Kader hem zamana ve mekana yayılan; hem de bizzat bizim ruhumuza, nefsimize, zihnimize, gönlümüze, vicdanımıza, bilincimize yani varlığımızı teşkil eden yoğunluk bölgesine odaklanan gerilimin adıydı.
Hesabıma göre, artık sakinleşmiş, uslanmış, durulmuş olmam gerekirdi. Ayakta durmayı, oturmayı, nefes almayı, susmayı, gülümsemeyi, yürümeyi, dinlenmeyi... silbaştan öğrenmiştim. Konsantre olmayı, gökyüzünün hareketlerini tartmayı, rüzgarın uğultusuna kulak vermeyi, bir bambu ağacı gibi, bir güvercin gibi tabiatla uyum içinde kendi hayatımı çekip çevirmeyi bellediğimi sanıyordum.