bir ev. içinde çokça hayvan. bazen karmaşa, bazen harmoni. ilk sayfaları okuduğum an 'evet, bu ev bizim kalbimiz' dedim. hayvanlar ise duygularımız. bu bir inceleme yazısı olacak, bu nedenle kitabı henüz okumadıysanız ve spoiler istemiyorsanız lütfen okumayın :)
gelelim rıza'ya. rıza ördüğü ağların diğer hayvanlar tarafından görülmemesinden muzdarip bir örümcek. öyle ki onlara çok öfkelenir, zehirli bir örümcek olsaydı neler yaşatacağını düşünür.
bir de ev sahibimiz var. bir insan. leyla teyze. rızaya müdahele etmez, onu hoşça karşılar. (tabi ki kötü hayallerini icraate geçirmedikçe eheh)
rıza, öfkesi yavaş yavaş dinerken fark eder ki: ağları görünmezdir! diğer hayvanlar bilerek değil, görmedikleri için yırtıyordur. o da ayaklarını boyalara batırarak renk renk ağ örer. böylece herkes ağlarını görür!
bilmeyenler için kabaca hikayeyi özetledikten sonra geleyim benim kalbime yansıyanlara..
dile getirdiğim gibi, bu ev bizim kalbimizdir ki bazen düzen bazen kaos olması çok doğaldır. hatta inancımda leyla teyze ev sahibi değil kiracıdır, gönül ise allah'ın evidir. ama o kadar cömert bir ev sahibidir ki o, ev adeta bizimdir!
leyla teyze, bizim insan olan yanımız, merhametimiz, asıl biz, insani ruhumuz yahut prefrontal korteksimiz. belirli vakitlerde gelen hayvanları (ki yorumuma göre bunlar belirli yaşlarda gelen duygulara tekabül edebilir) hoşça karşılamıştır. bazen yorulmaktadır ama aklına hayvanları kovmak gibi onlardan kurtulacak fikirler gelmemektedir. ki zaten olumsuz duyguları istesek de 'kovamayız' fakat daha önemlisi kovmamız gerekmiyordur! insana düşen - yani teyzemize düşen - merhamettir. neşeye olduğu gibi öfkeye de merhamet. bu rıza'ya başkalarını incitmek için izin vermek anlamına gelmiyordur tabi ki..
öfkemiz, kendi kendine yatışınca bir farkındalık anı