• Sevgili Wolff ..
    bana bu kelimeleri nereden yazdığını biliyorum...
    yeryüzünde bir "Araf"dan. .
    https://youtu.be/Szt4KQQ1VUk

    Elbe'yi.. benden çok sevdiğini biliyorum ..ona bakışından ,kokusunu içine çekişinden,her fırsatta onu görmeye gidişinden ..
    Seni ben ağlatamam..
    ..biliyorum ..
    bir dilenci heykeli değilim çünkü Barlach'ın elinden çıkmış. .
    Ateşin, hastalığın, yaşama hevesin değilim ...biliyorum ..
    Her sabah, o "Hesse"gülüşlerine dahil değilim ...biliyorum

    "Ama sana veda etmek güç "
    ...Sana veda etmek korkutuyor beni

    #spoiler

    "Iyi bir kitap okumak..
    günlerinizi normal akışından dışarı çıkarabilmek demektir ..
    "Iyi bir kitap. ..size şarkı söyleyen ve söyleten kelimeler demektir ..
    "Ve iyi bir kitap içinizde bir yerlerde kalmasını istediğiniz kitaptır ..

    kalbinize yakın ,her elinizi attığınızda orada olduğunu hissettiğiniz kitaptır ..

    "Ama Fareler Uyurlar Gece " üstüne basa basa "IYI" bir kitaptır ..
    Teknik_ taktik incelemek asla istemediğim...
    Aksine bütün duygularımla besleyip büyütmek istediğim bir kar topu benim gözümde bu inceleme ve hatta _hatta kucak kucak kar ..
    Bir yangın ,duman. .ve kül
    Genç bir rüzgar yaşlı bir duvar
    hummalı bir Malarya bu inceleme ..

    Bu kitabı okurken bir insan boyunda kara kargalar olup çevrenize bakmalısınız ..

    Mavi üniformalı köpekler güler halinize..
    Gülsünleŕ ..son insanlık kırıntılarıdır bu onların ya da onlar öyle zanneder ..

    "Karahindibaģ "ne menem bir çicekmiş acaba?? ..der araştırmalısınız..

    Gece gidecek evleri olmayan ruhlara bakmak için pencerenizi açmalısınız..
    Seslerini duymalı ..onları tek tek toplayıp yıldızlar gibi ellerinizle alıp saklamalısınız

    Kalbinizde, karacigerinizde,kanınızda..
    her yere girebilen "ölüm " kelimesinin nabız gibi attığı duymalısınız..

    Çürümüş ceset kokuları burnunuzu sızlatmalı..

    Trenler geçmeli düşlerininizden sesleri çocuk çığlığı ..

    Kentler eklenmeli haritalarınıza .
    .__Hamburg diye bir yer vardı ?
    __Artık yok mu ?
    __bir gece de mi?
    Yüzümüzde "dehşetli " bir "gülümseme "
    Kentler silinmeli hafızalarınızdan ..

    Bu kitabi böyle "okumalısınız "

    Dip nottan öte. .

    Bir adım ileride sizi bekleyen sürpriz

    on dokuz öykü sinemasından bir bilet çıkar piyangodan ..
    Piyangodur Çünkü
    Wolff artık ölmüştür. .
    Kan kusarak ateşler içinde ..yabancı bir ülkede ..

    25 yaşındayım !!!
    Karnım Aç! !!

    Diye feryad eden mısraların yaratıcısı artık yeryüzü araf'ından baska bir cepheye terfi etmiş ..hiç anlamadigi Tanrısının yanına gitmiştir..
    "Biz Stalingrad'dayken Tanrı nerdeydi !!"
    haykırışını bizzat Tanrının yüzüne sormak için. .

    Ölümünden sonra yayınlanan bu ondokuz öykü hepsi birbirinden güzel ve benden tam referanslıdır ..hoş ben bir şey olduğum için değil ,o beni feth ettiği içindir. .bir yazara "dahil olma" çabamdır benim ..

    Üç siyah Kral gibi ..
    Radi gibi. .
    "Ama gülme sakın " :)
    Bu salı gibi ..
    ve en sevdiğim
    "Doktorlar da hiç bir şey bilmiyor " gibi
    Sizi başka bir evrene taşıyacak hikayeleri OKUYUN ..
    Maria'yı merak edin ..belki siz de... olmayan adalete bir çelme takar ..kendinizi Iyi hissedersiniz ..

    Sevgiyle okundu ..
    Aşkla yazıldı ..
    Wolfgang BORCHERT anısına ..
    Ve ben..
    gerçekten...
    https://youtu.be/1DWzKXY7R3g
    "Seni Çok Sevdim "


    .
  • "Aşk içinde aşk için seslenişin en uygun biçimini bulduğum kanısındayım. Merhamet belki çok yüce bir şey ve muhtemel ki merhamet aşktan üstündür. Aşkın seslenişi sevgisi olandan sevgisi olanadır ancak. Çoğu kimsenin sandığı gibi seven taraftan sevilen tarafa doğru bir akış değildir. Sen benim sevgilimsen bunu mümkün kılan sadece benim senin sevgilin oluşumdan başkaca birşey olmasa gerek. Bu yüzden sana seslenirken hep bir yankıya kulak verir gibi sayarım kendimi.

    Neyi nasıl demişsem senin de bunu bana böyle söylemediğini düşündüğüm an sana ne bunu söyleyebilirim ve ne de boşluğa böyle söyleyebilirim. Benim sana doğru gelişim senin bana doğru gelmenin öbür kanadı. Uçmak için gerekli bir çift kanadın birleştiği yere göğüs diyorlar, döş diyorlar, sine diyorlar. Çoklarının sine çák olduğu söyleniyor. Şimdiye dek sineden yoksun bir aşkı tanıyan hiç olmamış.

    Aşk mı? Nereden bileyim aşk olduğunu? Aşk başlı başına bir vakıa ise onu diğer vakıalardan ayıran bir özelliği olmalı. Besbelli ki bu özellik tümleşmeden ibaret. ‘‘Aşk gelince cümle eksikler biter.’’ denildiğine göre gel de seninle seven ve sevilen ayrımına bir anlam vermeyelim. Borçluları ve alacaklıları onların alacak ve verecekleriyle pazarda bırakalım. Yurttaşlar yurtlarıyla ne halleri varsa görsün. Komutanlar komutlarını versin. Köleler boyun eğsin. İsterse bilginler bilgi kumkuması olarak, güzeller güzellikleriyle kasım kasım kasılarak dünyada kimseye yer bırakmasın.

    Onların yerinde gözü olan kim?! Biz değiliz. Biz ikimiz sadece aşkın unsurlarıyız. İki can ve bir canlıyız. Sana gel dediğim zaman, kendim gelmiş olmuyor muyum? Gel kainatta aşkı ilk ikimiz bulmuş olalım. Neden olmasın! Belki insanların yaygın olarak öteden beri bildikleri şey sahiden aşk değildi. Bir tür ilginç sayrılıktı onlarınki. Neler yok ki? Çıldıranlar… Canlarına kıyanlar… Uzuvlarını kesip fırlatanlar… Aşk sebebiyle feda oluş, feda ediş… Bütün bunlara bir anlam veremiyorum ben. Sen de vermiyorsan ve aşk ise vuku bulan, hiçbir şey ters gitmeyecek demektir. Aşkta her şey düzdür. Aşkla her şey düzelir. Düz değilse aşk değildir. Düzgünleştirmiyorsa aşk değildir. "
  • Eee canlar, bugün sizlere hep örnek aldığım pek çok sevdiğim ve izlerinden gitmeye çalıştığım Hz. Ali efendimiz ve Hz.Fatıma anacığımın birbirlerine nasıl latife ederek, nasıl aşk dolu kıskandıklarını anlatmak istiyorum... Sözlerimi hiç alıntı yapmadan gönlümden dökülen parçaları birleştirerek kendi dilimce yazacağım Sevgili izin verirse...

    Günlerden bir gün , o güzeller güzeli o Alemin Yusuf peygamberimizden sonra gördüğü nadir parçalardan, nadir yakışıklılardan olan Ali efendimiz evlerine buyururlar. Kapıyı açarlar ve gözlerine bahçede Hz. Fatıma anamızın kıyafetlerinin asılı olduğu çarpar. Ali efendimiz heyecan ve tatlı bir şekilde Fatıma anamıza gider ve başlar onu kırmadan derdini anlatmaya,
    -Güzeller güzeli Fatımam, Ya Fatıma bugün nasılsın?
    -Gönlümün efendileri , İyiyiz Ali efendi, sizler nasılsınız?
    -İyiyiz Ey sultanım, iyiyiz, gözüme kapıda birşeyler çarptı onu demek gelir içimden sana birşeyler asmışsın hani sen çok güzelsin ya şimdi, hani sen benim sultanımsın ya şimdi, onlarıda oraya asmışsın e bi gören felan olur, sen güzeller güzelisin görmesinler sultanım olmaz mı?

    Tabi böyle tatlı bir lisan'ın sayısızca tatlılığı Ali efendimizde idi... Elbette Fatıma annemiz hem gülümsedi hemde durumu anlayarak latifeye devam etti...
    -Ya Ali, sen saçlarına birşeyler mi sürttün nasıl da güzel dik durur öyle aslan gibiler görürüm..
    Ki Hz. Ali efendimiz de evden çıkmadan o dönemin şartlarına uygun saçına güzel kokular sürtmüştür ve saçı o güzel nur yüzüne uygun bir biçim almış ve onu mükemmel kılmıştı, Fatıma anacım devam etti,
    -Yoksa sen ikinciyi mi getireceksin bu eve öyle birşey olursa dayanamaz gönlüm Alim, yapmayasın böyle şeyler...

    Hal bu ki Ali efendimiz kendi kıskanmasını çok tatlı bir şekilde dile getirirken Fatıma Anamızda aynı şekilde kendi kıskanmalarını çok tatlı ve ileri olmayan , latifemsi bir hâle getirerek birbirlerine buyurmuşlardır..

    Böyle işte canlar... Kıskançlık Hz.Ali ve Hz.Fatıma anamızın birbirlerine olduğu gibi olmalı, onlar gibi sevmeli, Onlar gibi konusmalıyız birbirimizle.

    Olmaz öyle ki kıralım birbirimizi, "Kim bu adam" hatta "Kim bu kadın" diyerek sert çıkışmak değil olsa gerek AŞK... Aşkı HZ.ali'den HZ.Fatımadan bilmek gerekir...

    Hz.Peygamberimizin Hz.Hatice'yi nasıl sevdiğine bakın... Bakın 'ki göresiniz canlar...
    AŞKLA, kalın... Muhabbetiniz bol, kalbiniz sevgi ve iman dolu olsun...

    Dostunuz olsun Peygamberimiz,
    Yoldaşınız olsun Ali efendimiz,
    Duacınız olsun Hatice anamız ve Fatıma anamız...

    -Ogz
  • Yüklensem günahlarımı sırtıma
    Tüm mahcubiyetimi alsam yanıma
    Biraz da utanç duyarak kapına
    Gelsem affeder misin Allah'ım ?
    Gözlerim dolu yaşlarla
    Günahlarımın verdiği pişmanlıkla
    Ama beni affedeceğin umuduyla
    Gelsem beni affeder misin Allah'ım ?
    Vereceğim hesabın korkusuyla,
    Benden geriye kalmış günahların tortusuyla,
    Ama Rabbim sana duydugum büyük aşkla
    Gelsem beni affeder misin Allah'ım ?
    Hatalarımı bilsem de baş koydum yoluna
    Sen çok affedicisin bağışlayıcısın ama
    Benim de günahlarım çok fazla
    Böyle iken gelsem kapına affeder misin Allah'ım?
    Belki yüzüm yok gelmeye
    Ama başka yerim yok gitmeye
    Kalbimde ki sonsuz sevgimle
    Gelsem beni affeder misin Allah'ım.

    -Mustafa Cihat
  • "Sana duygularımla bakıyorum, sevgiyle, aşkla akıp geliyorum."
  • Ben her zaman içine kapanık, sosyalleşemeyen insanları çok ilgi çekici bulmuşumdur. Onların hayal dünyasına inemediğimiz, onlar gibi hissedemediğimiz ve sürü psikolojine çok bağlı olduğumuz için onlardan kaynaklı değil de bizden kaynaklı bir yalıtılmışlık olduğunu düşünürüm. Hayalperestte tam olarak benim kurgumdaki gibi bir adam. Sokakta sohbet etmediği sadece yanından geçen insanlardan dahi mutlu olan bir adam. Gökyüzüne dahi aşkla bakan bir adam. Yolda yürürken karşılaştığı ve aşık olduğu kadını incelemek gerekirse ben böyle kadınları hiç sevmiyorum sanırım. Onların aşkları bana gerçekçi gelmiyor. Bulunduğu durumdan ve konumdan çıkmaya çalışan aslında gerçekten bir şeyler hissetmeyen biri benim için Nastenka. Son ana kadar aşık olduğu adamı arzularken gelmeyeceğini anladığı anda bir anda hayalpereste dönmesi de beni hiç şaşırtmadı açıkçası. Yetmezmiş gibi bir de hayalpereste üzgünüm mektubu yok mu. Turgenyev’in duman kitabında İrina’ya nasıl kızdıysam sana da öyle kızdım Nastenka.
  • Sana baktıkça örgütleniyorum Zeryâ
    yağmurla, suyla, acıyla, aşkla.
    Her geçen gün biraz daha
    yaşayarak
    kirazın çürüme mevsimini..
    Zamanın tıkırtılarını göğsümüzle karşılayarak
    yaklaşıyoruz suların karanlığına
    Yakışıyoruz ölüme.
    Sen yine de gülümse sevgilim, pencerelerim var hâlâ yolunu gözlemek için.
    Başıma ne geldiyse sendendir
    Değil mi ki yağmursun
    Değil mi ki ıslanmışım
    Çölün serabına kanmadan gir kanıma, meylet günahıma Zeryâ!
    Öpmeden öldürebilirsin pekala sarılmadan ısınabilirim,
    gülme, ısmarlayacak gök kalmıyor dudaklarıma.
    Mesele ne biliyor musun,
    Kiraz ağacının çiçek açmasıyla senin şiir olman aynı şey.
    Farkındayım / ayrıntıları anlatıyorum sana büyük resmi göremiyorum ben
    Ellerini sakın
    Tutmasam şiir
    Tutsam çiçek oluyor.
    Demiştim / anlattıklarım ayrıntıda.
    Biraz daha sabır biraz daha bahar gerek düğümün döndüğünce kördüğüm için
    Yandım susacak kadar
    Sokul yanıma sen / ezber et beni.
    Ödünç aldığım kitaplara ekledim gelincik tarlasından geçerken kızıla çalan saçlarını.
    Ağlama duvarından serin içim
    Değilim siyonist
    Değilim antisemitist
    Lâkin kibrim fundamentalist
    Öyleyse / kim bu aşkın Yahudisi Zeryâ?

    Aşk yerleşik hayata geçeli beri
    Sen cim’in kalbinde nokta
    Ben gözünün yeşilinde on üç kahve tanesi.
    Senden saklayamam / gidecektim bir kavim göçünü daha göze alamadım işte.

    Bu bir itiraf:

    Biriksem azalacaktın .

    Bak / cepten yiyor çiçekler bile.
    Altı çizili kitaplardan kaçtım.
    Geceleyin çocuk masallarından, tebeşir kokan sınıflardan

    Nuh’la oğlu arasındaki tufandan, vizite kağıtlarından, sınav sorularından,

    Leyla’nın rüyalarından, Mecnun’un mezarından, evet, kaçtım!
    Doğum masasında kalan bir cümleyim artık.
    Hafızamın yarısı kırık ayna gördüklerimde sen varsan sana ne!

    Şerh düş beni:
    Kavimler Göçü’nde sağa sola akmadan sana sapıp aşkı yurt edinen bendim Zeryâ.

    ~Cengizhan Konuş