Leyla Arpaç

Leyla Arpaç
@arpacleyla
instagram.com/leyla.booksstagram Pinterest.com/leylaarpac “Profilimde yer alan isimsiz iletiler ve yazıların tümü bana aittir.”
18 Haziran 1997
440 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
"Modern oyuncaklar, çocuğun zihnine bir kullanım kılavuzu dayatır. Oysa gerçek bir oyun, kılavuzu olmayan nesnelerle başlar. Bir değneği ata dönüştürebilen çocuk, yarın bir gün imkansızlıkları imkana dönüştürecek olan yetişkindir."
Reklam
Modern çağın en büyük yanılgılarından biri, çocukluk dünyasını "oyuncaklar" üzerinden tanımlama çabasıdır. Oysa hakiki oyun, bir nesnenin ona atfedilen işlevinde değil, o nesnenin ötesine geçebilme potansiyelinde saklıdır. Çocuk, dünyaya geldiği andan itibaren edilgen bir tüketici değil, aktif bir anlam kurucudur. Bir nesne, ona biçilen tanım ile sınırlandığında ölüdür. Bir tencere kapağı sadece yemek pişirme aracı olarak kaldığı sürece, potansiyelinden koparılmış demektir. Çocuk ise, o kapağı eline aldığı an, yetişkinlerin üzerine inşa ettiği o katı gerçeklik duvarını yıkar. Kapak, artık bir direksiyon; kaşık, bir asadır. Bu bir hayal kurma eylemi değil, bir varoluşsal yeniden tanımlama sürecidir. Çocuk, nesneyi işlevinden azat ederek onu kendi hayal dünyasının bir parçası haline getirir. "Hazır" oyuncakların sunduğu dünya ise, aslında bir kısıtlamadır. Pilli, ışıklı, kendi kendine hareket eden veya tek bir amaca hizmet eden oyuncaklar, çocuğun zihnine bir "kullanım kılavuzu" dayatır. Bu durum, çocuğun problem çözme yetisini köreltir; çünkü çocuk, bir nesnenin ona ne yapacağını söylemesini değil, kendisinin o nesneye ne yapabileceğini deneyimlemek ister. Hazır oyuncak, çocuğu oyunun öznesi olmaktan çıkarıp, oyunun nesnesi haline getirir. Oysa bir değnek, hiçbir şey vaat etmediği için her şey olabilir; bir robot ise her şeyi vaat ettiği için aslında hiçbir şey değildir. Çocuğun "çözüm üreten" doğası, hayatta kalma ve dünyayı anlamlandırma içgüdüsünün bir tezahürüdür. Elindeki kaşığı bir yere vurarak sesin fiziksel karşılığını arayan, onu başka bir şeye dönüştürerek simgesel bir dünya kuran çocuk, aslında kendi gerçekliğini inşa eden küçük bir mimardır. Onun için önemli olan nesnenin değeri değil, o nesnenin yarattığı dönüşüm heyecanıdır. Modern ebeveynlik pratikleri,
Özgürlük, insanın kendi sınırlarını belirleme yetisi mi, yoksa tüm sınırları yıkma cüreti midir? İnsanoğlunun asırlardır sorduğu bu soru, aslında tek bir hakikatin yedi farklı yüzünü temsil eder. Gerçek özgürlük; cehaletin karanlığından kurtulup düşüncenin aydınlığına kavuşmak, vicdanın pusulasıyla hareket edip kalbin en derinindeki o sessiz sesi işitebilmektir. Bu, sadece bir zihin süreci değil, aynı zamanda dış dünyanın dayatmalarına karşı bir başkaldırı ve eylemin somut gücüyle kendi varlığını kanıtlama cesaretidir. özgürlük, dışsal prangalardan arınmanın çok ötesinde, kişinin kendine sadık kalarak kendi varoluşunun mimarı olmasıdır. Bilgiyle donanmış, vicdanla tartılmış, kalple duyulmuş ve eylemle vücut bulmuş bir irade; dünyanın gürültüsü içinde kendi özgün sesini bulabilen tek güçtür. Özgürlük, bir varış çizgisi değil; her adımda yeniden kurduğumuz, sorgulayarak derinleştiğimiz ve gerçekleştirdiğimiz, ömür boyu süren bir inşa sanatıdır. Özgür insan, kendi hakikatini başkalarının tanımları üzerinden değil, kendi içsel bütünlüğü üzerinden inşa eden kişidir. Bu süreçte kazanılan her deneyim, kişinin kendi varlığına attığı bir imzadır.
“Evrenin düzenini okuyamayan, hayatın anlamını kuramaz; hayatın anlamını kuramayan ise, sonunda kendi cehenneminin mimarına dönüşür.”
"Evrenin matematiği kusursuz bir adalet üzerine kuruludur; ancak insan, o adaleti kendi konforuna uyarlamaya çalıştığı an felsefenin yasalarını bozar. Felsefeyi anlayamayanlar için hayat, başkalarının emeğini yaktıkları bir cehenneme dönüşür; fakat o ateşi yakanlar, gün gelir kendi yokluklarının küllerinde ısınmak zorunda kalırlar."