneğin de kurtuluş olmadığını anlamamız için.
Her şey öyle değil mi biraz da? Yokken daha güzel değil mi her şey? Uzaktan bakınca daha sevilesi değil mi? Şehir de, doğa da. Galiba insan aklı dayak istiyor. Başka bir şey değil. Şöyle temiz bir dayak.
İnsan, kendiyle kilometrelerce uzak düştüğü modern hayata ne zaman ikna olmuş diye düşündük ya sonra. Ne zaman alışmış şehrin kafesine kapatılmaya. Pencereden bakıp da sadece başka pencereler görmeyi ne zaman kabullenmiş?
Hikâyeler biterdi ya, bazen bir derenin iki tepelik arasında bayır aşağı akıvermesi gibi sessizce gidiverirlerdi, bazen de iç organların sökülür gibi büyük sancılarla koparlardı senden.