her şeyi değiştirdiler. çıplak yolculuk ettim, kleopatra gibi
iyice kaynatılmış hastane gömleğimin içinde.
ağrı kesicilerle köpürmüş ve acayip komik,
bekleme odasına götürdüler apar topar,
sevecenlikle elimi tuttu
kibar bir adam orada. parmaklarımın arasından değerli
bir şey kayıp gidiyormuş
duygusu verdi bana. karatahtadaki
tebeşiri siler gibi sildi beni karanlık, ikiye kadar saymadan…
hiçbir şey anımsamıyorum.
yassı mavi gök çemberi,
dışarı yuvarlandığımda ışıktan. midesine
girdim ayrımsızlığın, sözsüz yüklüğün.
havanellerinin anası bitirdi beni.
sessiz bir çakıltaşı olup çıktım.
dingindi taşları karnın.
hiçbir şeyin kımıldatamadığı
ısrarcı cırcır böceğinin ağız - çukurundan
sesler dökülüyordu yalnızca
bir sessizlikler avında.
kent halkı duydu bunu.
suskun ve ayrı taşları avladılar,
bulundukları yeri haykırıyordu ağız - çukuru
fetüs gibi sarhoş,
çorbasını emiyorum karanlığın.
kafataslarının arasına derin kökler
salacak karmakarışık bir yosun
yaratabilirsin. gizemlice,
kafasını koruyan herhangi birinin
daha önce görmediği omuzların altına,
sorulara meydan okursun:
başka bir tanrılığa kafa tutarsın.
kötü bir sona sürgün edilmiş olarak
isteksizce yürüyorum krallığının sınırlarında.