Ne tuhaf, şimdi ben de aynı mavi deftere yazıyorum. Isabel ancak beş-altı sayfasını doldurabildi. O öldükten sonra defteri atmaya kıyamadım. Nereye gittiysem yanımda götürdüm, o zamandan beri de yanımdan ayırmadım. Defteri de, sarı kalemleri de, yeşil kalemtıraşı da. Bunları geçen gün çantamda bulmasaydım sana yazmaya başlamazdım herhalde. Ne var ki onca sayfası boş olan defteri karşımda görünce kalemlerden birini alıp bu mektuba başlamak için dayanılmaz bir istek duydum. Şimdi de en önemli işim bu. Söyleyeceklerimi söylemek, iş işten geçmeden hepsini kâğıda dökmek. Olan biten her şeyin birbiriyle ne kadar yakından ilgili olduğunu düşündükçe ürperiyorum. Isabel sesini kaybetmeseydi, benim bu sözlerimin hiçbiri var olmayacaktı. Onun söyleyebildiği kelimelerin kökü kuruduğu için benim ağzımdan bu sözler dökülüyor. Bunu hiç unutma. Isabel olmasaydı benim anlatacağım bir şey de olmayacaktı. Yazmaya hiç başlamayacaktım.