1000Kitap Logosu
Resim
328 syf.
·
8 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Balzac'ın dehasına güzelleme...
Öncelikle bu bir eleştiri yahut inceleme olmayacak sanırım, sadece kitabı bitirdikten sonra insanın içinden yazara ve yazdıklarına methiyeler dizmek geçiyor bu yazı da o isteğe binaen yazılacak. Bir kitap arkası sohbeti yani spoiler yuvası olacak. Vadideki Zambak, Balzac'tan okuduğum ilk kitaptı ve okuma serüvenim içinde kıymetli bir yere sahip oldu. Gerçek bir edebi dehayla tanıştığımı hissettim. Gerek dili kullanışı olsun gerek kurduğu cümlelerin dahiyane dizimi, insanı okurken yavaşlatıp biraz cümlelerin güzelliğini seyretmeye sevk ediyor; yaptığı betimlemelerle insanın hayal gücünü zorluyor ve hiçbir yapaylık hissettirmiyor. Adeta 300 sayfa nesir halinde şiir yazmış dedirtiyor okuyana fakat dahiyane bulduğum yönü bu değildi. Şairane bir üslup insanda hayranlık uyandırıyor ama beni bu kadar etkileyen insanoğluna dair bu kadar duru analizleri yapabilmiş olmasıydı. En son bu şaşkınlığı Peyami Safa okurken yaşamıştım. İnsan kendini dahi bu kadar net çözümleyemezken yazar adeta insanlığı çözümlemeye kalkışmış hatta daha cüretkâr olup aşkı çözümlemiş. Kitap başkahraman Felix'in çocukluğundan ve kendinden bahsettiği sayfalarla başlıyor. Uzun yıllar ailesinden uzakta eğitim görmesi, ailesiyle hiçbir zaman doğru duygusal köprüleri kuramadığı, içinde karşı konulmaz bir sevme kabiliyetine karşın sevgisini akıtacağı bir insanla karşılaşamamış olması... Felix tüm bunları biraz da vicdanını rahatlatmak için yazar, "evet tüm bunları yaşadım çünkü hayat adım adım beni buralara getirdi" demek ister zira kitap koca bir vicdan azabının dışavurumudur. Zaten kitap da Natalie karakterinin sitem ve usanç dolu mektubuyla son bulur. Çocukluktan sonra Felix'in 22 yaşında evli bir kadına, Henriette'e karşı aşkını okuruz. Henriette de tıpkı Felix gibi ne anne babasından ne de eşinden doyurucu bir sevgi görmemiştir fakat Felix'ten farklı olarak onun uğruna kendini feda edebileceği 2 hasta çocuğu vardır. Henriette sadakatsizlik etmeyecek kadar dindar ve sadık bir eş, çocuklarını ihtiyaçları olan sevgi şefkat ve ilgiden mahrum bırakamayacak kadar iyi bir anne fakat bunların yanında kendi ihtiyacı olan sevgiye de kafasını çeviremeyecek kadar aşka muhtaç bir aşıktır. Felix ve Henriette birbirlerini severler ancak bana kalırsa Henriette'in bu noktada yüzeyel ve kendi vicdanını rahatlatmaya yönelik sadakat anlayışları vardır ki zaten kitabın sonunda bunun için eşinden kendini bağışlamasını diler. Fiziksel olarak daima Felix'i kendinden uzak tutarak üstüne düşeni yapmış hisseder. Ben bu noktada Henriette'i yargılamaya kalkışıyorum ama bir klasiği klasik yapan çoğu zaman objektifliğidir. Kitapta ne Felix ne de Henriette yargılanmaz hayatın olağan seyrinde insanın kendini nelerin içinde bulabileceği gösterilir yalnızca. Aşkları gitgide büyürken Felix'in Paris macerası başlar. Kitap burda daha da realist bir çizgiye yaklaşır zira Henriette ile Felix arasındaki duygusal bağ aradaki engeller sebebiyle hep eksiktir. Paris'te ise Felix'in delikanlı hislerine yenik düşmesiyle yaşadığı bir aşk onu bir ikileme, Henriette'i ise yıkıma sürükler. Felix yaşadığı aşka neredeyse nefret duyar zira kendisini ulvi bir aşka ihanet ettiren şey dünyevi tutkularıdır. Aşığı (Arabelle) güçlü ihtiraslı ve cüretkâr bir kadındır. Kitabın burasında iki kadın üzerinden İngiltere/Fransa ve Protestan/Katolik ahlakı karşılaştırması (s. 250-251-252) yapılır (ki bu noktada yazar oldukça İngiliz aleyhtarlığı yapar). Ancak inanılmaz bir karakter çıktısıdır. - "Fransız kadını daima, her an, herkesin ortasında ve baş başayken hiç yorulmadan ve bezmeden sever;herkesin ortasındayken, sadece tek bir kulakta titreşen bir ses tonu kullanır, bizzat sessizliğiyle konuşur ve size öne eğdiği gözleriyle bakmayı bilir;koşullar konuşmasını ve bakmasını engellerse bir düşüncesini ifade etmek için ayağının altındaki kumları eşeler;baş başayken uykusunda bile tutkusunu belli eder nihayet dünyayı aşkına boyun eğdirtir. İngiliz kadını ise tam tersine, aşkını dünyaya blyun eğdirtir: aldığı eğitimden dolayı o soğuk tavırlarını size sözünü ettiğim Britanyalılara özgü o bencil tutumunu sergilemeye alışkındır, yüreğini bir İngiliz makinesi gibi kolayca açar ve kapar. Buz gibi bir ifadeyle taktığı ve çıkardığı, nüfuz edilemez bir maskesi vardır;tek balına kaldığında bir İtalyan kadını kadar tutkuluyken insanlarla karşılaşır karşılaşmaz o soğuk saygınlığına bğrğnğr. Bu yüzden, en sevilen erkek bile süslenme odasından çıkan bir İngiliz kadınının mimiksiz yüzüyle, sesinin dinginliğiyle, davranışlarının özgürlüğüyle karşılaştığında onun üzerindeki etkisinden şüphe eder;ikiyüzlülüğü kayıtsızlığa varır, her şeyi unutur. Kuşkusuz aşkını bir elbise gibi çıkarıp atmayı bilen bir kadın bu aşktan vazgeçeceği izlenimini de uyandırır. O zaman, bir kadının aşkı bir örgü gibi sürekli eline aldığını, bir kenara bıraktığını, ardından yeniden örmeye başladığını görerek zedelenen öz saygısının hareketlendirdiği dalgaları ne fırtınalara neden olur. Bu kadınlar kendilerine size ait olmayacak kadar hakimdir;çevreye üzerlerindeki egemenliğinizin tam anlamında sürmesini engelleyecek kadar fazla önem verirler." s. 250 -"Ahlakı abartanlar aşkı da abartır, İngiliz kadınları böyledir; her şeyi biçimci bir tarzda değerlendirseler de, biçim aşkı onlarda sanat duygusunu üretmez: kim ne derse desin Fransız kadınlarının ruhuna İngiliz kadınlarının mantıklı, ince hesaplara dayanan aşkı karşısında onca üstünlğl sağlayan farklılıklar Protestanlık ve Katoliklikle açıklanır. Protestanlık şüphe ettiği inançları inceler ve öldürür, bu yüzden aşkın ve sanatın ölümüdür." s.251 Bu iki alıntı bahsettiğim deha hakkında oldukça fikir vericidir sanırsam. Kitapta 3. bir kadın karakter de vardır fakat yalnızca birkaç defa ismi geçer ve siz okurken kim olduğunu anlamazsınız. Sonuna geldiğinizdeyse okunan tüm kitabın Felix'in bir türlü geride bırakamadığı geçmişi olduğunu anlarsınız. Bunlar 3. kadın Nathalie'ye anlatılır dediğim gibi bir vicdan azabıyla elimden gelen bu dercesine... Nathalie ise Felix'i seven ama onun içinde yaşattığı hatta içinde yaşadığı geçmişini bir aşığın olağan hisleriyle kıskanan bir kadındır. - "hüznünüzü melankoli olarak adlandırıyorsunuz, tamam, öyle olsun; ama katlanılmazsınız ve sizi seven kadında insafsız kuşkular uyandırıyorsunuz." s. 298 Aşkın bir oyun olmadığına ve gencecik bir yürekte ömür boyu gizleyemeyeceği yaralar açabileceğini dair... Yaralı bir yüreğin onu sevene karşı bir umutsuzluk aşıladığına ve insanın kendi yüreğini sarabiliyor olması gerektiğine dair...Ulvi, ruha hitap eden aşkın; insanı insan kılan, yücelten, saflaştıran, kötülükten sakındıran o cevherine dair... Ve her şeye rağmen insan oluşumuza ve zaaflarla tutkularla yaratılmış oluşumuza dair...
Vadideki Zambak
7.9/10 · 30,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
İster mikro de ister makro aldatma de 2,3,4 aldatmanın kesin kanıtı
Sosyal medyada gerçekleşen mikro aldatmaların biçimi? 1. Sosyal medyada tanımadığı güzel/yakışıklı kişilerin sayfasını takip etmek ve tüm fotoğraflarını beğenmek. 2. Sevgilisi olduğu halde sosyal medyada başka insanlarla yazışmak, aşk veya cinsellik hakkında espriler yapmak, konuşmak. 3. Sosyal medyadan özel mesajlaşmak, iletişim bilgilerini paylaşmak. 4. Cep telefonundaki kişiler kısmına, aradığında o olduğu belli olmasın diye, kişiyi başka bir isimle kaydetmek
520 syf.
·
10/10 puan
Ah şu aşk için yaptıklarımız...
Martin Eden'i okumaya istemeye istemeye başlamıştım. Öncesinde London hakkında pek bir bilgim de yoktu doğrusu. Gece başladığım kitabı yarıya getirmek sabahı bulmuştu. Daha önce hiçbir kitabı bu kadar soluklu bir şekilde okumamıştım. Ertesi gece ağlaya ağlaya bitirmiştim kitabı. Bütün aşkların başı ve sonuydu onun aşkı. Birini hiç tanımıyorken aşık oluruz en karşılıklı aşkımız bile platoniktir her zaman büyütür tanrısallaştırırız sevdiceğimizi... Ve acı çeke çeke, gerçek yüzlerini göre göre terk ederiz bu duyguları ama o kişi uğruna dönüştüğümüz benliğimizden kurtulmak öyle kolay değildir. Ah şu aşk için yaptıklarımız... Neler neler yaptı canım Martin.. kitabın sonlarına doğru kime, neye, niye ve ne uğruna dönüştüğünü bile algılayamaz oldu. Her şey aşkı içindi ama aşkı sahteydi.
Martin Eden
Jack London
Martin Eden
9.2/10 · 56bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
işte, bana göre de aşk, tek kişinin yaşadığıdır, O yüzden aşkları kimsenin tekelinde bırakmamalı, kurumlara hapsetmemeli, aşk hakkında ortak bildiriler hazırlamamalı ve mümkünse sözlükte yer almasına dahi izin vermemeliyiz. Hiçkimse bir başkasının gördüğü rüyayı göremez; hiçkimse bir başkasının yaşadığı aşkı anlayamaz. Mesele bu kadar açık ve net! Kimse kimsenin aşkına kendi aşkıyla pişti yapamaz!
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.