aksak sandalyeyi çekip oturdu sessizce
yeminini bozmuş bir edâyla korkuları vardı
bişey söylemek istiyordu
ama susacakları daha fazlaydı
oysa gitmek istemiyordu
hafiften bakmak istedi de yaşlar sakalını ıslattı
sonra bekledi ve çayını içmek istedi de yaşlar karıştı
sonra devrik bir cümleyle yutkundu
susmak istedi tekrar
meğerse sığamamıştı sığ hayata
kısa mesafelerde tükenirken ahmet erhan
karşıma çıkıveriyor attila ilhan mahur bestesiyle
ben sızımın yarasını sararken anlamış gibi bakma
gözlerimin yeşilinde eserken bu kısa film
ben sadece sustum oysa erdem değildi
hangimiz doğruyduk bilmiyorum
ben kalırken giden sen mi
sahte yaşamlar iki yüzlü kağıtlarda duramazken
mürekkep kokusu da sinerken yanık hüzünlere
bir ben gidemedim
bil istemedim anlamsız bakışlarımı