• 304 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10 puan
    Poyrazköy, Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk ,Kozmik Oda gibi davalar Türk Hukukuna sürülmüş kara lekelerdir. FETÖ mensuplarının dışarıdan aldığı güç ve Türkiye'de hakimiyet kurmuş oldukları yapılar sayesinde(yargı ,iktidar ,basın organları vs.) asparagas haberler ile halk, Türk askerine karşı kışkırtılmış, itibarsızlaştırma politikaları izlenmiş ve TSK, fetöcü hakimler-savcılar tarafından yargılanmış ; kimi siyasi oluşumlar tarafından da bu yargılanmalar takdir edilmiş ,fetöcüler cesaretlendirilmiştir.

    İncelemeye Ergenekon kumpasında kendisine yöneltilen suçlamalara dayanamayıp intihar eden Ali Tatar'ın yaşamına son vermeden önce kaleme aldığı mektupla geçmek istiyorum :
    "Nilü ve canım aile üyelerim...
    Tam her şeyden kurtulduk derken sizlerden bir ayrılık durumu daha yaşamak durumundayım. Bu ayrılık ebedi ayrılıktır. Eğer öbur dünya varsa...ileride orada buluşuruz. Ben ailemden kimseye küskün değilim. Hepinizi çok seviyorum .Hepinize bir hakkım geçtiyse helal olsun.Sizin de bana hakkınızı helal edeceğinize eminim .Dediğim gibi bana sakın kızmayın. Belki bu süreç altı ay ,bir yıl sonra geçecek. Ancak benim buna dayanacak halim yok.

    Öncelikle başınızı öne eğdirecek hiçbir şey yapmadım. Başınızı dimdik tutun! Ama ben bu hukuksuzlukla yaşayamam. Yaşadıklarımı ikinci defa kaldırmam mümkün değil... O deliğe bir daha dönmektense mezara girmeyi tercih ederim...
    Belki benim ölümüm bu durumda olan başkalarının aydınlığa çıkışına bir ışık olur .Boşu boşuna ölmemiş olurum. Bu şekilde ölmeyi hiç istemezdim. Buna en çok karşı çıkan bendim. Şu anda çok duygusal değilim. Ağlamıyorum. Yalnız içim buruk ve kırgın. Bana bu oyunu oynayanlara ve sahip çıkmayanlara kırgınım.

    Beni rahmetli babamın yanına gömün. Karımı ve kızım Gökçen'imi size emanet ediyorum. Kızımı ve karımı yalnız bırakmayacağınızı, bu işin peşini bırakmayacağınızı biliyorum. Tek tesellim sizleri son bir defa hep birlikte görmek oldu.

    Gökçen'im, canım kızım derslerine çok iyi çalış. İyi çalış ve önemli yerlere gel ki benim hesabımı sorabilesin!

    Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu ,ne yaşayacak bir cumhuriyet, ne de bir ülke bulamayacaksınız! Şunu bilin ki, en küçük suçu ve günahı olmayan ben, bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek (...) hayatıma son veriyorum."

    Çaldığınız yaşamların , dağıttığınız ailelerin hesabını nasıl vereceksiniz ?

    Kozmik Oda soruşturması ,19 Aralık 2009'da 14.50 sularında Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne gelen isimsiz bir ihbar ile başlatılmıştır.(Dosyayı Hakim Erol Tatar'ın teslim almasyla yapılan araştırmalar sonucunda böyle bir ihbar olmadığı anlaşılmıştır ! )İhbarı yapan kişi özetle , Bülent Arınç'a suikast yapılacağından şüphelendiğini söylüyor.(Arınç 19 Aralık günü Manisa'da ve kendisi bile suikast yapılacağına inanmadığını söylüyor ancak bunu halka duyurmak yerine mağdurluğun ekmeğini yemeyi tercih ediyor.İlgili kaynak: https://www.korkusuz.com.tr/...cin-gercek-yuzu.html )Ancak 19 Aralık günü Binbaşı İbrahim Göze ile Albay Erkan Yılmaz Büyükköprü dönemin Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Servet Yörük tarafından kendilerine verilen takip görevini ( KHO’da görevli ,bilgi sızdırdığından şüphelenilen Kurmay Albay B.K’nin Erkan Yılmaz Büyükköprü ,İbrahim Göze , Sayım Arslan ,Osman Darıcı ve Muzaffer Ata tarafından takip edilmesi ve temas ettiği kişilerin tespit edilmesi için emir verilmiştir.Takip 2008’de başlamış ve belli bir dönem sadece Erkan Yılmaz Büyükköprü tarafından yürütülmüştür.) devam ettiriyorlardı. 17.10’da içlerinde 30 fetöcü polisin bulunduğu ekip tarafından , yolları kesilmiş ,asker olduklarını söylemelerine rağmen orantısız güç kullanılmış ve üst araması yapılmıştır.Üst aramasının yapıldığı esnada Erkan Yılmaz Büyükköprü’nün cebine “1421 Cd Feza A” yazan bir not bırakıldı. Nasıl mı bu kadar emin konuşuyorum?Fetöcü savcı Mustafa Bilgili ,Büyükköprü’nün defalarca belirtmesine rağmen yazının kriminal incelemesini yaptırmamış ancak görev değişikliği ile soruşturmanın başına geçen savcı Sadık Bayındır’ın isteği üzerine yazı kriminal incelemeye yollanmış ve 4,5 yıl sonra yazının Büyükköprü’ye ait olmadığı kanıtlanmıştır. Kağıdın bu kadar önemli olmasının sebebi ise bahsi geçen Feza Apartmanı’nda Bülent Arınç ve birçok siyasinin ikamet etmesi.

    Soruşturmanın devamında sahte deliller oluşturulmuş , takibi yapan askerlerin evlerinden oyun ve film cd’lerine kadar alınmış ve Büyükköprü’nün oğlu Kaan Büyükköprü’nün okuduğu kitaplardan alıntılarını yazdığı ajanda dahi aleyhte delil olarak kullanılmıştır.(Ancak ne hikmettir ki takip görevini veren Servet Yörük'ün bir kere bile ifadesine başvurulmamıştır.) Savcı Mustafa Bilgili tüm bunlara dayanarak 25 Aralık 2009’da çıkarttırdığı arama izni ile Genelkurmay Başkanlığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nın bütün odalarını aramaya teşebbüs etmiş ancak Albay Yusuf Akal sadece şüphelilerin odasının aranabileceğini 11 ve 16 numaralı odalarda devlet sırrı niteliğinde bilgiler olduğunu söylemiştir.Savcı “gerekirse zor kullanarak gireriz “diyince Yusuf Albay “Hodri meydan biz burada sekiz kişiyiz , ölümüzü çiğnemeden buramadan giremezsiniz”demiştir. Bu arada Seferberlik Tetkik Daire Başkanı Tümgeneral Selahattin Kısacık’ın daireye teşrifiyle, savcı üstün çabalar harcanarak 11 ve 16 numaralı odalara sokulmadı.(Burada üstün çaba sarf eden Albay Yusuf Akal 2012 ve Tümgeneral Selahattin Kısacık 2011 yılında kadrosuzluk nedeniyle emekli edildi.)Ancak tarihler 26 Aralık 2009'u gösterdiğinde dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ,Erdoğan'ı ziyarete gitmiş devlet sırrı niteliğinde olan bilgilerin sızması halinde devletin güvenliğinin tehlikeye gireceğinden bahsetmiş Erdoğan ise akıllara durgunluk veren şu cümleleri sarf etmiştir : “Bizden saklayacak neyiniz var , niye böyle yapıyorsunuz ...Madem gizleyeceğiniz bir şey yok ,açın gitsin.”
    Böylelikle 26 Aralık’ı 27 Aralık’a bağlayan gece Hakim Kadir Kayan tarafından 11 ve 16 numaralı odalarda arama başlatıldı. Ancak Kadir Kayan arama öncesi kendisine sözlü olarak bildirilen “ Görev Emniyeti Yemin Belgesi”nin altını imazalamadı ve Selahattin Kısacık tarafından Kadir Kayan hakkında ilk tutanak tutulmuş oldu. Özel harbin kalbinde 27 Aralık’tan 20 Ocak’a kadar aramalar devam etti.Aramaların asıl amacı “ faili meçhul cinayetleri ve karanlık eylemleri gladio söylemleri ile Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı üzerinden Özel Kuvvetler Komutanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri üstüne yıkmaktı.”

    2010 yılına gelindiğinde Savcı Mustafa Bilgili 16 numaralı odadan 7 belgeyi almış ancak aradığı hiçbir bilgiyi bulamamıştır. Selahattin Kısacık’ın yapmış olduğu itirazlar dolayısıyla alamadığı imaj hard diskleri hakkında yeni bir müzakere yazıp hard disklerin çözümlenip metin haline getirilmesini talep etmiş ve 25 Şubat 2013 tarihinde bu talebi kabul edilmiştir. 2010 yılında hard diskleri teslim etmeyenler kimlerdi? Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ,Seferberlik Tetkik Daire Başkanı Tümgeneral Selahattin Kısacık ve Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’ydu. Başbuğ internet andıcı soruşturması kapsamında yargılandı ve tutuklandı, Çubuklu’da aynı soruşturma kapsamında tutuklandı ve 2014 yılında kadrosuzluktan emekli edildi ,Kısacık ise önceden bahsettiğim gibi 2011 yılında emekli edildi.Peki hard diskleri 2013 yılında 2010'daki kanunlar hala yürürlükte olmasına rağmen teslim edenler kimlerdi ? Genelkurmay Adli Müşaviri Albay Muharrem Köse ,Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ve Seferberlik Daire Tetkik Başkanı Tuğgeneral Abdullah Baysar.Bu isimlere sonrasında ne olduğuna bakalım. Abdullah Bayar 2016 darbe girişiminde konsey tarafından yayımlanan sıkıyönetim emrinde Şırnak Sıkıyönetim Komutanı olarak görevlendirilmişti. KHK ile meslekten ihraç edildi ve tutuklandı. Ancak 2018 yılında beraat kararı çıktı. Muharrem Köse'de darbe girişiminden sonra yargılandı ve meslekten ihraç edildi.Tutukluluğu hâlâ devam etmekte.Necdet Özel ise 2015 yılında emekli oldu. Savcı Mustafa Bilgili'ye gelirsek 4,5 yıl boyunca Kozmik Oda davasının iddianamesini hazırlamamış ve soruşturmada hiçbir ilerleme kaydedememişti.Amacı davayı uzatabildiği kadar uzatıp her türlü gizli bilgiye erişmekti. Köse sayesinde de amacına ulaştı. (https://tr.sputniknews.com/...stafa-bilgili-ifade/) Darbe girişimi sonrasında kendisin de fetöcü olduğu anlaşılınca tutuklandı.
    (https://tr.sputniknews.com/...li-tutuklama-istemi/ )Hakim Kadir Kayan ise Ankara Adliyesinde Fetullah Gülen hakkındaki bir davada , Gülen'in beraat kararının altında imzası olan hakimlerden biri.Kendisi 2011'de Yargıtay üyeliğine seçildi .Darbe girişiminden hemen önce emekli oldu ve darbe sonrasında kaçtı.Hâlâ firari olarak aranıyor.


    Dosyanın Hakim Erol Tatar ve Savcı Sadık Bayındır'a verilmesiyle bütün iddiaların asılsız olduğu ortaya çıkmış Kozmik Oda sanıkları aklanmıştı. (https://www.hizliresim.com/1hlzb5j)

    //SONUÇ//
    Kozmik Oda kumpasıyla ülkenin işgali halinde uygulanacak yöntemler düşmanın eline geçti,Türkiye savunmasız bırakıldı.60 yıllık istihbarat bilgileri çöpe atıldı.2013 yılında Seferberlik Bölge Başkanlıkları kapatıldı.
    Sanıklar ve aileleri her türlü psikolojik baskı ve şiddete maruz bırakıldı.Masumlukları ispatlanana kadar görevlerinden edildiler ,onurları, şerefleri ayaklar altına alındı.

    Evet , şimdi yeniden soruyorum : Onurlu,şerefli,Atatürk ilkelerine sonuna kadar bağlı ,inkılapların yılmaz koruyuculuğunu üstlenen Türk askerinin çaldığınız yıllarının ,çaldığınız hayatlarının,çaldığınız mutluluklarının hesabını kime ,nasıl vereceksiniz?

    Not : İlgililerin bıraktığım linkteki videoları izlemelerini öneririm. https://youtube.com/...2-J8jpJkcKu2FL6DGkHX
  • "maskemin ardındaki uçsuz bucaksız boşlukta tek başımdaydım. aşıktım ve aşkımın her kelimesi yalandı. çünkü dilimi rehin bırakmıştım. yaptığım her şey sahteydi. ruhumu da bedenimi de kiraya vermiştim. kendime borçlanmıştım. ve galiba ölünceye kadar bu borcun faizini ödeyecektim. her gülücük bir fiyasko, her iltifat bir asparagas, her hediye bir skandaldı... yine de idare ediyordum. yalnızsan yalanlar sana ilaç gibi gelir, iftiralar senin için terapidir. Dilara Dilemma ile aramızdaki aşk karşılıklı bir iftiradan ibaretti."
  • Corona derken şimdide kontrol kaybeden füze çıktı sosyal medya yıkılıyor bu habere bana sorarsanız asparagas yalan dolan haber bunlar dünyada gündem yaratmaya çalışmaktır bu 28 bin hızdan bahsediliyor aslı var yok bilmem ama zaten dünyanın bir ucundan bir ucuna uçakla gitmek istesen Dünya'nın ekvator çapı yaklaşık olarak 12.756,28 km'dir. Yani yaklaşık 12.756.000 metredir. Denizler 361.220.420 km2'dir. Karalar ise 148.847.000 km2'dir. Dünya'nın yüzey alanı 510.067.420 km2'dir. Dünya'nın ekvator çevresi yaklaşık 40.075 km olarak ölçülmüştür. Bana bunu biri mantikla anlatsın bir kaç gündür bu füze neden düşmedi ... İnanmayın
  • 136 syf.
    Son günlerde çok aforizma kitabı okur oldum. Gayet zevkli ve düşündürücü bir deneyim. Buna ek olarak ben de biraz aforizma yazmak istedim. İnsan yazarken eğleniyor ve beyni daha çok çalışıyor gibi aforizmaların iyi veya kötü olmasından bağımsız olarak.

    ☆☆☆

    Dinden yeni çıkmış bir kişinin üzerinde, gribi yeni atlatmış vücudun kırgınlığı bulunur.

    "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın", kulağa çalınan hoş bir sedadır. Faal olan: devleti yaşat ki sen de belki yaşarsın.

    İnsanlar, kitaptaki dine inanır, zihinlerindeki dini yaşarlar.

    Kendinizi bir aptalla tartışmanın içinde mi buldunuz:
    Tutuklusunuz
    Lütfen eller arkaya
    Sessiz kalma hakkına sahipsiniz
    Söyleyeceğiniz herhangi bir şey tartışmada aleyhinize kullanılabilir
    Avukat tutma hakkınız var

    Şu an 7.8 milyar insanın hepsi ateist olsa bile, yeryüzünde dindar insanlar bulunmaya devam edecek.

    Kutsallık, insanın gönüllü köleliğidir.

    Düşünmek öldürür, daha doğrusu insan ancak düşünürse ölebilir.

    İnsan seks için evlenebilir ama evlenmek için seks yapmaz.

    İnsan rasyonel bir varlıktır, dediğiniz an, onun irrasyonelliğini kanıtlamış olursunuz.

    Tanrıya inanmayan her insanı ateist sanma.

    Tarihin gördüğü en güçlü hükümdar mağduriyettir: İsa mağdur oldu, dünya Hristiyan.

    Geçen gün Twitter'da dünyanın en cesur insanını gördüm: Anonim bir hesabı vardı.

    Köse Dağı'nda bir mağarada geçireceğim inzivanın ardından, Tanrıdan vahiy aldığımı söyleyerek yanınıza gelsem bana inanır mıydıniz? İşte, ben de Hira Dağı'ndan inene inanmıyorum. Aramızdaki tek fark bu.

    Instagram çağında yaşıyoruz: sokakta aç bir çocuğu doyurmanız iyilik yapmış olmak için yeterli değil, onunla selfie çektirmeniz de gerekiyor.

    Günümüzün özeti: arkadaşımın annesini kaybettiğini, onun annesinin cesediyle çekindiği fotoğrafını Facebook'unda görünce öğrendim.

    Sosyal medya adaleti: hiç linç yemeyeni bulup onu da linç ediyorlar.

    Zalimi anlamak sizi zalim yapmaz.

    Atanmak için partimizin il başkanlığına başvuru dilekçemi verdim.

    İnsanlar aldatılmaz, aldanır.

    Dindar insan, "saygı duy" derken aslında "sus!" demek ister.

    Dostluk: takibe takip

    En ahlaklı insan, en çok düşünen insandır; zira sürekli öldürür, tecavüz eder, hırsızlık yapar zihninde.

    Türkiye'de inananı hızla artan yeni bir din var: ordaonudemekistemiyorculuk

    İnsanlardan saygı duymalarını değil saygılı davranmalarını bekleyebilirsiniz.

    Her duyarlı insanın kalbinde filizlenmeyi bekleyen hoşgörüsüzlük bulunur.

    - 10 bin takipçisi olan: Osurdum.
    - Bin takipçisi olan: Felsefi bir yanı var bu sözün; temizlendim demek istiyor.
    - Beş yüz takipçisi olan: Harikasınız, bu nasıl aklınıza geliyor.
    - Yüz takipçisi olan: Lütfen bir daha osurun, burnuma doğru, lütfen!

    Tartışma kelimesi, kulağımızdaki olumsuz çağrışımını kaybetmeden gelişmiş bir ülke olamayacağız.

    Alımlı bir kadına, erkeklerin bakmaması gerektiğini en yüksek sesle söyleyen erkek, çoğunlukla o kadına en çok bakan erkektir.

    Yakın arkadaş olan erkek ile kadının sevişmesi, flört etmeye yeni başlamış erkek ile kadının sevişmesinden daha yüksek ihtimaldir.

    Tanrı hakkında o kadar çok aforizma yazıldı ki, yenisini bulmak çok zor.

    Vadideki Zambak'ta kahramanın bir kadının omzuna bakıp aşık olmasını saçma bulmuştum, ta ki, otobüste önümdeki omzu görene dek.

    Dindarlar, Tolstoy'u Müslüman yaptıktan sonra gözlerini Nietzsche'ye diktiler.

    Bir hukuk sorunsalı: mastürbasyon yaparken 18 yaşına on gün kalmış bir genç kızı düşünmek caiz midir?

    Narcissus gibi olamadığımız için sürekli başkalarına aşık oluruz.

    Türkiye'de özgürlük ve sansür: az önce bir aforizma yazdım ama nolur nolmaz diyerek sildim.

    Bizim insanımız, okunacak yazar değil müstakbel eşini arıyor.

    Ortaokuldayken dondurma satan bir kıza
    aşık oldum ve hala aşığım. Çünkü onu bir daha hiç görmedim.

    Aydınları eleştiremezsen, onları tanrılaştırırsın.

    Bir erkek, tamamen dürüst olursa hiç kadın arkadaşı olmaz.

    - Atatürk'ü tabi ki eleştirebilirsin.
    - Atatürk, 1925'ten sonra Kürtlere yönelik farklı bir politika uygulasa daha iyi olabilirdi.
    - Ama şimdi, öyle kolay değil durduğun yerden Atatürk'ü eleştirmek! Hem sen Atatürk ile ilgili bütün arşivi okudun mu bakayım?!

    İnsanlar dürüstlüğü sever, dürüst insanı değil.

    Edebiyat ne sanat içindir ne de halk için. Edebiyat "ben"im içimdir.

    Hayatımın en güzel pilavını, annemin selası okunurken yaptım.

    Montesquieu, "Önce insanım, sonra Fransız," demiş. Görüyor ve artırıyorum: sadece insanım.

    Annem öldüğü vakit hiçbir şey hissetmedim. Zira annenin ölümü, hiçliği teneffüs etmektir.

    Büyümek, giderek babalarımıza dönüştüğümüzü kabullenip, oğullarımızın "babam gibi olmayacağım," demesine ses etmeden köşemize çekilmektir.

    Çocuk, evliliği katlanılmaz yapan bir teminattır.

    Bir erkek, sevişmeden önce sevdiğini söylerken bankaya teminat verir gibi, seviştikten sonra sevdiğini söyleyerek ise borcunu öder gibidir.

    Atatürk, "Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır," derken "yapan"dan kastı kendisidir; Kanuni, Yavuz, Fatih değil.

    "Biz kadınlar erkekte paraya önem vermeyiz," diyen en az üç kadın arkadaşımın son sınıfta birer tıpçı sevgilileri vardı.

    Pavlus olmasa Hristiyanlık olmazdı, Ömer olmasa İslamiyet'te çok şey eksik kalırdı.

    Neden E'yi değil de Atatürk'ü eleştiriyorsun diye soruyorlar: E'yi eleştirmek uzun vadede bir şey kazandırmaz ama Atatürk'ü eleştirmek kazandırır. Kendinize geçmek için büyük hedefler koyun; geçemeseniz bile ne kadar yaklaşırsanız o kadar fayda görürsünüz.

    İnsan hiçbir şeyi unutmuyor, her şeyi saklıyor.

    Yaşanmayan cinsellik Buda'yı bile sapkın yapabilir.

    Musa, Kızıldeniz'i ikiye yardığında televizyon izliyordum.

    Dünya edebiyatı ve sineması, Kabil'e çok şey borçlu.

    Ben çocukken, Kuran okuyan annesiyle dalga geçtiği için yaratığa dönüşen kız diye asparagas haber vardı; bu haber, dinde en az iki sene daha kalmama neden oldu.

    Fatih Terim ile tilkinin kaderleri aynı.

    Eskiden çok dindardım: FB, Chelsea'ye elensin diye çok dua etmiştim.

    Çok iyi hatırlıyorum: ilk iddaa kuponumu bir din dersinde doldurmuştum ve kazanmıştım.

    Küçükken Doktorlar'daki Ela'nın gazeteye verdiği nü fotoğrafını karakalemle çizmiştim, çok da benzemişti. Cinsel içgüdüleri küçümsemeyin.

    İslamiyet, cinsellik konusunda Hristiyanlığa göre daha gerçekçi.

    GS ile FB ancak BJK şampiyonluğa oynarken dost olabilir.

    ...


    Keyifli okumalar..
  • 352 syf.
    ·9 günde·9/10 puan
    Orwell’in 1948 yılında tamamladığı eser, yazarın “Hayvan Çiftliği” adlı eseri ile birlikte en kült kitabı sayılır. Kimilerine göre bir ütopya, kimilerine göre ise gelecek ile ilgili bir korku senaryosu 1984… Kabul etmeliyim ki benim için geç kalınmış bir okuma oldu. Zaten Orwell ile tanışmama vesile olan “Hayvan Çiftliği” kitabı da geç okunmuşlardan biriydi benim için geçtiğimiz yıl. 1984 ne kadar hayalî gibi görünse de anlatmaya çalıştığı şeyin dozu daha düşük bir versiyonunu bugün aslında yaşıyoruz diyebiliriz. Tek gerçeğin ve amacın, koşulsuz iktidarda kalmak ve hükmetmek olduğu, bu güç uğruna her türlü özgürlüğün ve muhalif düşüncenin hain ilan edilerek yok edilmesine endeksli bir dünya Okyanusya… Her evde sizi kontrol eden, izleyen, düşüncelerinizi analiz eden bir tele ekranın, iktidarın dijital polislik görevini koşulsuz yerine getirmesi bir yerden sonra çokta hayalî gelmiyor aslında. Şu an içinde bulunduğumuz zamanda da hükmedenin fikrine karşı dile getirilenler “hain” yaftası yapıştırılarak servis edilmiyor mu bizlere? Gerçekleri yayınlamak yerine hükmedenin istediklerini bize yayınlayan Orwell’in tele ekranlarının benzerleri evlerimize konuk olmuyor mu her gün?

    Gerçekliğin çarpıtılması ile ilgili toplumun aldığı tavrı bakın nasıl okuyoruz 1984’de:

    “Hiçbir şeyi kavrayamadıkları için hiçbir zaman akıllarını kaçırmıyorlardı. Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zaman zarar görmüyorlardı. Çünkü bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu…”

    Yine halkın ezilen ve sömürülen tabakası olmasına rağmen sömürüldüğünün farkında olmayan proleterlerden bahsederken şunu okuyoruz:

    “Proleterlerin korkulacak bir yanı yoktur. Kaderlerine terk edilmiş olan proleterler, dünyanın daha farklı olabileceğini kavrama gücünden yoksun bir biçimde kuşaklar ve yüzyıllar boyunca çalışacak, üreyecek ve öleceklerdir…”

    Winston’un işlediği düşünce suçu üzerinden 2+2’nin 5 ettiğine inanabilen bir işkence ve propaganda manzumesi ile sıfırlanan, buharlaşan hayatını Orwell’in kaleminden mutlaka okumalısınız.

    Unutmadan şunu da eklemek isterim. Kimin neden bu tip bir asparagas dedikodusu çıkardığını bilememekle birlikte; 1984, bugünün Pandemi salgınını falan anlatmıyor beyler bayanlar. Sadece tek bir satır olarak, dünyayı sömüren ülkelerin, insanları hızla öldürecek bir virüs üretebileceği düşüncesi geçiyor kitabın bir yerinde. Sadece bu satır üzerinden bir salgın ve salgının yarattığı yenidünya düzeni romanı falan değil yani bu kitap. Her kim bunu iddia ediyorsa kitabı okumadığından emin olabilirsiniz.

    Çok uzattığımın farkındayım ama titiz çalışması ile bize nefes ve ses olan Sayın Celal Üster’e de teşekkür etmeden olmaz. İyi ki böyle titiz, eli öpülesi çevirmenlerimiz var.
  • her gülücük bir fiyasko, her iltifat bir asparagas, her hediye bir skandaldı.