Ve herkesi işten çıkardıkları gün Marthe'la fena bir kavga etmiştik; ki aslında hepimiz er ya da geç bunu yaşayacağımızı biliyorduk. En yaşlılarımız kaygı içindeydi ve içlerinde bir hastalık gibi kabaran o inanması güç çalışma he-vslerini ve yalakalıklarını yatıştırmak gerekiyordu. O gün, burada hiç görülmemiş bir korku yaşandı; şehir ölüydü. Demir kepenkler, ıssız sokaklar, kendi ölümünü görmesi için şehri az da olsa hayatta tutmaya çalışan ertesi günün gazetesi, sokaktaki eylem, belediye binasının önündeki bronzdan yapılma büyük adamın heykelinin altında toplanmış kalabalık; ve işte hiddetli bağırışlarımızla biz, sırtımıza aldığımız öfkemiz, kendi pencerelerimizin önünde, kendi sokaklarımızda hep beraber olmaktan gelen gurur, özellikle de sendikalılarla birlikteyken bir anda kafaların üzerinde yükselen kırmızı bayrakların dalgalanışı, megafonlar ve işte bir nehir gibi biz. Ben Ide herkes gibi hissettim içten gelen o mucizevi itkiyi; sizi ağlatan, karnınızın içinden tutup boğazınızı sıkan. Tam o anda ses birden çok daha güçlü ve yankılı duyuldu; her birimiz yaptığımız şeyin ! çok büyük ve aşılmaz bir şey olduğunu, kollarımızla birlikte bizim iş gücünden daha fazlası olduğumuzu hissettik, ah evet, işte bizim evin oradan geçtiğimiz sırada... Ona, Marthe' a içerlememek için ne yapmak gerekirdi, Marthe a kırgın olmamak için bunu kafada nasıl yorumlamak gerekirdi; bizi görmesin diye Luc ü içeri kapatmıştı.
Öfkeli haykırışlardan, bağıran insanların çirkin seslerinden korkmasına lüzum yoktu ki, korunmasına hele hiç, ona sakin ve özenli bir şekilde açıklardık, ama tam da oğlumun beni görmediği o an, bir şeylerin nihayet içimde belirdiği ve bana güç verdiği o an, onun bir kez olsun bunu görmesini isterdim. Dünyanın hareketine karşı bizim de nasıl homurdandığımızı, ona nasıl