• yeniyim gençler arkadaş olmak isteyen mesaj atsın
  • Arthur Abbott: So, he's a schmuck.
    Iris: As a matter of fact, he is... a huge schmuck. How did you know?
    Arthur Abbott: He let you go. This is not a hard one to figure out. Iris, in the movies we have leading ladies and we have the best friend. You, I can tell, are a leading lady, but for some reason you are behaving like the best friend.
    Iris: You're so right. You're supposed to be the leading lady of your own life. For god's sake! Arthur, I've been going to a therapist for three years, and she's never explained anything to me that well. That was brilliant. Brutal, but brilliant.

    Arthur Abbott: Yani, o bir hıyarın teki.
    Iris: Doğrusu, o…koca hıyarın teki. Nasıl bildiniz?
    Arthur Abbott: Gitmene izin vermiş. Bunu anlamak o kadar da zor değil. Iris, filmlerde başrol oyuncusu kadınlar vardır ve bir de en iyi arkadaş. Senin, başrol oyuncusu olduğunu söyleyebilirim, ama bir sebepten ötürü en iyi arkadaş gibi davranıyorsun.
    Iris: Çok haklısın. Hayatının başrol oyuncusu sen olmalısın. Tanrı aşkına! Arthur, üç senedir terapiste gidiyorum ve o bana asla bir şeyleri bu kadar iyi açıklamadı. Bu çok zekiceydi. Acımasız ama zekice.
  • “Sokağa adım atar atmaz giysilerimin etkisiyle gerçekleşen statü değişikliğinden etkilenmiştim. Temasa geçtiğim sıradan insanlar hiç ezilip büzülmüyordu artık.
    Ne çabuk! Tabiri caizse, göz açık kapayıncaya dek onlardan biri oluvermiştim. Yırtık pırtık ceketim, mensup olduğum sınıfın nişanesiydi,
    ki bu onların da sınıfıydı aynı zamanda. Artık aynı türdendik ve şimdiye dek karşılaştığım yaltaklanmanın, saygılı davranışların yerini yoldaşlığımız almıştı.

    Şu fitilli kadife giymiş, atkısı kirli adam bana “Beyim” ya da “Efendim” demiyordu artık. Lakabım “Arkadaş” olmuştu,
    diğer kelimede olmayan bir sıcaklık, memnuniyet vardı bunda.”
  • Gerçek arkadaş, kendisi mutlu değilken senin mutlu olmana sevinen hatta mutluluğunu kutlayan kişidir.
  • Derin spoiler içerir mi desem ne desem bilmiyorum. Kitabı okumadıysanız alıntıları okuyunca okumuş kadar olacağınız için dilerseniz çmce kitabı okuyun. Kısacık bir kitap için şu bir saatlik boş olduğum anı doldurayım düşüncesi ile elime aldım. Fakat ben eminim ki bu saatten sonra Halil Cibran sözleri benim ezbere aldığım sözler olacak. Bu nasıl yalın ve çarpıcı bir anlatma şeklidir hayret ettim. Bir yerin altını çizeyim derken arkasından başka bir cümle derken başka cümle bu şekilde elediklerim dışında olanlar bile o kadar çok ki değil okumaya anlamaya ayırdığım bir saat bugünlerde ilerleyen günlerde bazı sözleri defalarca okuyup derin derin düşüneceğim. Çok iyi!

    Öncelikle birkaç alıntı ile kitabı tanıtacaktım ama kendimi durduramadım.

    "Nasıl huzur içinde ve üzülmeden gidebilirim?
    Hayır, ruhum yara almadan bu şehri
    terketmeliyim." zaman zaman yaşadığım şehri terketme düşüncesi bana mutluluk verir ve zaman zamanda nereye gidersem gideyim gideceğim yere bu şehri taşıyacağımı da bilirim bu söz işte içimdeki o düşüncelerin özetidir.

    " Hep yaşandığı gibi, ne yazık ki sevgi kendi derinliğini, ayrılma anına kadar
    anlıyamıyor..." kitabın ilerleyen sayfalarında bile o kadar çok sözde bu benim bu biziz hakikaten öyle diye ilerledim. Ayrılma anından önce sevgisinin farkında olabilen herkese selam olsun ben anlayamıyorum.




    " Ve sanmayın yön verebilirsiniz sevginin akışına,
    Çünkü sevgi, yolunu kendi çizer,sizi değer bulduğunda...
    Sevgi bir şey istemez, tamamlanmaktan başka..."
    Sevmemeye çalışmak ve çok sevmek eksenli çabalarımızım nihai sonucu değil midir bu cümlede bahsedilen.


    " Çünkü salt zaman öldürmek için bir arkadaş
    aramanızın anlamı olabilir mi? Onu, zamanı yaşatmak için arayın.
    Çünkü o gereksiniminizi karşılamak içindir, boşluğunuzu doldurmak için değil."
    burada çok değerli arkadaşlarımın bana zamanı yaşatan kişiler olduğunu görüp bir kez daha şükrettim. Zaman geçirmek için arkadaş edinmediğimin bilincine varıp gururlandım.

    Okumaya devam ettikçe biraz daha söyle hepsini kulağıma küpe edeceğim diye diye hevesle ilerledim.



    "Ve eğer, üzerinizden atmak istediğiniz bir endişeyse,
    onu kendinizin seçtiğini, kimsenin size yüklemediğini unutmayın.
    Ve kurtulmak istediğiniz bir korkunuz varsa,
    o korkunun merkezi sizin kalbinizdir."

    Endişenim benliğimi sarstığı ve şüphelerin birer ok gibi kalbime isabet ettiği zamanlarda kendi elimle kendime zarar verdiğimi içime içimi yedirdiğimi elbet biliyordum. Fakat kabullenmek yerine sebebini başkalarına yöneltiyordum. Bazen kitaplar bize dost acı söyle kontenjanından yaklaşır ve gerçekliği yüzümüze çarpar. Bu yüzden en hakiki dost kadar güvenilirdir. Değil mi? Birde içimden şu zalim şüpheyi kaldırabilseydi Cibran bambaşka bir sevgi olurdu içimde ona karşı.


    "Veya bir düğün şölenine erkenden gelen,
    iyice karnını doyurduktan ve yorulduktan sonra,
    yemekleri ve eğlenceyi kötüleyen biri için"
    Cibranın herkes için söyleyecek bir sözü olduğunu görmek de hoş akrabalımdan bile bahsetmiş.



    "Aranızda bazıları,
    yalnızlığın korkusuyla konuşkan birini ararlar;
    Çünkü, tek başına olmanın sessizliği, gerçek ve çıplak
    kendilerini gözleri önüne serer, ki onlar bundan kaçarlar.
    Ve konuşmayı seven bazılarınız vardır ki, bilgisizce ve
    önceden düşünmeden, kendilerinin bile anlamadığı
    bir gerçeği ifşa edebilirler.
    Ancak bazılarınız ise içlerinde gerçeği taşır, ama onu kelimelerle dile
    getirmezler. " bu ne muazzam tespittir.



    "Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır.
    Anımsamak bir tür buluşmadır.
    Unutmak ise bir tür özgürlük. Yüreğimdeki mühür
    kalbim kırılmadan çözülebilir mi?" bu kitap bana öyle bir zamanda denk geldiki bunu ancak şöyle ifadebilirim. Bugün acıydı çünkü dün çok güzeldi.






    " Karşindakinin gerçeği
    sana açıkladıklarında değil,
    açıklayamadıklarındadır.
    Bu yüzden onu anlamak istiyorsan,
    söylediklerine değil,
    söylemediklerine kulak ver. " bunu da kulağıma küpe edeceğim.




    "İçimdeki yaşamın sesi, senin içindeki yaşamın kulağına ulaşamaz. Yine de
    kendimizi yalnız hissetmemek için konuşalım" yazar burada 'anlayamazsınız' demek istiyor.





    Ve beni okuduğum süre boyunca duygudan duyguya sürükleyen bu kitap şu sözlerle şah çekip beni mat etmiştir. Kötü başlayıp hayran hayran devam ederken bir anda içselleştirdiğim bu cümleler yüzünden nakavt olmuşumdur.

    "Haydi seninle saklambaç oynayalım.
    Yüreğime saklanırsan eğer,
    seni bulmak zor olmaz.
    Ancak kendi kabuğunun
    ardına gizlenirsen,
    seni bulmaya çalışmak
    bir işe yaramaz."
  • Sıkılarak gülümserken onun yanında kendimi öylesine kaybettiğim bir andı, olanlar oldu...
    gözlerimdeki yakan sıcaklığı fark ettim
    gözlerimde masum bir bebek gibi çoşkuyla doğan kızgınlığı tüketmek zorundaydım

    gözlerimde doğanı fark etti...
    “düşündüğü gibi yaşayabilen kim var”
    Efendim?
    Laf aramızda
    Etim ne budum ne dedim ?

    arıma ne dokuncak b..yanlış ne yaptın ki?
    ara sıra onun beni duyması için çığlığı koyverdiğim oluyor geceleri de...
    ne haddime

    En iyisi topla arkadaş
    ortada doğru bir yanlış da
    olsa yanlış bir doğru da olsa
    hatta buram buram gerçek de koksa cılız bedenindeki güçlü kalbin
    -tabi mümkünse-
    Ruhunun arta kalan gırgırlık kısmını da
    grostonluk hasretini de al
    kalk ! gık etmeden...
    bu senin olmayan diyarlardan göç
    sapkınlığın lüzumu yok yıldızlardan bahsedene kalbimden yakalayana
    Çapak olduğun da yeter,
    Öğrendik ya işte çaresizliği
    çok acemiydin be kalp bir müddet gök gürültülü anlam yağışı..
    ödül de yok bizim gibilere haa sakın unutma! Yağmurdan gari ... tüylerimi diken diken eden bir rutubet,bin soğuk binyüz çeviriş
  • Tam da “yakın dostluklar kurmayı” arzuladığımız ve hiç olmadığı kadar güçlü ve çılgınca istediğimiz içindir ki ilişkilerimiz gürültü patırtı dolu, endişe ve aralıksız teyakkuz durumunda. Arzuluyoruz, zira arkadaşlık ilişkileri (Ray Pahl’ın yerinde ve anılmaya değer ifadesiyle), akışkan modern dünyanın “girdaplı sularında bizi koruyan” yegâne (toplumsal) şeydir. Göğüs germek için korunmaya gereksinim duyduğumuz “girdaplı sular”, karşılıklı kuşkuyla dolu, zehirlenmiş ve çoğu zaman da kıyasıya rekabet tarafından parça parça edilmiş, istikrarsız ve narin işyerleridir. Semtlerimiz kent planlamacılarının sürekli tehdidi altındadır. Sayıca çok olan yollarımızın, saygın bir yaşama giden yolu gösteren işaretleri belirsiz ve yetersizdir, başarıya giden yolu gösteren işaretleri de hiçbir uyarıda bulunmaksızın bir görünüp bir kaybolur. Bedenlerimizin ve sahip olduğumuz şeylerin güvenliğine yönelik tehditler, karşı koymak bir yana, tespit edilemeyecek kadar belirsizdir. Bu tür zor bir işin gerektireceği kaynakları toplamakta pek de destek verilmeksizin hevesimizi göstermemiz ve “kendimizi kanıtlamamız” yönünde sürekli baskı yapılır. Geride kalma ya da pistten tamamen dışarı atılma tehdidini savuşturmak amacıyla yakalanamayacak kadar hızlı olan yaşam tarzlarına dair tavsiyeler sıralanır. Güvenilir, sadık, vefakâr, “mezara kadar” ayrılmayan bir dostun yardım eli, ihtiyaç duyulduğu her an memnuniyetle uzatılıveren, güvenilebilecek bir yardım eli (tıpkı adaların potansiyel gemi kazazedelerine ya da vahaların çölde yolunu kaybedenlere sunduğu şey gibi); işte böyle ellere muhtacız, böyle eller olsun istiyoruz, bu ellerden ne kadar çok varsa etrafımızda o kadar iyi… Ama... evet, aması var! Akışkan modern ortamımızda ömür boyu bağlılık, birçok musibeti içinde barındıran bir nimettir. Ya dalgalar yön değiştirirse, ya yeni fırsatlar dünün güven veren değerli kazançlarını bugünün baş belası yükümlülüklerine, sahip olunan değerli şeyleri ayak bağı olan şeylere; can yeleklerini kurşun ağırlıklar haline getireceklerini işaret ederse? Ya yakınımızdaki değerli insanlar, bizim için artık değerli olmasa da rahatsız edecek kadar yakınımızdaysa hâlâ? İşte endişe de buradan kaynaklanıyor. Arkadaşları ya da eşleri kaybetme korkusuyla karışık, bu insanlar arasından artık istenmeyenlerden kurtulunamayacak olma korkusu, buna ilaveten de kişinin, arkadaş ya da eşin “Daha çok mahremiyete ihtiyacım var” arzusu ve kararının nesnesi olma korkusu. Bugünlerde insan ilişkileri “ağı”, (“Ağ”: Bağlanma ve bağlantıyı kesmeye ilişkin asla sonlanmayan oyun), günümüzde en asap bozucu müphemliğin bulunduğu yerdir ki bu da yaşam sanatçılarını, yol göstermekten ziyade daha da kafa karıştıran bir kördüğümle karşı karşıya bırakır.
    Zygmunt Bauman
    Sayfa 172 - Ayrıntı Yayınları