Paulo Coelho, bu romanda “mutlu olmalısın”, “normal olmalısın”, “hayattan memnun olmalısın” gibi cümlelerin aslında ne kadar baskılayıcı olabildiğini çok sade ama etkili bir şekilde gösteriyor. Veronika’yı okurken sık sık şunu düşündüm:
İnsan bazen her şey “yerli yerindeymiş” gibi görünse bile neden içten içe boş hisseder?
Kitap bana şunu fark ettirdi:
Asıl yorgunluk, yaşamak değil; başkalarının çizdiği hayatın içinde sıkışmak. Toplumun doğru, yanlış, normal diye çizdiği sınırlar arasında insan kendini kaybedebiliyor. Ve bu kayboluş çoğu zaman fark edilmeden oluyor.
Roman boyunca “delilik” kavramı çok düşündürdü beni. Gerçekten deli olan kim? Topluma uyan mı, yoksa kendisi gibi olmaya cesaret eden mi? Bu soru kitabı kapattıktan sonra da zihnimde kalmaya devam etti.
Bu kitap bana umut vermekten çok, uyanıklık verdi. Hayata otomatik pilotta mı devam ediyorum, yoksa gerçekten hissederek mi yaşıyorum diye sordurdu. Belki de en değerli tarafı buydu.
Veronika Ölmek İstiyor, insanı sarsan ama aynı zamanda durup düşünmeye zorlayan bir kitap. Bitirdiğimde şunu fark ettim:
Hayatı ertelemek sandığımız kadar masum bir şey değil.